11 Aralık 2008 Perşembe

KİMİLERİ CAN DERDİNDE KİMİLERİ MAL DERDİNDE


Merhaba Günlük,


Ders: Vatandaşlık
Öğretmen: Sınıfta değil
Konu: Yok
Sınıfın Durumu: Hiç sorma!


Caner elinde maket bıçağıyla koşturuyor. Damla yanımda kitap okuyor. Olgu, geziniyor. Seçil Çkm... uyumakta. Hasan'la Mehmet çok iyi anlaşıyor olacak ki birbirlerine sıkı sıkı sarılmışlar. Aralarına Burç da katıldı. Mehmet kalktı şimdi, grup bozuldu. Sema, Sena, Özlem ve Hasene İngilizce kitabını hırsla bitirmeye çalışıyorlar. Tıpkı Damla gibi... Kim daha önde diye yarış düzenlerdim, ama kusura bakmasınlar, vaktim yok! Bu arada maket bıçağı sanırım kırılmış. Gelişmeler ve diğer ayrıntılar az sonraaaaa....

Ne olacak bizim bu halimiz ? Test, ders, kitaplar, sınavlar, sorular... Hepsi Fen Lisesi sınavı ve ufak bir karne için! Bir sene boyunca bunlarla uğraşıp sinava girmek zorundayız. Sağ olsun Türkiye'nin üstün eğitim olanakları! GELİŞEN Türkiye'nin henüz hiç gelişmemiş bu eğitiminin mağdurları olmak kaderimizmiş demek... Neyse katlanmaktan başka çaremiz yok!

NOT: Kurban Bayramı yaklaştıkça sınıfta bir heyecandır, bir telaştır gidiyor. Kimileri can derdinde, kimileri mal derdinde! Neyse !

Bari bir şiirle veda edeyim sana... Bu tür yazılar yazmakta görüldüğü gibi başarısızım...



YAŞAMAK
Biliyorum, kolay değil yaşamak,
Gönül verip türkü söylemek yar üstüne
Yıldız ışığında dolaşıp geceleri,
Gündüzleri gün ışığında ısınmak,
Şöyle bir fırsat bulup yarım gün,
Yangelebilmek Çamlıca tepesine...
- Bin türlü mavi akar Boğaz'dan-
Her şeyi unutabilmek maviler içinde.

Biliyorum, kolay değil yaşamak,
Ama işte
Bir ölünün hala yatağı sıcak,
Birinin saati işliyor kolunda
Yaşamak kolay değil ya kardeşler,
Ölmek de değil,

Kolay değil bu dünyadan ayrılmak...

Nazım Hikmet


******



İHTİYARLIK

Benim, bardağın, sürahinin
Önümüzdesin, rengin uçmuş.
Bu, eski sevdiğim bir duruş
Elin, içinde benimkinin.

İçelim! Madem ömrümüz hoş
Geçmiş, atmamışız ayrılık
Madem ne bardağımız kırık
Madem ne de sürahimiz boş.

Bir gün ikimizden birimiz
İçmek veya doldurmak için
Burada olmayabiliriz.


******



SON TÜRKÜ

Kaybolmak üzere suya düşen bilezik,
Bak, bütün kırışıklar silindi sudan
Son saatime mi uyandım uykudan
Neden boş geçen yıllardın, içim ezik?

Durdu, beni ölüme götüren kervan
Eski bir şarkı söyleniyor rüzgarda
Duydum ki sevmeyi bilen dudaklarda
Benim ilahilerim hala okunan.

Sevdiğim, ellerime dokunaraktan
Beni çağıran bir eda var sesinde
Bu muydu insanlara son nefesinde
Görüneceğinden söz edilen şeytan?

Sular çekilmeye başladı köklerde
Isınmaz mı acaba ellerimde kan?
Ah! Ne olur bütün güneşler batmadan
Bir türkü daha söyleyeyim bu yerde!..

Orhan Veli



Orhan Veli'den bu kadar şiir okuduktan sonra daha fazla söze gerek yok herhalde.

Bir daha görüşmek üzere...

HOŞÇAKALIN...

9 Aralık 2008 Salı

REKLAMLAR


Selam Günlük,

Görüşmeyeli nasılsın be günlük? Beni sorarsan her eşref-i mahlıkat gibi eşref eşref geçinip gidiyorum. Bugünün tarihini mi soruyorsun? Ne farkeder ki! Sensiz zaman geçmiyor... İnşallah bu uzunca reklam arası senin için iyi geçmiştir.

Ha sana bir de kendimi tanıtacaktım değil mi? Adım Mehmet... Hatırladın mı? Hani şu numarası 659 olan. Neyse boşver!

Reklam arası diyince aklıma geldi. Daha az önce reklamlara şöyle bir göz atıyordum. Ne yönetimde, ne de ekonomide, ne de ithalat ihracatta reklam sanayisinde sahip olduğumuz zirveye ulaşabildik. Bu reklam tanıtımlarının % 42'si yabancı kaynaklı mamuller; geri kalanı ise kendi üretimlerimizi yansıtıyor.

Yabancılar : Neskafe, Profilo, Bridgestone...
Türklerinki: Sabah, Akşam, Milliyet, Hürriyet bir de milli gururumuz Baca Silgibilerinin reklamları.

Genel anlamda reklamın tarihçesi şu:
Radyo ve televizyon varolduğundan beri genel anlamda reklamlar vardır. (Afişler tabi ki hariçtir.)

Bizim konu neydi, bu arada! Haa şu reklam kuşakları... 5-6 Sene önce ve şu andaki reklamlar karşılaştırıldığında , şu anki reklamlar kısa metrajlı bir film sanki. Bu karşılaştırmamı daha iyi anlayabilmen için sana fazla detaylı olmayan iki reklam planı yapacağım:

***


I- (5-6 sene önceki ) Reklam:

1) Tanıtılacak Ürün: Otomatik çamaşır makinesi deterjanı ( Tursil Matik)
2) Amaç : Parası az tutsun, millet namımızı ezberlesin.
3) Süre : 5 saniye civarında...
4) Senaryosu : Tursil matik, Tursil matik, Tursil matik...

***



II-  Reklam (Evrimleşmiş Hali):

1)Tanıtılacak Ürün: Spor gazetesi ( Fanatik)

2)Amaç : Ne olursa olsun; parası ne tutarsa tutsun, gazete futbol fanatiklerine tanıtılmalıdır.
3) Senaryo : Şahıs aracıyla ilerlemektedir. Araç bir trafik lambasına gelir.Yeşil ışık yanmaktadır. Adam arabayı nedense ansızın durdurur. Bu aracın arkasında ise üstü açık volkwagen araba ve bu arabanın içinde iki yaşlı bayan vardır. Arabayı kullanan bayan arabanın yeşil ışık yanarken durmasına bir anlam veremez ve kornaya basar.
Öndeki arabada bulunan şahıs buna bir kızar, bir kızar... Arabadan hırsla çıkar ve garip bir müzik eşliğinde arkadaki araca aheste aheste yürümeye başlar. Yaşlı bayan korkudan , ne farkedecekse önce arabanın kapısını kilitler, sonra camlarını kapar.  Ancak aklına arabanın tavanını kapatmak gelmez. O anda trafik ışığı yaşlı bayanın imdadına yetişir. Sarı ışık yanar. Adam durur, tüm siniriyle sadistçe bir gülümseme atar. Adam sanki trafik ışığını hayatında ilk kez görmüş gibi sarı diye bağırır. Sonra kırmızı ışık yanar. ( Ben bu reklamı ilk izlediğimde adamın renk körü olduğunu sanmış ve yeşil diye bağıracağını sanmıştım.) Ancak adam kırmızı diye bağırır. 
Bundan çıkarılacak sonuç adamın tipik bir Galatasaray fanatiği olmasıdır.
4) Süre : Var gel bunu da sen düşün! ( Günlük)


Valla bu reklamların ne kadar tanıtıcı olduğu bilinmez ama senle bir geyik muhabbetine dalabilmek için güzel kaynaklardı...




33 Kişi sonra görüşmek dileğiyle...
Hoşçakal...

8 Aralık 2008 Pazartesi

TEMEL



Selam Günlük,

Şu an Din dersindeyim. "Türkçe İbadet" tartışmasından sıkılıp sana yazmaya karar verdim...

Beni sorarsan hiç iyi değilim. Çünkü yarın şu üç sınav var:

Biri deneme sınavı, diğerleri Fizik ve Biyoloji.

Olsun, ama ben sana diğer arkadaşlarım gibi şiirle veda etmeyeceğim. Sana ilk bahsedeceğim konu Trabzon insanları ve onlarla özdeşleşen hamsidir.

Bir kere Trabzon insanı çok sıcaktır. Hamsi de çok lezzetlidir. Benim bir çok arkadaşım var Trabzonlu. Bunlardan biri benim için çok önemli, adı Atacan. Sınıfımızın kahkaha makinasıdır. Hamsi kadar kıvrak zekasıyla hepimizi cezbetmektedir...

Şimdi de sınıfımızda oluşturulacak kabinenin bakanlarını yazayım:

Seçkin : Başbakan
Ali : Diyanet İşlerinin kendisine bağlı olduğu, Devlet Bakanı
Ozan : Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı
Mehmet : Orman Bakanı
Çağlar : Çocuk Hakları Bakanı
Çağla : İnsan Hakları Komisyon Üyesi
Neslihan: Kadın Hakları Üyesi
Muratcan: Tarım ve Köy İşleri Bakanı
Fatih : İç İşleri Bakanı
Seçil : Dış İşleri Bakanı ( Japonya'yla arası iyi)
Atacan : Denizcilik ve Turizimden Sorumlu Devlet Bakanı

Mustafa, Sema: Bakanlar, ama ne bakanı oldukları gelmedi aklıma...



Sana diğer bahsetmek istediğim konu Karadeniz insanı ve onların kıvrak zekasıyla doğmuş olan Temel fıkralarıdır.

Karadeniz insanı gerçekten kıvrak zekalıdır. Bu kıvrak zekası bazan garip olaylar meydana getirebilir.
Mesela bir Karadenizli gece sıcaktan uyuyamayıp kaloriferin vanalarını kapatmak yerine , üç saat kaloriferlerin sönmesini beklemesi, bu ilginçliklerden bir tanesidir.

Karadeniz insanının sıcak, sempatik ve üstelik örnekteki gibi ilginç hareketlerinin olması onların halk içinde sevilmesine neden olmuştur.

Şimdi birkaç Karadeniz fıkrasıyla devam etmek istiyorum:


* Öğretmen derste: "Hazreti Yusuf, balinanın karnından sağ çıktı. Bundan büyük mucize düşünelebilir misiniz?"
Öğrenci Temel atılmış: "Tersi daha büyük mucize olurdu!


* Temel, savaşta paraşütçü... Soruyorlar:
- Kaç başarılı atlayış yaptın?
-Bütün yaptığım atlayışlar başarılıydı. Ben de bundan buradayım...


*Temelin beynine kurşun sıkmışlar, kurşun Temel'in beyninde 15 dakika dolanıp durmuş...


* Cemal iki piyango bileti almış. Temel çıkışmış: " Niye iki tane aldın? Büyük ikramiye pi tane...


* Fırtınada rota kaybolmuş. Temel: "Pusula getirin" demiş. "Pusula yok, ne getirelim?" demişler. Temel: " Kelime-i Şahadet!"



Arkadaşlar benden bu kadar. Son olarak Cuma günkü maçımıza hepinizi bekliyorum.

Hoşçakalın...



NOT: Maç bugün... Hepinizi bekliyoruz. Şampiyon takımı görmek istiyorsanız tabi...

(Galatasaray 6 Poğan 1)

5 Aralık 2008 Cuma

BİZİM KÖYÜN İNEKLERİ (OZAN'DAN)



Selam Cefakar  Dost,


Hasene arkadaşım seni unutmasaydı evinde, bu satırları sana doğum günümde yazma fırsatı bulacaktım. Ama canı sağolsun.


Bu yapraklara yazmaya başlamadan önce  Fen Lisesini hedefleyen her arkadaşım gibi çalışıyordum. Ama benim durumum biraz farklı, açıkçası ben çalışmaya çalışıyordum.


Ben kim miyim ?  Dur tanıtayım.  Neredeyse tüm arkadaşlarımın ,yazılarına başlarken, soğukluğundan yakındıkları o orjinal esprilerin sahibi  Ozan... Eğer sen de güzel espri veya fıkralar duymak istiyorsan beklemen lazım. AZ SONRA!

Neredeyse tüm arkadaşlarımın  bahsettiği bir konu da aşk... El insaf, diyeceksiniz, ama ben bir cümlelik bir tanım ve bir dörtlükten sonra konudan uzaklaşacağım.

AŞK... Hislerin en yücesi, bağlanma duygusu...

AŞK
Hünkar beğendi misalidir aşk
Aslını bulmak pek zor
Çiğ köfte misalidir aşk
Acısını ne ben söyleyeyim ne sen sor.
Aşık Ozi. 

Ve  sıra geldi bizim Temel'e:
 1)
  Temel'in karısı bir gün kocasının pantolununun düğmesini dikerken sorar:
_  Biz kadınlar olmasa kim diker sizin düğmelerinizi?
Temel cevap için düşünmez:
_  Siz olmasaydınız düğmeye gerek kalmazdı ki...
2)
Temel'in bir penguen bulduğunu öğrenen arkadaşı Cemal, Temelin yanına gider  ve  o pengueni hayvanat bahçesine götürmesini söyler.
Ertesi gün Temel ile pengueni yolda gören Cemal sorar:
_ Sen hala bunu hayvanat bahçesine götürmedin mi?
Temel cevap verdi:
_ Cötürmez olur muyum,  cötürdüm. Ha şimdi de sinemaya cideyruz...



*******


Seninle bir türküden esinlenerek yazdığım,  arkadaşlarıma okuduğum, ama gerekirse bin defa daha okuyabileceğim bir şiiri paylaşmak istiyorum:


BİZİM  KÖYÜN  İNEKLERİ

inek inek dedikleri
Yalnız ottur yedikleri
Geceleri yastıklarıdır
Test kitabı dedikleri
A,B,C,D şıklarıdır
Sebebi hayatları
Gün be gün ezberlerler
Zamirleri sıfatları
Bu şıklardır tüm dostları
Yoktur sosyal hayatları
Geceleri uykularında
Fen Lisesidir rüyaları
 Fen Liseli dedikleri
En az 90'dır netleri
Su gibi geçince üç yıl
ODTÜ, İTÜ tek dilekleri
ODTÜ, İTÜ dedikleri
Profesördür öğretmenleri
Dört büyük yıl ardından
Mezuniyettir sevinçleri
Dedik ya ottur yedikleri
Ottan kottur giydikleri
ODTÜ, İTÜ'den sonra
Mühendistir dünün inekleri
Mühendis olmasına mühendistir ama
Bir soru takılır kafama
Kalır mı ki geriye bir hatıra
Dersten ve sınavdan başka
Elbet çalışmak lazım
Başarıya giden bu yolda
Ama kopmayalım hayattan
Bozuk sistemin koynunda

Der ki Aşık Ozan dur dinle
Şu dünyaya bir bak hele
İyi güzel çalış ama
Değişmez bu düzen kimya ile fizikle.



NOT:  Okulumuzun basketbol maçlarında bizi taraftar desteğinden mahrum bırakan okul yönetimine teessüf ederim.
YÖNETİM UYUMA
TAKIMINA
SAHİP ÇIK !


Ozan K......
575- 8/A
Öğretmeninden not: Sevgili Ozan, yıllar sonra yazdıklarına baktıkça hayallerinin gerçekleştiğine tanık olduğum için kendimi çok mutlu hissediyorum.
Fen Lisesi dedin, kazandın. İTÜ dedin, başardın. Mühendis Ozan Bey olduğunu bilmek çok gurur verici. Diğer arkadaşların da hedeflerine ulaştılar, ne güzel...
Bayramınız kutlu, yolunuz hep açık olsun...
Hepinizi  sevgiyle kucaklıyorum.

4 Aralık 2008 Perşembe

İYİLİK

11.Ocak 2001
Perşembe



Merhaba Sevgili Günlük,

Uzun bir aradan sonra yine buluştuk. Gerçi her pazartesi ve cuma buluşuyoruz, ama böyle bire bir buluşmak daha anlamlı oluyor. Ben de ne ilginç ne de komik şeyler yazıyorum.

Sana bu sefer iyilikten bahsetmek istiyorum. Tolstoy'un bir sözü var:

" Eğer iyiliğin bir sebebi varsa o artık iyilik değildir. Eğer sonuçları yani ödülü varsa yine iyilik demek değildir. Bundan ötürü iyilik, sebep ve sonuç zincirinin dışındadır."

Bununla, anlaşılıyor ki iyilik sıradan bir şey değildir.

Hayatımızın içine hava, su gibi yerleşmiş sebep-sonuç iyilikte yoktur. İyilik yapan, iyiliğini unutur, ama yapılan asla unutulmaz. İşte bu yüzden en güzel sermaye iyiliktir. Karşılığında size para kazandırmaz, ama dostluklar, arkadaşlıklar kazandırır. Zaten iyilik insanları birbirine bağlayan altın zincirmiş. Şu anda insanlar birbirine pamuk ipliğiyle bağlı olduğuna göre, demek ki iyilik diye bir şey kalmamış. Yapılan iyilikler de çıkar oranında değişiyor. İşte bu yüzden sizlere, iyilik edin denize atın, diyorum.

Şimdi sizlere, benim çok hoşuma giden sözleri okumak istiyorum:


* Yaptığımız şeyler için pişmanlık zamanla geçer, ne var ki; yapmadığımız şeylere pişmanlığın çaresi yoktur.

* Ailen, fırtınalı bir denizden kaçan geminin sığındığı limandır.

* Az söyledim, dikkat ettim kalbini kırmamaya; çekindim kalp kırmaktan, yoksa sözüm çoktur sana...


* Güneşi sevdiğini söylüyorsun
Güneş çıkınca gölgeye kaçıyorsun

Rüzgarı sevdiğini söylüyorsun
Rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun

Yağmuru sevdiğini söylüyorsun
Yağmur çıkınca şemsiyeni açıyorsun

Biliyor musun korkuyorum
Çünkü beni sevdiğini söylüyorsun



Hasene K......
8-A 568

27 Ekim 2008 Pazartesi

SANSÜRE HAYIR

???????

UTANIYORUM ÇOCUKLARIM SİZLERDEN!

!!!!!!!

4 Ekim 2008 Cumartesi

ÖZLEM- LİSELİM

09.01.2001
Salı

Merhaba Sevgili Günlük,

KİM OLDUĞUMU BOŞVER !

Şu anda Din dersindeyiz. 8. saat... Benim de canım sıkıldı, sana yazayım dedim.

Damla'nın yoğun duygularla dolu günlüğünden sonra biraz sıkıcı olacak belki ama ben de sana AŞK konusunda bir şeyler yazmak istiyorum.

ÖNCELİKLE>

Sınıfın Durumu : Neslihan, Çağla ve Olgu aralarında konuşup gülüyorlar. Neye güldüklerini bize de söyleseler de gülsek... Şu anda gülmeye ihtiyacım var, çünkü çok sinirliyim. Kime ve niye olduğunu boşver.

Evet... Neslihan ve Çağla'nın kurmuş olduğu kuruma Kuntay ve Fatih de katıldı.

Neslihan ve Seçil ise kendi aralarında konuşuyor. Büyük bir ihtimalle kullandıkları dil İngilizce.

Sena ve Sema da beni izliyorlar. Sanki maymun oynatıyoruz burda. Hasene de yanımda öyle oturuyor.

Ozan, o meşhur şiirlerine bir yenisini daha eklemekle uğraşıyor. Ekonomik problemler felan !

Deniz, Ozan'ın yanında ne yaptığı belirsiz. Seçkin, sırasında her zamanki duruşuyla (elini çenesine koyup) çevresine bakıyor. Bir de Muratcan, Mustafa ve Ali'nin konuşmalarına balıklama dalışlar yapmaya çalışıyor. Seçil, Seçkin'in yanına oturdu, dememden anlamışsınızdır. Nerede görülmüş küçük Seçil'in , Şeçkin'in yanına oturduğu...

Murat, Tuğrul, Damla ve Cansu hükümeti kurmakla meşguller...
Burç ve Çağlar sanırım astrolojiyle bu hafta başlarına gelecek olayları çıkarmaya çalışıyorlar.
Mehmet, her zamanki gibi sırasına oturmuş bir şeyler yazıyor.

Ah Mehmet ! Neden kimseye yaklaşmıyorsun? Anlamıyorum...

Haaa... Bu arada Almanca ikinci saatmiş.
Ayşe: Parçayı işleyecek misin ?
Fatma: Tabi ya ! Kontrol eder meder rezil oluruz valla !
Ayşe : İyi o zaman, ben de işliyim.

Şimdi size bir soru: ASIL KONUMUZU HATIRLAYAN VAR MI?

Ben hatırlıyorum ve hatırlatıyorum: AŞK

İnsan hangi nedenden dolayı aşık olur ?
Karşısındakinin güzelliğinden veya yakışıklı oluşundan mı etkilenir?
Ben bu tür bir sevgiyi aşkın kapsama alanı içine almıyorum. Bir de hoşlandıkları için birçok gerekçe gösterenler de var: sempatik, çekici, çalışkan, gözleri güzel, yakışıklı...
Nasıl oluyor ki on kişiden hoşlanıyorsun ? Aman olur mu olur ! Ama uzaktan pek hoş görünmüyor ! Neyse...

Ben şunu da anlamıyorum. Bir ay birinden, bir ay başka birinden hoşlanmak ! Anlamıyorum dedim ya... Ne denir onu da bilmiyorum. Bence birinden hoşlanırsın ve ona bağlanırsın ve en sonunda o makul şeyi bulursun. Ben biraz da kendime göre değerlendiriyorum herhalde...

Bu huyumu hiç sevmiyorum. Birisini sevdiğim zaman ondan kopamıyorum. Bana ne kadar kötü davranırsa davransın, ne kadar ters bakarsa baksın , ona bakarken gözlerimin anlattıklarını gizleyemiyorum.

Anlatamıyorum ki... Hani diyorum, insan sevince tam sevmeli ! İkinci Bahar'ı izleyen varsa Neriman Hanımın " Sevmek yeri geldiğinde vazgeçmeyi bilmektir." sözünü hatırlıyorsunuzdur. Ben bunu yapamıyorum . Sonunda ne olacak Allah bilir. Sene sonuna kadar herhangi bir patlama söz konusu olmadan sağ salim çıkabilirsem ne mutlu...

(EN SON: Size bir ipucu : Sizi sevip sevmediğimi gözlerime bakarak anlayabilirsiniz.)

Hayatta sevip de sevilmemek kadar kötü bir şey var mı ? Bazen olur ya Allah'a isyan edersiniz. Benimki de bir çeşit isyan : Allah'ım eşitlik bu mu ? Kimileri deli gibi sevilirken, kimileri sadece o kimilerini deli gibi sevmekle kalsın !

Hayat bu, bekliyoruz. Elbet bir gün diye başlayan cümlelerimiz için o bir günün gelmiş olmasını bekliyoruz. Sabreden derviş muradına ermeden gebermiş, derler ya öyle olacağız herhalde.

İşte... On sayfa da yazsam, yüz sayfa da yazsam; beni, yaşadıklarımı yaşamadan anlayamazsınız.

Şimdi, geçenlerde Ordu'daki bir arkadaşımdan gelen mektupta yazılı olan bir şiiri yazmak istiyorum. Daha doğrusu birbirinin devamı olan üç şiir... Ama ondan önce kendi yazdıklarımdan bir tane yazayım.

BİR SEN VARDIN

Bir sen vardın bende
Bir de sen yüreğimde
Bir başka tarafta ise
Sen vardın

Bir sen vardın bende
Nefret duyulan
Bir de sen bende
Deli gibi sevilen

Bir sen vardın bende
Orda, kuytu bir köşede
Bir de sen bende
Her yerde...

Ben ise sende
Hiçbir zaman, hiçbir yerde
Bir ben olsun sende
Sevilen ve sevilecek

Özlem
(Hacı Şakir'e)


Şimdi de o şiirler :

LİSELİM
(Kıza Gelen İlk Mektup)

Aklıma sen geldin birdenbire
Bırakıp gittiğimden beri ne yaptın
Hala bana lanet yağdırıyor musun
Yoksa özlemim mi yakıyor içini
Beni kolay kolay unutamıyorsun liselim
Sana " Artık yürüyemeyecek " dediğim günü
Kabuslarında görüp sıçrıyor musun
Gözlerine dolan yaşları silmek için
Saf saf toz kaçtı dediğini hatırlıyor musun
Sırana adımı yazmıştım liselim
Attığın her adımda adımı sayıklıyor musun
Arkadaş grubunda ben konuşulduğumda
Gözlerin kızarıp doluyormuş liselim
Ben her zamanki gibiyim
Senden başka birçok kızla çıktım
Hepsi de güzeldi tabi
Zevkliyimdir bilirsin liselim
Sahi senin ilk aşkın bendim galiba
Çabucak bağlanmıştın bana
Hala bana bağlısındır eminim
Bu düğümü sen çözemezsin bir tanem
Mektubumu alınca umutlanmazsın umarım
Benim defterimde geri dönüş yoktur
Bilirsin seninle güzel günler geçirdik
Bir ara ben de sevdim seni
Hala hoşuma gidiyorsun tatlı kızsın liselim
Benden ümidi kes olur mu
Çık, toz, gez liselim
Bu ara derslerine çalışmayı unutma
Ha ! Beni de düşün bu arada
Mutluluklar dilerim liselim
ELVEDA

LİSELİM
(İkinci mektup)

Dün arkadaşlarla görüştüm
Önceki mektubum seni çok yıkmış dediler
Üzülmeni sağlamak değildi amacım
Sadece benden köy kasaba olmaz demiştim
Yoksa seni severim bilirsin
Bana seni anlattılar beni ne çok sevdiğini
Derdinden sigaraya başlamışsın öyle mi
Hem de pek çok içiyormuşsun
Kendine acı liselim
Herkese beni anlatıyormuşsun
Bana taptığın doğru mu
Şimdiye kadar böyle sevilmedim ben
Böylesine yanan olmadı bana
Korkuyorum liselim korkuyorum sana aşık olmaktan
Sadık sevgin içimdeki alevi deşti
Kıvılcımları korlara düştü
Artık sevgin karşılıksız değil
Çünkü SENİ SEVİYORUM


LİSELİM
(Üçüncü mektup)

Bana dön liselim
Hatalı olduğumu biliyorum
Biliyorum hala beni seviyorsun
Sınıfta sırandan adımı silme ne olur
Ve kalbinde azıcık daha tut
Düşün çok düşün sen böyle değildin
Beni geri al liselim
Şunu iyi bil yalnız
Bu sana son söyleyişim
Bu sana son yalvarışım


LİSELİDEN
(Kızın Gence Cevabıdır)

Eğer bir gün
Liseli bir kız görürsen beni hatırla
Eğer onun yanında da
Başında kavak yelleri esen bir genç varsa
Beni hatırla
Onlarla köşe başında ayrılıyorsa DUR
Ve acımadan yıktığın sevgimizi hatırla
Sana verdiğim sevginin yarısını
Bir çiçeğe verseydim
Bana dört mevsim çiçek açardı
ELVEDA

Özlem K.....
8-A 557

3 Ekim 2008 Cuma

BURÇ- ÇOK ÇALIŞAN ÇOCUKLAR KERVANI


8 Ocak 2000
Pzt.

Selam Günlük,

Sana hızlı bir giriş, kısa ve öz bir yazı yazıp ( şayet yapabilirsem.) çok çalışan çocuklar kervanına katılmak istiyorum.

Konu 1: ( Sana yazılanlar)... Valla, şahsen bana günlük dendiğinde aklıma insanların yaşadıkları acı tatlı anıları içeren veya başlarından geçen ilginç olayları barındıran bir tür kitap aklıma geliyor. Kimseyi eleştirmeyeceğim, çünkü ben de böyle yapacağım !..

Konu 2: ( Güncel )... Sana başımdan geçenler yerine , güncel olayları yazmak istedim.

İlk örnek tabi ki Hülya Avşar olmalı. Yeni kaseti çıkyı tabi. Televizyonlarda fink atıp ben haklıydım, dedem o benim, diyip reklam yapması lazım. Her şeyi kendi açımızdan düşünmemeliyiz.

Bir başka örnek ise elbette Banu Alkan. Ben bu kadını anlayamadım doğrusu. Herkesin ona karşı görüşü: Aptal, kendini rezil eden biri mi, yoksa aptal gibi görünüp aslında kendi reklamını yapıp yolunu bulan bir uyanık mı? Anlayamadım...

Konu 3: (Bizim halimiz : sınıf 8/ A )... N'olsun işte herkes ya ot yiyor ya da ona benzer bir şeyler yapıyor. Sınıfın durumu fena diil, bence ! Tabi sınıfın içinde bir poğaça veya kola tüketmeye kalktığında sınıftakilerin delidanalar gibi top oynaması dolayısıyla Seçkin'in bana, suçsuz olan bana, suikastte bulunması gibi veya tam derse konsantre olmuşken arkadan bir kişinin sırana vurması gibi olaylar Zonguldak'ın ilk 36'sı olan sınıfımıza kara leke vuruyor...

Konu 4: ( Eee)... Arkadaşlardan birkaçı öğretmenlerimiz için onlara uyan diğer meslekleri yazmışlar. Ben de öğretmenlerimizin (birkaçının) ev adresini yazacağım.

H.... Bey: Sen Çık Oğlum Mah. Koruma Sok. Derneği Apt. No: 3.000.000
N..... Hanım: Turup Manavının Yanı.
A..... Bey : Anadolu Lisesi Ormanının Kralı.
Ü.... Hanım : Dümdüz Git. Gördüğün İlk Uçurumdan Atla.
S..... Bey : Halkalı Şeker Sok. Düzgün Hiza Solaa Çark, Rap Rap Apt. No: 1-2-3-4.
O.... Hanım : Boşver.
A...... Hanım : Korkma Mah. Daha Canlı Sok. Hani Hece Bağı Apt. No: 3.5
N...... Hanım : Fener Mah. Bizim Evin Üstündeki Sokak No: Bilmiyorum.
Y..... Hanım : Beyinsiz Mah. Söylesem de Unutursun Sok. Salak Salak konuşma APT. No:0
S.... Hanım : Right Mah. Gou Know Sok. Pull Your Socks Up Apt. No: 007 ENGLAND


Görüşmek Üzere...

8-A Burç K.....

26 Eylül 2008 Cuma

DAMLA-AŞK

6 Ocak 2001

Selam Günlük,

Ben Damla... Yeniden karşılaşmak ne hoş değil mi? Bir önceki seferde olduğu gibi yine duygularımı seninle paylaşacağım. Bu seferki konum AŞK !

Aşkın tanımı herkese göre değişir. Aşk diyince benim aklımda da birkaç tane tanım oluşuyor. Bunlardan birisi biyolojik bir tanım:

" Karşı cinsiyetten olan bir insanın görüntüsü görme duyu organı olan göze gelir. Sonra gözdeki saydam tabakadan ve göz bebeğinden geçerek merceğe gelir. Mercek ile görüntü ağ tabakaya ters düşürülür. Beyne iletilen görüntü düzleştiği zaman nasıl olursa adrenalin salgısı ve kalp atışı artar. İnsanın yanakları pembeleşmeye başlar. İşte buna aşk denir."

Ayrıca doğanın kanunlarından olan aşk da vardır. Aslında üzerinde değişiklik yapılmaz. Yapılsa da üzerinde değişiklik yapılmaz. Aşkın konumunu yeniden yazmak şarkılara da konu olmuştur. Anlayacağınız tartışılan bir konudur. Aşk konusunda yardımcı olan kuruluşlar da vardır. Gazetelerdeki "Güzin Abla" gibi köşeler ve "Film Gibi" programı en çok kullanılanlardır.

Az önce saydığım tanımlar biraz abartılı tanımlardır. Aşkı tam olarak tanımlayabilmek için gerçek aşkı yaşamak lazımdır. Arkadaşları bilmem ama dürüst olmak gerekirse ben gerçekten aşık olmadım. Daha doğrusu bana pek gerçek aşkmış gibi gelmedi. Sanırım platonik gibi bir şeydi.

Söylemem gereken bir şey daha var. Her insan farklı kişilerden hoşlanabilir. Gönlümüz bir kelebek ya da sinek misali her şeye konabilir. Başkalarının hoşlandığı kişiler hakkındaki düşüncelerimizi , olumsuz bile olsa , uygun bir dille anlatmak en doğrusudur. Dalga geçmeye hiç gerek yoktur. Hoşlandığınız biri varsa bunu ona açıkça söylemek en doğrusudur. Kulağına başka yollardan gitmesi de çok yanlış olur. Daha doğrusu yanlış anlaşılır. Size hiç ummadığınız biri gelir ve sizden hoşlandığını söylerse o kişi hakkındaki düşüncelerinizin olumsuzluğa gitmesine izin vermeyin. O kişiyi kişi olarak sevmeseniz bile insan olduğu için sevin.

Ayrıca çok beğendiğim bir söz :

" Ömür boyu bir gül peşinde koşanlar, ezdikleri kır çiçeklerinin farkında bile değillerdir."

Evet Günlük, yazacaklarım bu kadar. Sana birkaç tane de arkadaşlarımdan aldığım ufak tefek şiirleri yazmak istedim. Dinlersen sevinirim...

SON BULUŞMA

Merak ediyorum söyleyeceklerini
Nasıl olursa olsun anlat Sevgilim.
Kavuşmak yok ki cihanda, ayrılık olsun.
Sil gözlerini.

Ben seni sevdiğimden pişman değilim,
Gözyaşı var yere, gözyaşı var yüze damlar.
Sevmeden sevilmek, sevilmeden sevmek var.
Gayrısı yalandır, gerisi yalan
Ve bütün efsane işte o kadar.

Bu öyle bir afet ki korksan bile adı yok.
Yalnız; dudaklarında hapis hisler kalmasın.
İnanmazsan ölüm yok, inanırsan tadı yok.
Ellerin titremesin, göğsün inip kalkmasın.

Gözlerinde biriken birkaç damla yaş
Üzüntüden akmasın
Bir sel biriktir ki içinde
Yalnızca mutlu olduğun zaman aksın.


SORU

Bir soru sordular bana
"Gözlerde başlar, gözlerde biter" diye.
Düşündüm günlerce, haftalarca, aylarca
" Uykudur" dedim. Bana güldü yavaşça
" Belli hiç aşık olmamışsın" dedi.


OH... BE !..

Hey ! Hey ! Uyuyamıyor musun geceleri ?
Vah ! Vah ! Kaçırdın mı keçileri ?
Bak sen ! Bana aşık mı oldun ?
Allah Allah, güldürme beni.
Senin gibilerine deli derler deli !
Gerçekten seviyor musun beni ?
Hay Allah ! Nasıl da unuttum.
Sana diyecektim ki şeyyy !..
Bakmasana yüzüme böyle
Küstüm işte söylemiyorum.
Aman canım anlasana
Ben de seni seviyorum...
Oh... Be!..


SENİ DÜŞÜNÜYORUM

Sabah yemek yiyemiyorum
Çünkü seni düşünüyorum
Öğlen yemek yiyemiyorum
Çünkü seni düşünüyorum
Akşam yemek yiyemiyorum
Çünkü seni düşünüyorum
Gece uyuyamıyorum
Çünkü çok açımm !!!

Not: Söylediklerimi kimse üzerine almasın...

Şimdilik hoşçakalın...

Damla Ö. Ö.
8-A 511

19 Eylül 2008 Cuma

SEMA- KURABİYE HIRSIZI


Selam Günlük,

Ben Sema... Bu sana ikinci yazışım. Görüşmeyeli nasılsın ? Beni sorarsan çok iyi olduğumu söyleyemem. Neden mi ? Çünkü bayram ve yılbaşı tatilinin birleştiği on günlük tatilin ardından tahmin ettiğimiz gibi yazılılar peş peşe sıralandı.

Öğretmenlerimiz tek tek yazılı tarihlerini söylediğinde pek düşünmemiştim. Ama haftaya hangi yazılılar var, bir bakayım, dediğimde az kalsın dudağım uçukluyordu !

Pazartesi, Din Kültürü yazılısı ; salı günü yok (neyse ki ); çarşamba günü Vatandaşlık, Almanca ve sanırım bir de Türkçe ; perşembe günü Fizik ve Tarih; cuma günü de Kimya yazılıları var. İşin kötü yanı bunlardan başka üç ya da daha fazla yazılımız var. İşimiz biraz zor anlayacağın. Her neyse bunlarla seni daha fazla sıkmak istemiyorum. Ben de düşündükçe fena oluyorum zaten.

Bu konudan uzaklaşmak için sana güzel bir hikaye yazayım :

KURABİYE HIRSIZI

Bir bayan havaalanında tatile çıkmak üzere uçağı bekliyordu. Bu sırada vakit geçirebilmek için kitap ve bir paket kurabiye satın aldı. Daha sonra bir yere oturup beklemeye başladı.

Bu arada bir yandan kitabını okurken bir yandan da kurabiyelerini yiyordu... Bu sırada yanındaki adamın kurabiyelerini izin almadan paylaştığını gördü.

Bir kurabiye kadın alıyor, bir kurabiye de adam alıyordu. Derken kurabiye paketi boşaldı. Ve sadece bir tane kurabiye kaldı. Kadın bu cüretkar ve kaba kurabiye hırsızının, bir kurabiye kaldığında ne yapacağını çok merak etti ve beklemeye koyuldu.

Adam dikkatle bu kurabiyeyi ortadan ikiye böldü ve bir yarısını ağzına götürdü. Kadın çok sinirlenmişti. Kalan yarım kurabiyeyi ağzına atarak kalktı ve hızla uçağına doğru yürümeye başladı.

Uçağına bindi, yerine yerleşti. O, cüretkar ve kaba adamdan kurtulduğu için çok rahatlamıştı... Ve güzel bir yolculuk geçirmek için arkasına yaslandı. Tam bu sıra aklına çantasındaki kitabı geldi. Kitabı almak için çantayı açtı ve gördüğü şey karşısında şok oldu !

Satın aldığı kurabiye hiç paketi açılmamış bir şekilde çantasında duruyordu...

Havaalanındaki adam, onunla hiç itiraz etmeden kurabiyelerini paylaşmıştı. Ve asıl cüretkar, kaba, kurabiye hırsızı kendisiydi.

Geri dönüp özür dilemek istediyse de artık çok geçti. Uçak çoktan havalanmıştı...


Yine Görüşmek Üzere...

Hoşçakal.

Sema K....
8-A 493

MUSTAFA


Selam Günlük,

Ben Mustafa, uzun süren bir ayrılıktan sonra tekrar seninle birlikteyiz. Unutmadan yeni yılını ve geçmiş bayramını kutlayayım.

Söylediğim bu günler nedeniyle yapılan uzun tatilden sonra okul temposuna ayak uydurmaya çalışıyoruz. Bunun yanında haftaya başla başlayacak yazılılar aklıma geldilçe moralim iyice bozuluyor.

Böyle bir durumda sana komik şeyler yazmak kolay değil. Her neyse bunu bir kenara bırakalım.

Sana ne yazacağımı araştırırken dikkatimi çeken bir paragrafı yazmak istiyorum. Bence günümüzün insanlarının düşmüş olduğu durumu çok iyi açıklayan bir paragraf :

KAYIPLAR

"insanoğlu bir gün virgülü kaybetti. Söyledikleri birbirine karıştı. Noktayı kaybetti. Düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları. Ünlem işaretini kaybetti bir gün de . Sevincini, öfkesini, bütün duygularını yitirdi. Soru işaretini bir başka gün... Soru sormayı unuttu, her şeyi olduğu gibi kabul eder oldu. İki noktayı kaybetti bir başka gün. Hiçbir açıklama yapamadı. Hayatının sonuna geldiğinde elinde sadece tırnak işareti kalmıştı. İçinde de başkalarının düşünceleri vardı yalnızca. Hayatınız boyunca hiçbir şeyinizi kaybetmemeniz dileğiyle..."

Şimdi bir fıkrayla bu birlikteliği bitirmek zorundayım. Tekrar görüşmek üzere...

SANA DEMİYORUM

Temel ile Dursun birbirine küserler. Aradan hayli zaman geçtikten sonra Dursun keçisini satmak için şehre inmeye karar verir ve yola çıkar. Yolda Temel'le karşılaşırlar. Küsler ya , Temel Dursun'dan tarafa dönerek şöyle seslenir :

- O yanındaki eşekle nereye cidiysun ?

Dursun, kafasını çevirerek biraz da kızgın bir şekilde :

- O, eşek değildur, keçidur da !..

diyince Temel şöyle der :

- Sana demiyrum, keçiye diyrum da !..


Mustafa Ç.
8-A 446

15 Haziran 2008 Pazar

İŞTE YİNE BEN


Merhaba Günlük,

İşte yine ben ( Çağlar). Eee naber la ? ( Set by Seçkin) İyisin iyi...
Ne yazıyım, ne yazıyım diye kara kara düşünüyorum. En iyisi classic bir giriş yaparak şiir yaziyim, diyecektim ama vazgeçtim.

Şimdi sana bir insanın ömrü hakkında yapılan araştırmayı yazacağım.

Bir insan ortalama olarak üç yılını beklemekle, beş yılını yıkanıp giyinmekle , bir yılını telefonla konuşmakla ( bi dakka hiç böyle saçma şey olur mu ya ), altı yıl yemek yemekle ( bu insandan insana değişir tabii, bazısı yirmi yıl yer; bazısı bir yıl ), beş yıl seyahat etmekle , sekiz yılını hastalıkla, yetmiş gününü aynaya bakarak ( aynada ne varsa) ve on gününü de burnunu silerek geçirirmiş.

Şimdi de sana " kalp " ilgili bilgi vermek istiyorum diyorum ama sen inanma.

Kalp normalde dakikada 60-70 defa atar, yani bir ömürde 2-3 milyar kadar... Kalp 120000 km.lik bir damar ağına kan pompalar. Bu ağın uzunluğu dünyayı 3 defa dolaşır. Yetişkin insanın kalbi saatte 340 lt kan pompalar. Bu hızla yedi dakikada bir kamyonun deposu doluyor. Bir günde ortaya çıkan kas gücüyle bir tır üç metre yukarı kaldırılabilir. İyi de o zaman niye bunların hepsini yapamıyoruz. Biz salak mıyız ? Neyse bunları burda yazmayayım.

Şimdi de sana günümün nasıl geçtiği hakkında bilgi vereyim. Sabah yedide kalkıyorum.Çalar saat yüzünden , demek isterdim ama saatten önce annem maşallah radar gibi tam 7.03'te her sabah beni uyandırıyor. Derken okula geliyorum. İki gün 8 saat, iki gün altı saat ve ohh nihayet cuma günü beş saat derse katlanmak zorunda kalıyoruz. Hayır bu kadarla kalsa iyi , yanlışlıkla silgin yere düşüyor, salağın biri alıyo yere atıyo, sonra sınıfın içinde top oynayıp hoca gelince , "Aaa Çağlar niye top oynuyosun !" diyenler var. Hadi bunları da geç İngilizce dersinde S..... hocamız: " Çağlar, en son ne dedik ? " diyince cevap veremiyorum tabii. Sonra da aa " Ashome on you " , " well this really gets on my nerues " gibi sözler sarfediyo. İşte benim bütün hayatım bundan ibaret.

Ayrıca Oğuz arkadaşımız bütün müdüriyetin öğretmen olmasaydı ne olacağını yazmış. Ben bunlara birkaç öğretmen daha ekleyeceğim.

N.... K.... : Mutfak robotu satıcısı,
S.... K.... : Dakikada 36 tavuk yiyerek Guiress Rekorlar kitabına geçmiş bir kişi ,
I.... B.... : Erkek manken,
S....B.... : Somurtkanlar derneği başkanı,
Y.... K....: Beyinsiz insanlarla alay eden bir kişi,
S.... Ş....: Karşılaştırma ve küçük düşürme uzmanı,
Türkçe öğretmenimiz :
Müzik öğretmenimiz : 30 oktavlık soprano sesli herhangi bir kişi,
O.... H.... : Yorumsuz
Biyoloji öğretmenimiz: Dünyanın en hızlı ve aynı zamanda en bayygınn konuşan kişisi.

Benden bu seferlik ama sadece bu seferlik bu kadar ... Byee.

Çağlar A....

" Hell Diablo " ( Hedi lenn B Salak ! )

AYRILIŞ DESTANI

Selam Günlük,

Sana yine bir şey yazamayacağım. Çünkü arkadaşlardan ne bir espri ne de bir fıkra kaldı. Ben yine sana bir şiir yazayım.

AYRILIŞ DESTANI

Gel vatan yas tutan ocaklara gel
Oğul Mustafalı kucaklara gel
Gel kara yazılı çiçeklere gel
Dal gözüme vatan ATA'n geçiyor.

Ektiğin gündüzdü, biçtiğin gece
Güzelim ekini bastı delice
Harpte sabahlara, cenkte kılıca
"Ab-ı hayat " ları katan geçiyor.

Gün görünür güne bakana her şey
Ne görsem benziyor bak, ona her şey
Başlamış şeklinden uyana her şey
Sanki her şeyden o kan geçiyor.

Bütün yurt dağların üst üste koyun
Üste gelincikli yazılar yayın
En üste bir yıldız , bir ay döşeyin
Önümden böyle bir vatan geçiyor.

Bir millet kalınca sallar üstünde
Bir vatan boyunca yollar üstünde
Dağlar bedenince küller üstünde
Kanayı kanayı bir tan geçiyor.

Onu bize gökten zafer getirdi
Onu bizden alıp zafer götürdü
"Yar görmesin" diye doğmuş koç sırtı
Devirler üstünde yatan geçiyor.

O bindi al atlar kesildi yağız
O indi : Bir yanardağ oldu Yavuz
On santersin delirdi deniz,
Hala Marmara'dan figan geçiyor.

Defne, Burcu burcu seril yerlere
Bak, selama durmuş minarelere
Bir şair şehirden , bu aşık şehre
Bir bayrak dolusu destan geçiyor.

Zeki Ömer Defne

23 Mayıs 2008 Cuma

ATIM ŞARANPOLE YUVARLANDI GÜNLÜK

Naber Günlük,

Ben Oğuz, tanıdın mı ? Hani şu Beyaz Atlı olan... Eğer tanımadıysan sana şu sözler yakışır :"You yet on my? Ashome on your? "

Az önce Matemetik yazılısına çalışıyordum, yorulunca aklıma sen geldin. Nedense bugün sana yazacak bir şey bulamıyorum. Bu yüzden gazete karıştırmaya başladım. Ve güzel birkaç şey buldum. Bir tanesi geliyor :

Küçük İlanlar :

Yufka imalatında çalışacak en az 1.70 boyunda sarışın, genç, mütansip vücutlu , anlayışlı, patronunu üzmekten kaçınacak yufka yürekli bayanlar aranıyor. Yatacak yer kesinlikle verilir.
Müracaat: Yufkacı YUSUF Tlf. 0542 655 47 18.

***

Müzik aleti böyle mi çalınır ulan ! Bir haftadır kulağımızı şey ettin!
Ya şunu adam gibi çalmayı öğren ya da ben gelip o aleti... kıracam.
Huzur Sitesinden Üst Kat Komşun Recai.

***

Kuaför Selami, Allah seni kahretsin emi ! Bu ne biçim saç yapmak öyle ! Ah ben senin saçlarını tek tek yolardım, ama şükret ki kelsin...
Müşterin Şaziment


Ve gazetenin sayfasını çeviriyorum. Günlük aha o da nesi ! En kıl geyikler adında bir bölüm , onu da sana yazayım :

1) Yerin kulağı var, derler. Benim de kulağım var. Peki ben yer miyim ? Hayır, yemem...
2) Anne beni bekleme, sabaha dönerim.
Akşamcı İskender
3) Taksime cami yapmasınlar, başkasının taksisine yapsınlar...
4) Ağaç altında oturan bir zencinin koluna düşen karınca :
" Eyvah , Karakola düştüm ! " demiş.

Ve Bir Fıkra Günlük :

Cafer komadadır. Yanında karısı...
Cafer, nemli gözler ve kısık bir sesle konuşmaya başlar :
- İlk işten kovulduğum zaman yanımda idin. İflas ettiğim gün oradaydın. Vurulduğum zaman ilk seni gördüm. Trafik kazası geçirdiğimde hastanede hep başucumdaydın...
Karısı takdir edilmenin mutluluğu içinde sessizce dinler. Cafer devam eder :
- Şimdi komadan çıktım, yine başucumdasın. Yahu sen , ne uğursuz kadınsın !


Günlük. sana ne yazayım diye düşündükçe aklıma bir şeyler geliyor. Geçen sene okulun kütüphanesinde yıllıklara bakıyordum, hemen hepsinde şöyle bir başlık vardı: Öğretmen Olmasalardı Ne Olurlardı , diye... Ben de bir şeyler yazayım dedim.

A.... Bey : Gardiyan
H....Bey : Köpek Bakıcısı
N.... K... : Turp sıkıcısı, imalatçısı
S.... Bey : Köfteci
S... T..... : Lunaparkda penaltı atışlarındaki kaleci

Benden bu kadar Günlük... Daha sonra görüşmek üzere...


Not : Atım şaranpole yuvarlandı Günlük . Bana bir taksi bulabilir misin ?

15 Mayıs 2008 Perşembe

İNSAN MANZARALARI

13 Aralık 2000
Çarşamba


Naber Günlük,

İnşallah iyisindir. Beni sorarsan şu anki durumum bayaa iyi. Neden diye sorarsan, Matematikten çarpanlara ayırma konusunu tam olmasa da yapıyorum. Türkçe yazılım fena geçmedi. Ve en önemlisi Almanca yazılısı okunmadı...

Daha dün sana yazacak bir şey bulamazken , bugün konu zenginiyim. Çünkü bence insanların bu sıralar gülmeye ihtiyacı var. Ve çok komik olmasalar da bencw güzeller.

Bir zamanlar, bir Aygaz reklamında, öğretmen öğrencisini tüpçü olarak görünce onunla gurur duyuyor. Allah aşkına söyleyin bana, hangi öğretmen öğrencisini bir tüpçü olarak görmek ister ?

Ayrıca bir Calgon reklamında bize bilgi veren adamlar , niye hep öküz gibi ? Suratlarında hiç gülme ifadesi yok.

Türklerin zaaflarından biri de yemeklere verdikleri isimler...
Sen o kadar asma yaprağının içine kıymaları yerleştir, ismine
" SARMA " de. Elin Fransızı , ekmeğin üstüne iki tane çilek koysun, ismine " FRANC DA LAGUNA DE LOGUNE " gibi bir isim koysun...

Her neyse bu tip konulara tekrar döneceğim. Şimdi sana Azaebeycan 'daki McDoralds 'ın menüsünü yazmak istiyorum:

MENYU

* Hamburger * Çizburger * Dabl Hamlarger
* Dabl Çizlarger * Big Mak * Frenç Frays
* Şeyk * İçkiler * Mak Sanday

Biraz da Bunları Tanıyalım :

- Hamburger/ Çizburger : Guzardılış koke, mal etinden hazırlanmış koflet (köfte ) , ketçup, doğranmış soğan . Bizim Cizburgerin tatbikinde hamçinin yumşağ ceder pendiri de var.
- Desert : Desert üçün siz piroglar ciyalak , şokolad veya karamelli Mak Sondey dondurması yaxud ( yahut) vanil , şokolad veya çiyelekli şeyk kokteyli alde edebilirsiniz.

Hoşgeldiniz , yazısının altında " Sizi her gün seher 8'den 24'e kadar restoranımıza gozleyiruk. "
Güle güle , yazısının altında " Eğer McDonald's restoranına bir defa gelseniz , bura hemişe gelmek arzusunda olacaız."

Ha bi de Reha Muhtar , Türkiye'de bir ilki başardı. Ekranın dört köşesine de yazı koydu. ( Sağ üst: Mudanya canlı, sağ alt : Ceviz Kabuğu , sol üst : Show TV , sol alt : Ateş Hattı )

Türkiye'den İnsan Manzaraları:

* Bir avukat ismi : Güven Kurtul
* Bir volvo arabasının plakasında Bülent yazdığı yetmiyormuş gibi , adam sağ farının üstüne ICQ numarasını yazmış.
( 10066565 )
* Yolda bir tabelada: "Hayırlı Yolculuklar Dileriz. Osmanlı Doğal Alabalık Üretim, Dinlenme Tesisleri- 100 m. beride..."
* Bir halı mağazasında : " Lütfen, halıya dokunmadan elleyiniz"
* Bir iş yerinde : " Satılan mal geri alınır. Ama sorun çıkarırız."
* Gazetede çıkan bir reklam : " Alumilenyum
- Aliminyum yüzeyde üst deney yorum. "
* Satılık Oto : Sahibinden tertemiz 99 model Passat.
- Özellikleri : 50.000 km. , sol ön kapı orjinal boyalı, debriyaj bask balata değişmiş. Beş sefer turba değişmiş, üç sefer ön göğüs komple sökülmüş, yedi sefer vites konsülü değişmiş, iki sefer sağ ön kapı sökülmüş, arka kapı kilidi bozuktur.
Fiyatı : 15 milyar.

Adam hala bu arabaya passat diyor.

Şimdi sana Hayvanlar Aleminden, Köpekbalığı hakkında bilgi bilgi vermek istiyorum :

" Denizlerde yaşayan en vahşi , en psikopat yaratık köpekbalığıdır. Karşısına çıkan her şeye saldırır. Hareket eden her şeyle dalaşır. Gücünün yettiğini ısırır, yetmediğine de küfür edip kaçar. Her sene 3.000 kişi köpekbalıklarının saldırısına uğramaktadır. Ancak balıkların her sene aynı sayıyı nasıl tutturdukları , hala bilinmemektedir...

Son olarak Yılmaz Erdoğan 'ın " Haybeden Gerçeküstü Konuşmalar " kitabından kısa bir bölüm yazarak , artık gitmek istiyorum. İşte dinle ! ( Konuşmalar Adam-Kadın şeklindedir. İlk konuşmaya Adam başlıyor. )

- A : Uykum kaçtı,
- K : Neden ?
- A : Soramadım, kaçtı.
- K : Yediğin bir şey dokunmuştur.
- A : Ben bir şey yemedim.
- K : Midende bütün bir tavuk varken böyle konuşma lütfen.
- A : Bir rüya gördüm kızım.
- K : Dur tahmin edeyim : Bir kümesteydin ve kocaman bir tavuk seni yiyordu.İntikam mahiyetinde...
- A : Sana bin defa , ben bir kabusla uyandığım zaman benimle abuk sabuk konuşma, demedim mi ?
- K : Demedin.
- A : O zaman şimdi diyorum. Ben bir kere dedim, sen içinden 999 kere tekrarla.
- K : Sinirlenme sevgilim. Ben seni rahatlatmak için konuşuyorum. Yoksa bir tavuğun lafı mı olur ? Sana feda olsun. Tamam , çok iri bir tavuktu ama olsun...
- A : Keser misin şu tavuğu ?
- K : Sevgilim yine kızacaksın ama biz zaten kesilmiş bir tavuktan bahsediyoruz.
- A : Allah'ım bir gece vakti uykumdan kan-ter içinde uyanıyorum, bir de ne göreyim : Karım komedyen olmuş. Hangisi kabus bilemiyorum.
- K : Tamam, sakin ol. Bir şey içer misin ?
- A : Hayır.
- K : Tavuk suyu filan ?
- A : Ne ?..
- K : Şaka şaka...
- A : Karıcığım, sustuğun zaman haberim olsun.
- K : Tamam susunca ben seni ararım... Bu arada "susarken konuşmayı " biraz çalışmam gerekecek tabii. Seni arayacağım
ya , susarken...
- A : Allah Allah ! Kadın delirdi... Yahu susssaana sen !
- K : Tamam be tamam sustum. Neyse, nasıl bir kabustu, anlat istersen ?

SON

Aslında son değil ama çok uzun... Her neyse hoşçakal.

Kuntay K.......
8-A

HAFİFLETİCİ SEBEP SATILIR

12 Aralık 2000
Salı


Merhaba ,

Beni tanıdın mı ? Ben Japonyalı Seçil... Neyse şimdi Japonya muhabbetine girsem işin içinden çıkamam. Eee görüşmeyeli nasılsın ?

Ben iyiyim. Yarın Türkçe yazılısı var, çalışmam lazım. Önce sana yazmak istedim. Neyse...

Duydum da, halkımızın durumu göz önüne alınarak, yeni bir süpermarket açılmış. Dağıtılan broşürlerde şunlar yazıyor :

* Aceleniz var. Ama elinizdeki işi bitirmek zorundasınız... Düşünmeyin ! ÜSTÜNKÖRÜ geldi. Bitmeden alın.

*Şehir magandalarına karşı boynunuz bükük olmasın... Ohaa !
Höst ! Çüşş ! satılır.

* DELİKSİZ UYKU SETİ
-İki adet mışıl, üç metre 222 ! - Susturuculu horrr !

* Her tonda, her soundda çeşitli ritimlerde dubaduu, lalalalaayla satılır. Alın, şarkıcı arkasında vokalist olun.

* ÇOOK Önemli meseleniz olsun istiyorsanız MEMAT geldi...
Alın, HAYAT MEMAT meseleniz olsun.

* İç Hastalıkları uzmanı için her türlü İÇ bulunur :
Baliç, Rapaiç, Lazeliç, Mirkoviç...

* Laobali seti satılır.
- Bacak bacak üzeri
- Cak cak sakız çiğneme
- Abi yaa !
gibi çeşitlerimiz vardır. Üç taksitle...

* Çocuğunuz yemek yemiyor mu ?
Kredi kartına üç taksit :
- İğneci Teyze ve Amcaya Veririm , Ham Yapar geldi.

* Gülümseyerek , kırıta kırıta gelmek için GELİŞİ GÜZEL bulunur. Çok ucuz...

* Her konuya uyacak adaptörlü LOG var. Log alın, uzman olun.
Sosyolog, Etimolog, Arkeolog, Jinekolog olmak elinizde...

* Her SUÇ ve SUÇLU için üç yıl garantili HAFİFLETİCİ SEBEP var...
- Aşırı tahrik
- Nefsi müdafaa.

* PÜR'ünüz var ama DURUMUNUZ yok, öyle mi ? Üzülmeyin.
-NEŞE ve TELAŞ vardır. Pür sizden, durum bizden :
- Pürneşe
- Pürtelaş...

* Bugün doğan çocuklara isim bulunur :
- Reha Bilitasyon
- Can Siperane
- Cem İyet...

* Gençler ! Uyum sorunu mu çekiyorsunuz ? Eski dilde
konuşan , eski kelimeler kullanan bir çevrede yaşıyorsanız İNTİBANK geldi.

* Kırmızınızı ikiye katlayın KIP'la
Morunuzu arttırın. MOS var.
Yeşili güçlendirin. YEM geldi.
BEM'le beyazınız daha beyaz.

* Zenci var, Beyaz var, Çinli sürüsüne bereket. IRKÇI reyonu açıldı.

* Kurallara karşı , anarşist tavırlı müşterilerimiz, sizin için İHLAL bulunur. Alın, gönlünüzce yasaları ihlal edin.


Bu seferlik benden bu kadar. Seninle ancak bir ay sonra görüşebileceğiz. Kendine iyi bak. Nasıl bakacaksan !

Bash Bash

Seçil
8-A

13 Mayıs 2008 Salı

GÖRÜŞME GÜNÜ

11 Aralık 2000
saat: 22.20


Merhaba Günlük,

Yine üşüyorum, ama Ozan 'ın soğuk espirilerinden değil. Balkanlardan gelen soğuk hava yüzünden üşüyorum. Yarın için ne yazılı var ne de ödev ( Tabii benim bilmediğim İngilizce ödevi hariç !) .
Bugün Vatandaşlık yazılısından çıktık. Bu, iyi geçen ikinci yazılım oldu. İlk iyi geçen de birinci Vatandaşlık sınavıydı.

Sınıfta 100-200 soru çözenlerin sayısını sayarken ; dokuz saat yazılıya çalışanların , nasıl çıldırmadığını düşünürken vakit geçiyor...

Her sabah uykudan yarı uyanmış olan biz , Anadolu Lisesi, H.... Bey'in " İ...... Herifler! " diye bağırmasıyla gözlerimizi tam açıyoruz. Ve kime ya da kimlere dedi acaba diye bakıyorken , Günaydın, İyi Dersler olayı bitiyor ve sınıflara çıkıyoruz. Sınıfta da , oturacağımız sıraya tükürüp de köşelere sığınan , ne olduğu belirsiz , kişilere laf ( küfür) atmamızla ders başlıyor.

Dan, dun, 5-4-3-2-1 dakika var derken ders bitiyor. Tabii diğer derslerde böyle... İngilizce hariç ! İngilizce dersinde dakikayı sorana 5 ders saati ağır hapis cezası veriliyor. Bu şahıslar da boşuna sevinmesin, aftan faydalanamıyorlar...

Af derken, affa girmek istemiyorum, çünkü cuma günü de "AF" konulu münazaramız var... Her şey o gün belli olacak !

İngilizce dersinde kalmıştık. S...... Hanım sayrsinde ana dilimizi unutacağız ve hatta ibadetimizi İngilizce yapacağız... Allah göstermesin !

Nedendir bilmem , İngilizce öğretmenimiz hep benle uğraşıyor. Derste hep in English olarak benim uyuduğumu belirtiyor. Tabii ben anlamasam da , öğretmen anlatmasa da " Don't sleep don't speak " benim ve öğretmenim arasında anı olarak kalacak.

Ramazanda olduğumuz için öğle tenefüssünde vakit nasıl geçiyor deme... İngilizce için verilmiş, benim duyamadığım , bir iki sayfa ödevle geçmekte. Öğretmenimiz ödevi İngilizce söyleyince , ben anlayamıyorum ve okulda öğle teneffüslerinde yapıyorum. Bence bu en iyisi... Ödevi anlayarak yapıyorum. Nasıl mı ? Bir sağdan, bir soldan sora sora , kavraya kavraya yapıyorum... İngilizce seni sıktı biliyorum. Fakat kusura bakma, İngilizce hakkında , Türkçe konuşabildiğim tek kişi sensin.

Şu bayram gelse de , o meşhur ON GÜNLÜK TATİLİ doyasıya yaşasak ! İlk işim on bire kadar uyumak... Daha sonra gerisi gelir.

Saat on bire geliyor. Aaaa zil çaldı ! Ne zili acaba , demeyin. Benim uykum geldi. Uzatmalarda sana bir şiir yazmak istiyorum. İnşallah penaltılara kalmayız, o sabahı buluruz...

GÖRÜŞME GÜNÜ

Çocuğumla demir bir parmaklık konuldu aramıza
İki buçuk yaşındaki çocuğumla

Ulaşmak istedi bana çocuğum
Kafese çarpan bir kuş duygusuyla

Çocuğumla tel örgüler konuldu aramıza
Kalın tel örgüler iki sıra

" Saklanma Baba " dedi çocuğum
Sitemle, çırpınan bir bakışla ...

Çocuğumla bir uçurum konuldu aramıza
Sevinci nefretten kesin çizgilerle ayıran uçurum.

Ve ben - aptal gibi - hala
" Bu denli kötü olunamaz " diye düşünüyorum.

Ataol Behramoğlu


Engin S......
8-A

8A TV KANALI


10 Aralık 2000
Pazar


Selam Günlük,

8A TV Kanalını izlediğin için sağ ol.

Sana yazabileceğim en iyi vakit buydu, çünkü on dakika sonra Galatasaray-Gaziantep maçı var. Artık maç bitince skorunu yazarım.

Heee ! Bu arada ben Fatih'ten sonra, Engin'den önce gelen
Hakan...

Bu hafta mükemmel neticeler ortaya çıktı. Galatasaray-Gaziantep maçı öncesine kadar... Cuma günü Trabzonspor 2-0 yenilirken, dün Fenerbahçe 2-2 ; bugünse Beşiktaş Jetpa ile 1-1 berabere kaldı. Böylece Cimbom'a haftalar sonra liderlik şansı kaldı. Hem de maç eksiğiyle... Zonguldak ise deplasmanda Altındağ'ı 4-0 gibi net bir skorla geçti.
Ayrıca bu akşam İtalya'da bir Türk Gecesi var. İmparator dördüncü Kel Fatih, Kral ikinci Sir Şaban'a karşı. İtalyanları , Pederleri kurtarsın artık. Onları kurtaran iki Türk var. Colins değil, tabii ki ; Fatih Terim ve Hakan Şükür. Zaten başka kim kurtaracak , ikisi de eski Galatasaraylı...

Şimdi gündemdekilere gelelim. Yarın sınıfta iki tartışma yaşanacak. Ayrıca çok heyecanlı, fakat cansız ; sana banttan Engin aktarsın. Bunlardan biri Avrupa Birliği (AB) , diğeri ise yanılmıyorsam, Türkçe İbadet...

Espiri köşemiz bomboş... Başka bir habere geçelim. Yarın hava çok açık değil. Öncelikle öğretmenler odasından gelen yazılıların etkisi altında kalacağız. Sonra ise aynı sıralardan gelen bir fırtına kopacak. Daha sonra , zaten cuma hariç, her gün yaşadığımız normal bir basıncın etkisi altında kalacağız. Fakat en sonunda sıcaklıklar artacak , herkes futbol, basketbol veya voleybol oynayacak.

Şimdi de Türk Filmi bölümü :

M : - Aç kapıyı, benim, Nalan'la görüşeceğim.
K : - Hoşgeldiniz babacım.
M : - Noşbulduk evladım.
N : - Hayır, Malkoçoğlu beni terk etme !
M : - Nayır, gitmem şart, sen bir imparator kızısın, bense zavallı bir halkın kurtarıcısı...
N : - Ne fark eder? Babamın ve senin kılıcın aynı parlaklıkta.
M : - Validem hep Bizans kanı deterjanı kullanır.
N : - Ahh bırakın beni, yard....
M : - Nayır, nolamaz ! Bırakın o kızı, o benimdir, o benimdir ancak, Nalan !

Pat, küt, çat...

N : - Saol, Makoçoğlu...
M : - Bir şey değil, Nalan !
N : - Senin sayende görüyorum...

SON. 8A Filmin Sonu.

REKLAMLAR

E- Seni yarın okula götiriim mi ?
K- Sen daha o kadar büyük değilsin ki !
E- Peki dersini Türkçe mi istersin, İngilizce mi ?
K- İngilizce olsun, pratik yaparız...

Ertesi gün :

Ö- Pull your socksup very bad three wrongs...
K- Üfff ! Ben bu yaşıma geldim , böyle hoca görmedim. Keşke Türkçe seçseydim !

Evet efendim, Türkiye'de en çok izlenen haberleri izlediniz. Her nerede yaşanıyor ve yaşatıyorsanız... İyi akşamlar.

NOT : 1- Galatasaray 2- Gaziantep 0
Galatasaray Lider. Goller : Jardel, Arif
NOT : 2- Fiorentina 2- İnter 0

Şefik Hakan P......
8ATV

EY CEMAAT-İ YAZAR KİTLESİ

6 Aralık 2000
Çarşamba


Merhaba,

Ben Fatih... Yine senin o belirsiz renkteki sayfalarına , belirsiz renkteki şeyleri yazacağım. Böyle konuşuyorum, çünkü sınıfta bir şeyleri ispatlama yarışı var. Eğer bir adam yoğurtun siyah olduğunu kabul ettirebiliyorsa pek ala bu sayfalar turuncu olabilir ve ben de seni klorlamak yerine lacivertleyebilirim...

Bakıyorum da artık sana sadist misin gibi sorular ve değişik kanunlar yazılıyor. İlk önce sana yöneltilen sorulara ,
"Sana ne ? " cevabını , senin adına verirken yazılan hiçbir kanunu , sınıfın abisi olarak onaylamıyorum.

Seçil, şöyle bekleyedursun şunu söylemek istiyorum : " Eğer aşk , kızların manken gibi ; erkeklerin de James Bond gibi olması ise ben aşık olmak istemiyorum.

Bu arada Cansu'ya, küçüklüğünden hiçbir farkı bulunmadığını söylemek istiyorum. Ve diyorum ki Ey Cemaat-i Yazar kitlesi, yazılarınızı sık ve düz yazınız ki günlüğün verimine erişebilesiniz. Şüphesiz ki o, bizi bıkıp usanmadan dinleyen ve bize karşı gelmeyen yeğane varlıktır.

"Bu hayat Galatasaraylı olmaya değmez ! " diye, ne olduğu belirsiz bir şeyler yazılmış sana ... Cümle diyemeyeceğim, çünkü her şeyin bir onuru var. Ben de şöyle bir şey diyorum : Bu hayat tabii ki Beşiktaşlı olmaya değer , ama hacminizin standartların üzerinde olması lazım. Bu sözleri sınıftaki bütün Beşiktaşlılara gönderirken, aralarında paylaştırmalarını istiyorum. Yoksa bunu yazana yazık olacak.

Bazı konulardan geri kaldığımı hissediyorum. Ne ünlülerin sesinden anons yapabilen bir cep telefonum ne de duvarlara yazabilecek bir takma adım...

Haa unutmadan söyleyeyim. Üç aralık pazar günü 15 yaşına girmiş bulunuyorum. Ve bunu hatırlamayan dostlarıma teessüflerimi arz ederken ( Bundan böyle resmi olacağız !) şu sözü söylemek istiyorum: " Unutulanlar, unutanları asla unutmazlarmış."

Fen Lisesi tercihlerimizi de yapmış bulunmaktayız. İlk tercihimin Ankara Fen Lisesi olması , beni rahatsız ediyor. Kazanamayacağımı bildiğim halde içimi bir korku basıyor. Eğer sorarsan ki ' Madem yazdın, niye korkuyorsun ? ' Ben onu on iki tercih hakkına saygısızlık olmasın diye yazdım. Ama pişmanım. Çünkü her ne kadar da , doğum günümü hatırlamasalar da Ve aralarında bir sığıntı olarak yaşasam da onlardan ayrılmak, beni gerçekten üzer... ( Mesaj çekecek telefonumuz olmasa da , dilimiz var çok şükür. )

Ve bu arada ben günlüğünü yazarken Galatasaray da destanında düzeltmeler yapmakta...

Sana bir şiirle veda etmek istiyorum. İyi bir ay geçirmen dileğiyle...

" Bu akşam da sensizliği ağulara sarıp içtim.
Kaybettikten sonra anlıyor insan.
Meğer hiç kimseyi senin kadar sevmemişim
Bir dönsen
Yıldızları sermez miyim ayaklarına,?
Geldiğin yollara toz olmaz mıyım ?
Uykuların unuttuğu gözlerim yine tavanlarda
Ne vardı , diyorum ahh! Bir döseydin sen de
Şarşörüne hasret sürdün sazımın
Şimdi yine hüzün işgalinde yüreğim.
Ve ben hala mor salkımlı o sokakta
Bıraktığın yerdeyim..."

Fatih Kısaparmak

Fatih H......
8-A

MEYABA GÜNLÜK

Uzun bir süreden sonra gene beraberiz.
Bende değişen bir şey yok. Hayat gene çok sıkıcı aynı anda ilginç...
Ben Seçil'e katılmıyorum. Çünkü sürekli bir şeylerin gerçekleşmesini beklerseniz, mutsuz olursunuz... Sürekli beklemekten sıkıcı bir şey bilmiyorum. Beklentileriniz olmayacak ki gerçekleşen şeyler birer süpriz olsun hayatımızda. Hayattan zevk alalım. Hayatı saati saatine değerlendirmek gerekir. Sürekli gelecekte gerçekleşmesi mümkün olan şeyleri düşünerek değil !

Şimdi asıl konuma geleyim. Sizle küçük ama önemli bir sırrımı paylaşmaktan çekinmiyorum.
Ben küçükken problemli bir çocukmuşum. Aileme az çektirmemişim. Diğer çocukların yaptıklarının tersini yaparmışım. Müzikle beraber transa geçermişim. Kısacası birazcık davranış bozukluğum varmış. Bunun üzerine annem , beni psikoloğa götürmüş.

Psikoloğ anneme tedavi için, davranışlarımı izlemesini ve not etmesini söylemiş. Ben de annemin tuttuğu bu not defterinden küçüklüğüme dair bazı anılar okuyayım :

" Cansu Hanım, şu anda yine kabaca oturmuş, balonu ağzında çiğniyor. Çok şımarık, inatçı, sevgi delisi... Tuttuğunu tutturuyor. Çok konuşuyor. Çok soru soruyor. Çok geveze. Geçenlerde bana :
' Senin gözlerin yeşil de benimkiler neden kahverengi ? ' diye sordu. Ben de , babana çektiniz, dedim. O da inandı. Babasına çok düşkün... Cansu beş yaşında. "

" Şu anda Cansu, televizyonda defile seyrediyor. Defile de gelinliklerle ilgili... Mankenler gelinlikleri sergiliyor. Cansu :
' Anne , gelinliklere bak ! Bunlar koca mı bulmaya geliyorlar ? ' dedi. ' Ben ne zaman evleneceğim ? Ne zaman büyüyeceğim ? Ne zaman okuyacağım ? ' diyor. Büyüğünce ne olacaksın, dedim.
' Doktor ' dedi. Ne doktoru ? , dedim. ' Kadın Doktoru ' dedi.
Her defasında farklı bir cevap veriyor. Hala babasını bekliyor. Babasına aşırı düşkün..."

" Cansu Hanım süsüne aşırı düşkün. Süslü kokona sanki. Ver tarağı, akşama kadar tarasın saçını durmadan... Aynaya baksın. Ya da bebeğiyle oynasın. Müzik dinlesin... "

Annemin sayfa sayfa not tuttuğunu gören ablam da , ona özenmiş; bizim hakkımızda yorumlar yapmış. Onlardan da bir parça okuyayım :

"
Başlık : " Allah anneme kolaylık versin ... "
Konu : " Cansu. "
Yazan : "Burcu. "

Bizim Cansu, ABONEYİM, kasetini dinliyor. Cansu'ya biz ne yaptıysak , bu kaset hastalığından vazgeçirtemedik. Cansu yemeğini mutfağa dökerken annem yakalamış. Kızmış. Bunun üzerine Cansu, gene cadının teki oldu. Bazen çok uslu bir çocuk oluyor ; Tansu'yla kedi köpek gibi kavga etmiyor , çok konuşmuyor, fazla soru sormuyor, müziğin sesini açmıyor... Bazen ise cadının teki oluyor. İnat yapıyor, oyuncaklarını dağıtıyor , Tansu'yla kavga ediyor... "


İşte bu kadar Günlük. Bir dahaki sefere daha ilginç konularda görüşmek üzere...

BYK !

Cansu D.......
369- 8/A
ancolypsde

12 Mayıs 2008 Pazartesi

SİZ NELERİ BEKLİYORSUNUZ ?

Sevgili Günlük,

Yeniden buluştuk işte... Ben de uzun süredir bu anı bekliyordum.
Beklemekten söz açılmışken ömrümüzün büyük bir bölümünü beklemekle geçiriyoruz. Bazen boşuboşuna bekliyoruz. Üşenmeden, ertelemeden, vazgeçmeden ertelemeden, vazgeçmeden harekete geçmek her zaman yeterli olmuyor.

