30 Nisan 2008 Çarşamba

MERHABA

17.10.2000
Salı

Ben Seçil Ç...... . Bizim sınıfta bana genel olarak Japonyalı Seçil derler.Ayrıca Büyük Seçil diye de çağırırlar. Sınıfta iki Seçil var. Adaşım ayca benden büyük olmasına rağmen bana büyük Seçil diyorlar.

Niye mi Japonyalı diyorlar ? Şimdi benim Japonya'dan bir mektup arkadaşım var. Adımı Seoil Gakir yazınca adım Seoil'e çıktı.(İki harf ne kadar fark ediyor.)
Sağ olsun Burç arkadaşım bütün sınıfa yaydı. Yeni gelen arkadaşlar bile bana birkaç gün sonra Japonyalı demeye başlıyorlar. Sınıfta Joponya sözü edildiğinde tüm gözler bana bakarak " Değil mi Seçil ? Öyle mi Seçil ? " diyorlar. İlk başlarda kızıyordum. Ama zaman geçince alışıyorsunuz . Bazen içimden Japonya'ya gitme arzusu geçiyor. Babam eğer Japonya'ya giderse ki , gitme ihtimali var, ben de babamla giderim.

Galiba çok konuştum Japonya hakkında. Sana iki tane şiir yazdım. Daha yazacaktım. Ama biraz sonra ustalar gelecek. Malum apartman boyanıyor. Onun için odamı toplamam lazım ! " Apartmanın dışı boyanıyorsa senin odanla ne alakası var ? " diyeceksiniz. Pencere kenarlarını düzgün boyuyamıyorlar da... Neyse şiire geçelim.

GÜZEL HAVALAR

Beni bu güzel havalar mahfetti
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım.
Böyle havada aşık oldum.
Eve ekmekle tuz götürmeyi,
Böyle havalarda unuttum.
Şiir yazma hastalığım
Böyle havalarda nüksetti.
Beni bu güzel havalar mahfetti. ( Orhan Veli )

ANLATAMIYORUM

Ağlasam sesimi duyar mısınız
Mısralarımda.
Dokunabilir misiniz
Gözyaşlarıma ellerinizle ?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel
Kelimelerin kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var biliyorum
Her şeyi söylemek mümkün
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum
Anlatamıyorum. ( O.Veli)


Yeniden görüşmek üzere.... Seçil Ç.....

MERHABA GÜNLÜK


Biliyorum, içinden ne dediklerini. Diyorsun ki yine başladı sıkıcı günlük hayatını anlatmaya. İsmini, numarasını bilmediğim bir 8/A öğrencisi. Ama üzülme , sana bugünümü anlatmayacağım. Sadece 1962'lerden bir iki şiir yazacağım. Bu arada ben 403 numaralı Engin S...... ( Şiirlerden hayattaki mutsuzlukları, kötü olayları kafama takmadığımı anlayacaksın.)

SABİHA

Bana bir sigara verin annem öldü
Bu sabah öldü beşe doğru sanırım
Allah Allah ne var şaşıracak canım
Annem öldü diyorum hepsi bu.

Yüzüme bakmayın öyle gülesim geliyor
Bir ayna olsa da aptallığınızı görseniz
Hani dokunsam siz de güleceksiniz
Boşverin kurallara murallara yahu.

Şu son yıl keman bile çalmadı
Yüzünde çizgiler çoğaldıkça öfkelendi
Sanki suçlu oymuş gibi babama yüklendi
Beni kimse anlayamaz deyip durdu.

İsterseniz sinemaya falan gidelim
Galiba Nadya'nın bir filmi var Tayyarede
Ortanca birader çok ağladı dün gece
Sahi , Sabiha işi ne oldu ?

Ataol Behramoğlu(1962)

SONBAHAR EZGİSİ

Caddeden liseli kızlar geçiyordu
Medeni hukuku usulca kapattım
İmtihanmış, paraymış, etiketmiş
İnadına bir sigara yaktım.

Örneğin dedim şu dünya
Bir boşlukta döner de döner
Şu yağmur, şu hınzır eylül yağmuru
Adamı büsbütün deli eder
Peki insanlar peki insanlar
Hangi akla hizmet eder ?
Düşünüp düşünüp içlendim.

Saniyeler dakikalar saatler derken
Günler su gibi akıyor kardeşim
Bir yanda ders kitapları , bir yanda kalbim
Şaşırdım kaldım.

Ataol Behramoğlu (1961)

Engin S.....
8/A 403

SELAM GÜNLÜK


15 Ekim 2000

Biliyorum kızacaksın bana, bu ne biçim yazı diye... Ama buna alışman lazım.
Otuz dört kişilik sınıfımızın listesindeki yedinci öğrenciyim. Adım Hakan, numaram ise 396.
Ayrıca koyu bir Galatasaray taraftarıyım. Genelde Türkçe ve yabancı pop ve de Latin müzik dinlerim. En çok sevdiğim sanatçı Kıraç ve Marc Anthony'dir.

Aslında bugün normaldi. Bir tek eniştem MÇL 'de plaket aldı. Gerisinde her zamanki gibi biraz bilgisayar, biraz futbol ve geri kalanı da ders ve akşam televizyon izleme... Yani olağan günüm tamamlandı...

Ayrıca sıra arkadaşım Ozan'a bir soğuk espiri buldum. Gerçi biraz bilmeceye kaçıyor ama olsun :

- Anneler neden mutfakta hiçbir şey düşünmezler ?
- Çünkü tefal her şeyi düşünür.

Bu yazıda seni ve arkadaşlarımı güldüremiyeceğim. Çünkü Fatih arkadaşımız espiri bırakmadı. Aman Fatih, neden benden öncesin be ? Bir daha yazında bu kadar espiri yapma bak güceniyorum ha.

Hem dün televizyonda Reha Muhtar da yoktu ki... Nasıl komik bir şeyler bulalım ? ( Hey Ozan, yeni espirileri bir tek bana söyle ha ! )

Eee... Benden bu kadar günlük. Artık Engin yazar senin güzel yapraklarına.
Al sana Kıraç'ın kasetinden ufak bir şiir...

GİDİYORUM

Elimde ,
Eski bir aşktan kalma tutku damlacıkları
Arkamda,
Diz boyu balçık hatıraların çığlığı var
Yırtmış atmışsın her şeyi,
Bir ben kalmışım ortada
Bir de sen içimde, ta şuramda...
Kendimden geçiyorum
Özlemişim seni bir tanem
Gel döndür beni bu yollardan
Hadi bekliyorum.

Ş.Hakan P......
396

MERHABA GÜNLÜK

12 Ekim 2000
Perşembe

Biliyorum sen de bu "merhaba" işinden sıkılmışsındır. Ne yazık ki TDK her konudaki gibi bu selamlaşmaya da bir çare bulamadı. Beni ilgilendirmez, ama seni düşündüğümden...

Ha ! Unutmadan adım Fatih, numaram 382... Hani söyleyeyim ki bir gün seni yeniden açtığımda , Türk filmlerindeki eski öğretmenler gibi hemen tanırsın beni. Hani varya, tüpçü içeri girer , eski öğretmenini görür. Soğuk bir lens bakar ve öğretmen öğrencisini tanır. 416 Ali bu kez dersine iyi çalışmışsın... Anlayamıyorum nasıl oluyor da bugün bırakın numaramızı , adımızı bile bilmeyen öğretmenler , yirmi otuz sene sonra numaramızla beraber bizi hatırlıyor. Bilim insanları duymasın çok kızarlar.

Adın Günlük olduğuna göre sen şimdi anı da istersin. Ama olmaz. Madem anı yok sana aynı çizgi üzerinde devam eden hayatımı anlatayım.

Evden okula, okuldan eve, git gel işini yaptıktan sonra, 18.00-21.00 arası ders çalışıyorum. Daha sonra TV seyretmek için salona gediyorum. Babam : " Oğlum, dersin ne çabuk bitti?
" Baba üç saattir çalışıyorum ! "
" Eh ! Artık sınavdan sonra görüşürüz... "
" Görüşürüz ne demek ? "

TV'de her zamanki gibi bir dizi ya da yarışma programı var. Seyrettikten sonra odamıza gidip biraz müzik dinliyoruz. Ve kapanış...

At yarışında gibiyiz. Üniversite hariç, 12 senelik bir yarıştayız. Eşşek sudan gelinceye kadar çalışıyoruz. Nerede kaldı bu eşşek ? Gelmek de bilmez ki ! Tabii o suyun başında oturup keyif çatıyordur... Suç bizde. Bu deyimi kullanınca üstünlük onlara geçti. Söz dinlemiyorlar...

Okulda ise durum aynı. Hep aynı kişiler... Öğretmenler, öğrenciler, hademeler, fotokopi makinesi tamircileri...

Sınıfta da durum aynı. Ozan'ın soğuk espiri dalgasıyla arada yapılan ince ve güzel espiriler ve Neslihan'ın aşk tanımlarıyla yaşayıp gidiyoruz.

Neyse bir dahaki sefere yazışmak üzere günlük, haftalık, aylık her neysen ise...
Görüşürüz vesare !

F.Bahadır H......

MERHABA GÜNLÜK

Ben Cansu. Sınıfın en gevezelerinden biriyimdir.
Sana bir şeyler yazmadan önce diğer arkadaşlarımın yazdıklarını okudum.Günlük diye seslendiğimizin aslında 34 kişiden oluşan bir sınıf olması çok garip. Bu nedenle sana bu ilk tanışmamız falan filan gibi laflar etmeyeceğim.

Bu aralar bir kitap okuyorum. Her ne kadar bu isteyerek ve severek okuduğum ilk kitap olsa da... Leo Buscaglia'nın bir kitabı. " Dokuz Numaralı Otobüsle Cennete ". Anladığım kadarıyla yazar bize hayat hakkında ne kadar çok yanılgıya düştüğümüzü vurgulamak istiyor.
Hayat, sınırsız beklentilerden ibaret olmamalıdır. Hayat , bir şeyleri planlarken ya da beklerken geçirdiğimiz zamandır. Sena'nın da günlüğe yazdığı gibi " Yaşam , biz başka planlar yapmakla meşgulken , olagelen şeylerdir. Belki de Tanrı bizleri dünyaya , zamanımızı nasıl geçirdiğimizi ( değerlendirdiğimizi ) ölçmek amacıyla göndermiştir.

Hayatı; neşeyle geçirmek lazım,mutlulukla... Kuşkuyla, bekleyişle değil. Leo Buscaglia da kitabında sonu hayal kırıklığıyla biten bekleyişine bir örnek vermiş :
" Boşa çıkan umutların insanı nasıl kırabildiğini çok eskiden bilirim. Bu dersi hiçbir zaman da unutmadım. İlk öğrenişim , yeni yetme yaşlarımda bir Noel günü oldu. Birdenbire evin salonundaki Noel Ağacının altında , aklıma gelebilecek en kocaman hediye paketini gördüm. Boyu benim boyumun iki katıydı. Üstelik üzerinde benim ismim yazıyordu. Noel'den önce , iki hafta boyunca o hediye ötekilerin arasında öyle boy göstermişti. İçindekinin ne olabileceği konusundaki sırrı asla açığa vurmamıştı.

Bana sonsuz gibi gelmişti o iki hafta... Başka hiçbir şey düşünemez olmuştum. Paketin boyundan ve esrarengizliğinden ötürü zihnim hayallerle doluyor, çevremi sihirli bir hava bürüyordu.

Sonunda günü geldi. Ailem kutlama töreni için toplandı. Günün olayı benim paketi açmam olacaktı. İki haftadan beri o anı ne umutlarla bekliyordum. Açarken bile içimde bir hayal kırıklığının başladığını şimdi hatırlıyorum. Büyük esrar sona eriyordu. Artık o konuda hayal kuramayacaktım.

Kutuda Loure amcanın uzun çabalar sonucu kendi elleriyle yaptığı çalışma masası vardı. Elbette ki çok güzeldi... Üstelik çok da gerekliydi. Ama o ana kadar benim umutlarım , bu dünyada var olan hiçbir şeyin doyuramayacağı kadar büyümüştü. Ne bekliyordum ? Tanrı bilir... "

Peki yazarın bahsettiklerinden sonra soruyorum :
Bu mudur hayat ? Sabırsızlık mı ? Hayal kırıklığı mı ?
Bunun cevabını size bırakıyorum. Ama düşünürken şunu da unutmayın !

Ömrümüz sonsuz değil. Bir gün bitecek. Bize vadedilen süreyi en güzel şekilde geçirmek hakkımız. Neden bu hakkı en iyi şekilde değerlendirmeyelim.

Sevgilerle...
Cansu D.......
369- 8/A