6 Mayıs 2008 Salı

HAYATI DOLU DOLU YAŞAMAK

23 Kasım 2000
Perşembe


Merhaba Sevgili Günlük,

Şu günlüğü, yani seni baştan itibaren okudum da şunu gördüm:
En çok kullanılan " klasik " kelimesi... O yüzden ben burada kullanmamaya özen göstereceğim.

Ben kim miyim ? Doğru ya, sana adımı söylemeyi unuttum.
Ben, Olgu, uzunca Domaniçli... Bu lafın hikayesini herkes, başta da bu adı koyanlar çok iyi biliyor. Ama ben alınmıyorum, sonunda şaka değil mi ?

Yarın sınav olmadığı için sana gönlümce yazabilirim, derken bir engel çıktı... Ne mi bu ? Şu ana kadarki televizyon programlarının " Süper Baba " dan sonra en iyisi, en çok izleneni, hafta boyunca ve tabii sınıfta da en çok konuşulanı
" İkinci Bahar " ...
Bu dizinin her her bölümünden sonra , niyeyse, bende bir şeyler değişiyor... Tüm severek yaptığım şeylerde olduğu gibi.
Hayata bakış açım, davranışlarım... ve bunun gibi bir çok şey.

Aslında benim buradan paylaşmak istediğim konu : "Günlük Yazma "... Neden günlük yazarız ? Ne için yazmaya, içimizdekileri, boş sayfalara gönlümüzce aktarmaya ihtiyaç duyarız ?

Bilmem sizin var mı ? Benim bir günlüğüm var. Ben aslında Anadolu Lisesi'ne başladığım yıl, günlük tutmaya başladım, ama gerçek anlamda duygularımı, yaşadığım olayları ölçüp biçip her şeyi en saf, en güzel, kimi zaman da en acı biçimde aktarabildiğim yıl , bu yıl... Bu da o zamandan bu zamana değişenleri gösteriyor. Büyüyüp büyümediğimi... Ve ben sanırım büyüdüm.

Ayrıca beni tanıyan herkes İpek Ongun 'un " Hayatı dolu dolu yaşamak ve onun değerini bilip kendini mutlu etmek için elinden geleni yapmak konulu " kitaplarına, hele de " Bir Genç Kızın Gizli Defteri " serisine olan hayranlığımı bilir. Kimisi de bununla dalga geçer ya, neyse...

İşte bugün , o serinin en yeni kitabını , yani " Bir Genç Kızın Gizli Defteri - 4/ Adım Adım Hayata " adlı kitabı aldım. 0-400 sayfayı bir solukta okudum. Gerçi bayağı bir zaman aldı, ama sonunda okuduğuna değiyor...

Kitabı kapattığımda ise şu son bir haftanın içinde yaşadıklarımdan dolayı taa en derinlerinde olduğum umutsuzluk çukurundan kurtulmuştum ve gerçekten mutlu bir haldeydim. Bunu da beni - nasıl beceriyorsa - çok iyi anlayabilen , sanki hepimizin beynini okuyup da bu kitapları yazan Sevgili İpek Ongun 'a borçluyum...

Üfff ! Ben de çok edebiyat yaptım. Eminim sıkıldın. Ama ben bunları sana anlattığım için mutluyum. Çünkü uzun zamandır bu anı bekliyordum.

Sana bir yazıyla veda edeceğim. Gene İpek Ongun 'dan. Serinin ilk kitabının önsözü... Umarım beğenirsin ?

NEDEN YAZARIZ ?

Daha doğrusu neden anı defteri tutarız ?

Bu soruyu, ilk gençlik yıllarında anı defteri tutan genç ve artık pek de genç olmayan kişilere sormadan önce , bir de kendime sorayım dedim.
Bakıyorum ilk defterimi Hazırlık Sınıfında tutmaya başlamışım. Yatılıydım ve yatılı olmaktan nefret ediyordum. Çekingen ve içe dönük bir çocuktum. O güzeller güzeli okulum Arnavutköy Amerikan Kız Koleji hiç mi hiç gözümde yoktu. Çünkü annemi, odamı, evimi deliler gibi özlüyordum. Her şey yeniydi , her şey değişikti ve bir tek arkadaşım yoktu. Bundan daha beter bir durum olabilir miydi ?