İşte beklentilerimiz :

- Özgür olmayı bekleriz.
- Aşkı bekleriz.
- İltifatlar bekleriz.
- Telefon bekleriz . ( Sonra faturayı kabartmaktan bahsederiz. )
- Rahatsız edilmemeyi bekleriz.
- Saygı bekleriz. ( Ama bazen hiç saygı göremeyiz. )
- Randevusuna geç kalanı bekleriz.
- Enflasyonun düşeceği günü iple çekerek ve hiç gelmeyeceğini bilerek bekleriz.
- Güleryüz bekleriz.
- Tatile gideceğimiz günü bekleriz. ( Artık hak ettiğimizi düşünüyorum. )
- İçtenlik ve samimiyet bekleriz.
- Para üstü bekleriz.
- İnsanların (bazı ) istediğimiz gibi olacağı günü bekleriz. ( Bu arada herkesin olduğu gibi kabullenmesi gerektiğini biliriz. )
- Hoşgörü bekleriz.
- Ödünç verdiğimiz bazı kıymetli şeylerin geri gelmesini bekleriz.
- Otobüs bekleriz. ( Bu arada dolmuşların kalkmasını da unutmamak gerekir. Ayrıca , ben genelde geç kalsam da , sabahları servislerimizi bekleriz. )
- İndirimli satışları bekleriz.
- Kuyruklarda bekleriz.
-Anne ve babamızın maaşını aldığı aybaşını bekleriz.
- Reklamların bitmesini bekleriz.
- Bizi sıkan dertlerden kurtulmayı bekleriz.
- Sorularımıza yanıt bekleriz.
- Saçımızın uzamasını bekleriz.
- Baharın gelmesini bekleriz.
- Harçlığımıza zam bekleriz.
- Kırmızı ışıkta bekleriz diyemiyorum, beklemeyiz.
- Sömürülmemeyi bekleriz.
- Tuttuğumuz takımın kazanmasını bekleriz.
- Yarını bekleriz.
- Sinemada sevmediğimiz bir filmin bitmesini bekleriz.
-Okuldan çıkış saatini bekleriz.
- Hayatımızın kadınını / erkeğini bekleriz.
- İşimizde başarılı olmayı bekleriz.
- Bizi bekleyen birilerinin olmasını bekleriz.
- Bir gün gelip beklememeyi bekleriz.

Ama önemli olan bu beklentilerin bazılarını kısmen de olsa gerçekleştirebilmektir. Bazen de beklemek o kadar sıkıcı değildir.
Ve umarım beni dinlemekten sıkılmamışsınızdır.

Bir daha görüşmek üzere...

Seçil Ç.....lı
213- 8/A

11 Mayıs 2008 Pazar

İNSANIN ÖZ EŞİNİ BULABİLMESİ

3 Aralık 2000


Merhaba, Yeniden Merhaba,

Şu an saat, 22.40 ve masamın başına geçmiş ne yazsam diye kara kara düşünüyorum. Derken dayanamayıp Tuğrul'un yazdıklarını okuyorum.
Galatasaray ile ilgili yazdıklarını okuduğumda aklıma birden bire Gençlerbirliği maçı geliyor ve Tuğrul arkadaşıma "Geçmiş
Olsun !" dileklerimi sunuyorum. Ve yazdığı dokuz maddelik Anayasa'ya karşı altı madde de ben yazıyorum :

Madde 1- Karşımızdaki James Bond olmadığı sürece bizden hiçbir şey beklemesin.
Madde 2- İki farklı şekilde yorumlanabilecek bir laf edersek ve sizin anladığınız şekli sizi kızdırıyorsa , kastettiğimiz kesinlikle anladığınız şeklidir.
Madde 3- Cini görmemizi istemiyorsanız , lambayı yok edin.
Madde 4- Altı ya da sekiz ay önce fark etmez. Ağzını her açtığında saçmalamazsa , iki taraf için de bir sorun kalmaz.
Madde 5- Eğer başka erkeklere bakıyorsak, lütfen siz de biraz aynaya bakın.
Madde 6- Fermuarlarını açık unutan erkeklerin , kendilerine gülünmesine itiraz etme hakları yoktur.

Gerçekten de kadın ve erkek birbirinden çok farklı iki yaratık. Peki bu iki yaratığı birbirine bağlayan ne ? Yanıtı çok da zor değil. Sahip oldukları hormonlar ve aşık olma ihtiyacı.

Kadınlar için erkekler olmadan, erkekler için de kadınlar olmadan hayat çok tatsız olsa gerek.

Bir bayan için çok iyi bir işinin olması, işinde başarılı olması, rahat ve özgür yaşaması , son moda giyinmesi ve güzel gözükmesi çok önemlidir. Ancak onu seven birinin olması hepsinden daha önemlidir.

Bir erkek için de iyi bir işinin olması, işinde başarılı olması, yakışıklı görünmesi, hızlı bir arabaya sahip olması ve tuttuğu takımın başarılı olması çok önemlidir. Ama yine onu seven bir bayan olmadığı sürece bütün bunlar yeterli değildir.

İşte tam bu noktada ihtiyaç duyulan şey bir eştir. Doğru eşi bulabilmek ise çok zordur. İnsanın öz eşini bulabilmesi ve o kişiyle evlenmesi büyük bir şanstır. Herkesin başına gelmez.

Ama mutlaka dışarlarda bir yerde bizleri mutlu etmeyi bekleyen insanlar vardır. Tek yapmamız gereken aramak ve bulduğumuzda kaçırmamaktır...

Neslihan A......
8-A



10 Mayıs 2008 Cumartesi

ÖĞRENCİLERİMDEN GELEN YORUMLAR

" Yaş ne olursa olsun, baş çocuktur ; okşanmak ister..."


Öğretmenliğe veda etmeyi düşündüğüm şu günlerde , günlüklerin sahibi öğrencilerimden gelen iletiler beni çocuklar gibi sevindiriyor...

İlk gelen yorumları sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü bazısı "facebook" hesabıma gelmiş, biri de diğer blogumda yazdığım, bu blogu tanıttığım, yazının altına yazılmış.

Yorumları buraya alarak, günlüğü okuyacak diğer öğrencilerimin de arkadaşlarıyla buluşmalarına katkı sağlamak amacındayım...



Mustafa Çavdar :

Sevgili Öğretmenim,
Yaptığım en güzel yolculuklardan biriydi, sayenizde gerçekleştirdiğim bu yolculuk... İyi ki o günler bir şeyler karalamışız o deftere ve iyi ki başımızda siz varmışsınız...
Çok teşekkürler.
( Bilkent Üniversitesi- Endüstri Müh. bu yıl mezun olacağım...)


Gamze Barın :

Merhabalar Hocam,
Ben Gamze Barın... Şu söz konusu günlüğün sahibi , o 34 kişiden biriyim...
Şu an üniversite son sınıftayım ve birkaç aya kadar mezun olacağım.
Sizden önce ve sizden sonra birçok öğretmenimiz oldu. Birçok ödev, kompozisyonlar, derlemeler yazıp birçok paylaşımda bulunduk o öğretmenlerimizle. Ancak içlerinden hiçbirisi yazdıklarımıza sizin gibi değer verip yazılarımızı sizin kadar önemsememiş olacak ki biri bile yıllar sonra bulup yaptığımız güzel şeyleri paylaşmadılar.
Size bu çalışmanızdan ötürü hem teşekkürlerimi hem de takdirimi iletmek istedim...
Umarım bizden sonra aynı sıralarda öğrenim görecek arkadaşların da yollarına sizin kadar harika bir öğretmen çıkar...
Sevgiler...
(Üniversite : Karaelmas Ünv. Mak. Müh. 4.Sınıf )


Ozan Karahan :

Merhabalar Hocam,
Nasılsınız ? Beni nasıl duygulandırdığınızı izah etmem mümkün değil... Şu an bunu , en samimi arkadaşımla internette paylaşıyorum. O da benimle hemfikir. Çok şanslıymışsınız, benim hiç böyle bir hocam olmadı, diyor.
Sizin bize yaptırdığınız münazaraları , yaklaşım tarzınızı, 14-15 yaşımıza rağmen bizi gerçekten ciddiye alışınızı ve ufkumuzu nasıl genişlettiğinizi anlattım kendisine.
Hocam, tekrar çok teşekkür ederim. Bunu arkadaşlarımla paylaşacağım. Fakat o yıllardaki arkadaşlarımın pek azıyla görüşebiliyorum.
Hocam, sağlıkla kalın. Umarım görüşmemiz kısmet olur. Tekrar tekrar teşekkür ederim...
( İstanbul Teknik ünv.)

Özlem Karaman :

Hocam, çok sevindim. Ben o zamanlar "Günlük " yazdığımızı bile unutmuşken sizin blogunuza koymanızla hayrete düşmüş bulunuyorum. Günlüğe henüz bakamadım. Bakıp yorum yazacağım.
Bakalım o zamanki aklımızla neler yazmışız ?
Teşekkür ederim şimdiden. Size de başarılar hocam...
(Hacettepe Üniversitesi )


Seçil Çakır:

Çok güzel düşünmüşsünüz , tekrar emeklerinize sağlık.
(Kocaeli Üniversitesi- Tıp Fak. 4. sınıf)


Hasene Keskin :

Hocam,
Bize çok değerli bir süpriz hazırlamışsınız. O zamanlar yazması zor geliyordu belki ama defter bugün bizler için o kadar değerli ki...
Aslında bizler çok şanslıyız, hala görüşüyoruz. O zamanlar sorduğum sorunun cevabını şimdi alabiliyorum.
Size çok teşekkür ederim emeğiniz için. Ve bu değerli süpriz için...
(Gaziantep Üniversitesi )

Deniz Kabakçı :

Merhaba Değerli Öğretmenim,
Finaller sonrasında artık büyük bir keyifle yıllar önce yazdığımız günlükleri okumaktayım... O günlerden tek hatırladığım , bu günlükleri acaba yıllar sonra tekrar okuyabilecek miyim, sorusu şu anda. Kesinlikle hiç beklemediğim bir anda bu güzel hediyeniz beni ne kadar mutlu etti anlatamam. Size teşekkürü bir borç biliyorum.
O günlerde de sınavlardan bahsetmişim hala da sınavlarla boğuşmaktayım. Sanırım fazla ciddiye alıyorum. O zamanlar yürüyormuşum şimdi koşuyorum.
Sanırım hayatım boyunca o günleri hep tebessüm ederek hatırlayacağım. Güzel günlerdi, güneşli güzel günler...
(Boğaziçi Ünv. Elektrik-Elektronik Böl. 4. sınıf.)

Gökşen Kılıç :
Merhabalar Öğretmenim,
Bunca zaman sonra sizi görmek beni çok mutlu etti. Biraz da şaşırttı açıkcası. Umarım iyisinizdir.
Az önce " A " sınıfının günlük yazılarını okudum. O zamanlar yazmaya erindiğimiz bir iki satırın şimdi beni bu kadar mutlu edeceğini düşünmezdim. Yazılanları okurken gözlerim doldu, biraz da kıskandım galiba... Bizim de vardı bir defterimiz şimdi kimbilir nerelerde ?
Yazılanlara değer verip o kadar zaman saklamış olmanız ve şimdi bize bu şekilde sunmanız çok güzel. Benim yazım yok tabii ki sayfada. Ben " C " sınıfındaydım çünkü... Ama yine de arkadaşların yazdıklarını okumak yetti o günlere geri gitmeye...
Her şey için çok sağ olun hocam...
( Ank. Hacettepe Ünv. )

Facebook'tan bulabildiğim öğrencilerimin şu andaki okulları:

ODTÜ:
Sena E.....,

Fatih B. H.....

BOĞAZİÇİ :
Deniz K......,
Murat U.....,
Murat Can Ü......

BİLKENT :
Seçkin K.....,
Mustafa Ç....

İST. TEKNİK:
Ozan K....

BİLGİ ÜNV. :
Olgu Ö........

EGE TIP :
Cansu D..... ,
Çağla Ş.....

HACETTEPE :
Özlem K.....

ANKARA ÜNV. :
Çağdaş Engin E.....

GAZİANTEP ÜNV. :
Hasene K....

KOCAELİ ÜNV. TIP FAK. :
Seçil Ç......

KARAELMAS ÜNV. MAK.

Gamze B......



Diğer öğrencileriminkini henüz bulamadım.

Umarım gelip kendileri yorumlarıyla birlikte eklerler. Sabırsızlıkla bekliyorum...


Sevgili Öğrencilerim,
Yıllar sonra sizlerle bu günlük aracılığıyla da olsa buluşmak benim için çok güzel bir duygu. Yorumlarınız benim için değerli bir armağan...
Hele hepinizin üniversitelerinizden mezun olacağınız şu günlerde.

Bu an sizler için çok önemli. Bir anlamda yol ayrımına geldiniz. Çoğunuz iş yaşamına başlayacak. Artık büyükler arasına katılacaksınız. İşiniz her zamankinden zor şu sıralar...
Eşinizi, işinizi seçeceksiniz . Dilerim seçimleriniz sizlere mutluluğun tüm kapılarını açar...

Sizler her güzelliği hak edecek şekilde çalıştınız. Ve bu çalışma sadece ders anlamında olmadı. Sosyal ve kültürel çalışmalar da yaptınız. Güzel arkadaşlıklar kurdunuz. Duygularınızı, düşüncelerinizi paylaştınız, tartıştınız. Dergi çıkardınız. Yaptığınız münazaralar oldukça önemli konuları içeriyordu. Bugün bile, yeni yeni tartışılabilen konuları sekizinci sınıfta büyüklere taş çıkartacak olgunlukta yapabildiniz. Tüm başarıları çabanızla hak ettiniz. Şimdi emeklerinizin karşılığını alma zamanı.

Hepinizin yolu açık olsun. Sevgiler...


9 Mayıs 2008 Cuma

SİZİN PİLOT KALEMİNİZİN ÇIKIŞ İZNİ VAR MI ?

28 Kasım 2000
Salı

Sana şu soruları sormaktan kendimi alamıyorum...

"Dönüp dolaşıp aynı kişiye gelmek hoşuna mı gidiyor ? Bundan nasıl bir zevk alıyorsun ? Zevk alıyorsan, niçin ? Bundan nasıl zevk alınabilir ki... Sen sadist misin ? "
Bunları bir ara yanıtlarsan sevinirim...

Yazılı olmayan ve mutluluk sınırlarımızı zorladığımız sabahlardaki ilk konuşmalar :

- Ne haber la ! Dün akşam nasıldık ama ? Galatasaray süper kupayı aldı, olum...
- Olsun , Fener de Galatasaray'ı yeniyo, demek ki Fener daha iyi...

Beşiktaşlılar her iki takımı yenmelerine karşın hiç de kibirli davranmazlar. Ve :

- Beşiktaş da iyi takım, hatırlatmakta yarar var ...
- Hagi, kırmızı kart görmeliydi !
- N'apıyım ?
- Hehe... palavraya bak !

Yazılı olan ve stresli olduğumuz sabahlardaki " Günaydın " kelimesiyle yer değiştiren bazı yapıtlar :

- N'aber la !
- Yazılı kaçıncı saat ?
- Hiç çalışmadım...
- V132 kök dışına nasıl çıkıyo ?
- Sizin pilot kaleminizin çıkş izni var mı ?
- Yaaa suss Ozan !

Günlük diye hitap edilen, aslında ne olduğunu kestiremediğim muhterem yaprak parçası ... Sana aşağıda bulunan Anayasa'yı yazıyorum. Yiyosa okuma !

Madde 1 : Altı ya da sekiz ay önce ağzımızdan çıkan herhangi bir söz aleyhimize kullanılamaz...Sarfedilen her kelime bir hafta sonra geçersiz kabul edilecektir...

Madde 2 : Eğer mankenler gibi giyinmeyecekseniz , bizim de Jones Bond gibi davranmamızı beklemeyin...

Madde 3 : İki farklı şekilde yorumlanabilecek bir laf edersek ve sizin anladığınız şekli , sizi kızdırıyorsa , kastettiğimiz kesinlikle diğer anlamıdır...

Madde 4 : Dergilerdeki her testi birlikte çözmek, ne sizin ne de bizim ilgi alanımıza girer.

Madde 5 : Başka kadınlara bakmamıza kızmayın. Diğerlerine bakmazsak, sizin güzelliğinizi nasıl takdir edebiliriz !?

Madde 6 : Cinin görünmesini istemiyorsanız, lambayı ovalamayın...

Madde 7 : Maç izlerken söyleyeceğiniz şeyleri reklam aralarına sokmayın !

Madde 8 : Kısa tişörtler giyip göbek deliklerini açıkta bırakan kızların, kendilerine bakılmasından rahatsız olma hakları yoktur...

Madde 9 : Otomobille giderken en ufak sarsıntıda , " Sonumuz geldi ! " diye bağırmayın ...



İşte böyle yaprak Parçası ... Okul, yazılı, Fifa 2001, sosisli derken hayat geçip gidiyor. Sana hayattan zevk almanın, dolu dolu yaşamanın sırlarını vereyim :

1- Sev.
2- Herkesi olduğu gibi kabul et.
3- Kendini aramaktan vazgeç ; o, seni bulacaktır.
4- Geçmişini sev.
5- Pişman olacak bir kusur işleme.
6- Şayet işlersen, pişman ol, pişman olmak iyidir.
7- Affetmeyi büyüklük bil. Sadece bilmekle kalma, uygula.
8- Birini seversen, bunu ona mutlaka söyle.
9- Biri seni seviyorsa, bunu kimseye söyleme.
10- Ağla. ( Ben sevmem ama yap işte... )
11- " Vur, fakat dinle ! " atasözündeki anafikri çıkar. Çıkardığın anafikri beyninde iyice yoğur. Artık hayatında kullanılmaya hazırdır.
12- İnsanları kırmaktan kork.
13- Yukardaki maddelerin hepsine uy.
14- Bu hayat Galatasaraylı olmaya değmez. Sakın böyle bir hata yapma !


Hazırcevap insanları sever misin ? Seni bilmem ama ben severim. Bence hazırcevap insanlar çok zeki oluyor. Kendilerine söylenen bir sözü , anında yorumlayıp aksini iddia edici sözler sarfederler ve karşılarındaki insana soğuk terler döktürürler. Örnek olarak aşağıdakileri okuyayım :

* Dünya nimetlerine önem vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü Filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta , zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan , kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir... Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa :
- Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem ! der.
Diyojen :
- Ama ben çekilirim !..

* Dostlarından biri Fransız kralı 15. Lui 'ye :
- Majesteleri, akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü ? Hiç kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve seve öder.
Kral, alaylı alaylı güler :
- Gerçekten ilginç bir fikir... Bu buluşunuza karşılık sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum !..

* Bir toplantıda , bir genç Mehmet Akif Ersoy'u küçük düşürmek için :
- Affedersiniz , siz veteriner misiniz ? demiş.
Mehmet Akif Ersoy, hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş :
- Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu ?


* Sultan Alparslan, 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla :
- 300 Bin kişilik düşman ordusu, bize doğru yaklaşıyor. demiş.
Alparslan, hiç önemsemeyerek şöyle der :
- Biz de onlara yaklaşıyoruz...


* Bir filozofa sormuşlar :
- Şansa inanır mısınız ?
Filozof :
- Evet... Yoksa sevmediğim insanların başarısını neyle açıklardım ?


İNTİHAR

Kimse duymadan ölmeliyim
Ağzımın kenarında
Bir parça kan bulunmalı
Beni tanımayanlar
"Mutlak birini seviyordu." demeliler.
Tanıyanlarsa " zavallı" demeli
" Çok sefalet çekti. "
Fakat hakiki sebep
Bunların hiçbiri olmamalı. ( Orhan Veli)


Dönüp dolaşıp bana geleceğini biliyorum. Muhterem Yaprak Parçası , Görüşmek Üzere...

Tuğrul M......
8/A

8 Mayıs 2008 Perşembe

RÜZGARGÜLÜ'NÜN HOROZU

27 Kasım 2000
Pazartesi


Merhaba Günlük ,

Herhalde anlamışsındır, ben listenin en başındaki öğrenci Sena...
Unutmuş olabilirsin diye söylüyorum, numaram 51'di.

33 Kişilik bir aradan sonra tekrar buluştuk işte ! Hayatımda değişen pek de bir şey olmadı. Hala ne yazsam diye düşünüyorum... Seni bugün elime alınca genellikle her öğrencinin yaptığı gibi ben de benden önce yazanların yazılarına baktım...

Yazılılar, ödevler, Fen Lisesi herkesi o kadar etkilemiş ki en az beş sayfa, en fazla dokuz sayfa yazma fırsatı bulabilmiş bazı arkadaşlar...
Sen ne diyorsun öğrencilerin ev-okul-dershane üçgeni arasında geçen hayatlarına ? Daha küçük yaşlarında kendilerini büyük bir yarışın içinde bulan bu çocuklar , devamlı önlerindeki engeli aşmak için çabalıyorlar...

Sence de , sadece hayatı kazanmak zorluğu için mi aslında hayatı kaybediyorlar ? Yoksa haylazlık yapmayıp akıllı, uslu olsunlar diye mi anne-babalar çocukları zorluyorlar bu kadar ? Kafası dolu, duygu ve düşünce birikiminden yoksun insanlardan oluşan bir gelecekten, ne beklenir ki...

Ben de bunları merak ediyorum işte, Sevgili Günlük... "Fazla merak iyi değildir ! " diyen kişilerce , susturulmak istenen beyinler, bu sorulara cevap arıyor yıllardır. Hiçbir Fizik formülüyle, Matematik denklemiyle çözülemeyecek sorular üretmek de geleceğin Einstein ' ları için belki bir adım olabilir.
Ne dersin ?

Bu kadar gevezeliğin ardından bir şiir yazarak benden sonraki arkadaşıma sıramı devrediyorum...

RÜZGARGÜLÜ'NÜN HOROZU

gece
gizemlere aralık bir kapı
çobanlara ters düşenleri bile
sürüye katılmaya iter karanlığı
ters yüz etmiş bir parlak yıldız usumu
karanlığa verdim sırtımı
birazdan öter rüzgargülü'nün horozu.


BİR SÖZ :

" Uzun bir zaman boyunca bana hayatım... Yani gerçek anlamda hayatım yakında başlayacakmış gibi görünürdü. Ama önümde hep bir engel , çözmem gereken bir sorun, yarım kalmış bir iş, ödenmesi gereken bir borç çıkıyordu. Hayat bunlar tamamlandıktan sonra başlayacaktı. Neden sonra gerçeği kavradım ki , bu engeller benim yaşamımın kendisiydi..."
Alfret D'Sauza

BİR DAHA :

" Nerede okumuş olursanız olun , kim demiş olursa olsun - ben söylemiş olsam bile- sizin kendi aklınızın ve mantığınızın kabul etmediği hiçbir şeye inanmayın... "
Buda

6 Mayıs 2008 Salı

CEZA SAHASI VAR DA ÖDÜL SAHASI NEDEN YOK

26 Kasım 2000
Pazar


Merhaba Günlük,

Ben Çağla... Numara sırasındaki en son kişi benim. Yani tekrar başa dönüyoruz...

Sana yazmaya başlamadan önce benden öncekilerin yazdıklarına bir göz gezdirdim de çoğu kişi farklı bir giriş yapamadığından yakınmış. Yani böyle bir şeyi neden bu kadar sorun ettiğinizi anlayamıyorum. Türkçeyi keşfeden şahsiyet bu konuyla ilgili sözleri "Merhaba, Selam " şeklinde belirtmiş. Buna rağmen farklı girişler yapabilme çabanız beni şaşırttı doğrusu.

Merak ettiğim bir konuyla başlamışken devam edeyim bari. Tabii merak ettiğim şey sadece bu değil. Şimdi bunları size de yazayım da siz de merak edin...

" Felek vurdu taş ile... " diye bir türkü var... Felek niye taşla vuruyor ? Felek bu kadar barbar mı ? Ne bileyim, Felek bugün taşla vuruyorsa , kürekle de vurabilir yarın bir gün...

Bir diğer merakım da :

Sahtekarlığın en ileri olduğu ülke İspanya herhalde... Adamların futbol takımlarının ismine baksanıza. Real Madrid, Real Sociata... Bizde sadece Hakiki Koç gibi turizm alanında sahtekarlık deşifreyken , İspanya 'da koskoca futbol takımının sahtesini yapıyorlar demek ki...

Başka bir merakım da , futbolda ceza sahası var. Neden ödül sahası yok... Ceza sahasına ödül sahası da denebilir mi ? Denebilirse neden denmiyor ?

Bir merak daha :

İkiz çocuk sahipleri, sadist midir ki çocuklarını iyice karıştırsın millet , kimse ayırt etmesin , diye aynı model giydirirler ?

Bir de karikatür ve çizgi filmlerde çokça gördüğümüz , fare deliklerini kim açar ? Fareler açamayacağına göre ?..

Neden hep uzaylıların daire şeklinde bir uzay gemisiyle gelmesi beklenir ? Dünya'da yapılan füzeler silindir şeklinde olduğu
halde ?..

Göçmen Kuşlar, aptal mıdır da her yıl kışın sıcak ülkelere uçmak için yola çıkar ? Kendilerine kışları da sıcak geçen bir ülke bulsalar olmaz mı ?


Benden bu seferlik, bu kadar Günlük...
Seni de meraka sokmamışımdır umarım...
Bir daha görüşmek dileğiyle...

Çağla
8-A