İşte bu koşullar altında anı defteri tutmaya başlamışım. Anı defteri benim arkadaşım olmuştu. Büyük büyük hüzün, sıkıntı, kuşku sıradağlarının arasına serpiştirilmiş küçük mutluluklarımı da yazmıştım ama hele de lise son sınıftayken...

O yıllar bu ağzı sıkı dostuma ihanet ettiğim yıllardı. Günler o denli arkadaşlarımla doluydu ki , anı defterim bir kenarda öylece duruyordu.

Derken yeni sorunlar, yeni yaşam biçimleri , evlilik ve çocuklar dönemi başladı. Ve ben , eski dostuma yeniden döndüm. Danışmak, paylaşmak, düşünmek için... Yazarken sanki yüksek sesle düşünüyordum.

Şimdilerdeyse yine anı defteri tutuyorum. Ama bu kez dertleşmenin yanısıra yaşamımdaki güzel olayların, "yaşanan" anların ne kadar değerli olduğunun farkına vardığım için... Bu güzel ve mutlu anları, içinde bin bir rengin yanıp söndüğü minik kristalleri toparlamışcasına ipe dizerek bir gerdanlık oluşturuyorum sanki.

İlk kitabımın basılışı, kızlarımın mezuniyet törenleri, bir " Anneler Günü " , deniz kenarında sakin bir hafta sonu, güzel bir piyes, okuduğum etkileyici bir kitap... Bunların her birini yitirmemek kaygısıyla ipime diziyor ve saklıyorum.

Şöyle geriye bakınca anı defterimin benim için zor yıllarda anlayışlı, ağzı sıkı bir dost, daha sonraki yıllarda düşünmeme yardımcı olan bir arkadaş ve şimdilerde özellikle güzel anıları saklamak için kullandığım sevgili bir kasa olmanın yanısıra pek çok şeyi paylaştığım rahat ve güvenilir bir yoldaş olduğunu görüyorum.

Diğerlerinin nedenlerine gelince, bir genç kızımız , annesiyle babasının kendisine haksız davrandığında bunları anı defterine , kendisi anne olduğunda aynı şeyleri yapmaması için kaydettiğini anlattı.
Bir başkası annesinin ilgisizliği sonucunda anı defterine başladığını söylüyordu. Anlattığı hiç bir şeyi dinlemiyordu annesi. " Beni dinlemiyordu, duymuyordu bile... " diyordu. İlgisizlik kadar bir genci yaralayan az şey vardır. O da sığınağını defterinde bulmuştu.

Bir delikanlıysa özellikle o yaşlarda insanların yoğun duygular yaşadığını, aşklarını, evinde olup bitenleri kimseye anlatamadığını , bir yandan bu yoğun duyguları biriyle paylaşmak ihtiyacı , öbür yandansa gülünç olma korkusunun , onu anı defteri tutmaya yönelttiğini belirtiyordu.

Sonuçta hepimiz her dönemde , ama özellikle de ilk gençlik çağında , sorunlarımızı, mutlu ve mutsuz anılarımızı , bizleri yargılamadan dinleyen, paylaşan birilerine gereksinim duyarız.
Ve bu biri... evet, bildiniz... anı defteri oluyor. "

Bu tür konular genelde "abuk " bulunduğundan sizleri sıktıysam gerçekten özür dilerim. Yok eğer hoşunuza gittiysa , ne mutlu bana !

Ve son bir söz : TÜM SEVİNÇLERİNİZ DALGALAR KADAR COŞKULU, TÜM ÜZÜNTÜLERİNİZ KÖPÜKLER GİBİ GEÇİCİ OLSUN!

Sevgiler ve mutluluklar...

Olgu
8-A

Hiç yorum yok: