23 Mayıs 2008 Cuma

ATIM ŞARANPOLE YUVARLANDI GÜNLÜK

Naber Günlük,

Ben Oğuz, tanıdın mı ? Hani şu Beyaz Atlı olan... Eğer tanımadıysan sana şu sözler yakışır :"You yet on my? Ashome on your? "

Az önce Matemetik yazılısına çalışıyordum, yorulunca aklıma sen geldin. Nedense bugün sana yazacak bir şey bulamıyorum. Bu yüzden gazete karıştırmaya başladım. Ve güzel birkaç şey buldum. Bir tanesi geliyor :

Küçük İlanlar :

Yufka imalatında çalışacak en az 1.70 boyunda sarışın, genç, mütansip vücutlu , anlayışlı, patronunu üzmekten kaçınacak yufka yürekli bayanlar aranıyor. Yatacak yer kesinlikle verilir.
Müracaat: Yufkacı YUSUF Tlf. 0542 655 47 18.

***

Müzik aleti böyle mi çalınır ulan ! Bir haftadır kulağımızı şey ettin!
Ya şunu adam gibi çalmayı öğren ya da ben gelip o aleti... kıracam.
Huzur Sitesinden Üst Kat Komşun Recai.

***

Kuaför Selami, Allah seni kahretsin emi ! Bu ne biçim saç yapmak öyle ! Ah ben senin saçlarını tek tek yolardım, ama şükret ki kelsin...
Müşterin Şaziment


Ve gazetenin sayfasını çeviriyorum. Günlük aha o da nesi ! En kıl geyikler adında bir bölüm , onu da sana yazayım :

1) Yerin kulağı var, derler. Benim de kulağım var. Peki ben yer miyim ? Hayır, yemem...
2) Anne beni bekleme, sabaha dönerim.
Akşamcı İskender
3) Taksime cami yapmasınlar, başkasının taksisine yapsınlar...
4) Ağaç altında oturan bir zencinin koluna düşen karınca :
" Eyvah , Karakola düştüm ! " demiş.

Ve Bir Fıkra Günlük :

Cafer komadadır. Yanında karısı...
Cafer, nemli gözler ve kısık bir sesle konuşmaya başlar :
- İlk işten kovulduğum zaman yanımda idin. İflas ettiğim gün oradaydın. Vurulduğum zaman ilk seni gördüm. Trafik kazası geçirdiğimde hastanede hep başucumdaydın...
Karısı takdir edilmenin mutluluğu içinde sessizce dinler. Cafer devam eder :
- Şimdi komadan çıktım, yine başucumdasın. Yahu sen , ne uğursuz kadınsın !


Günlük. sana ne yazayım diye düşündükçe aklıma bir şeyler geliyor. Geçen sene okulun kütüphanesinde yıllıklara bakıyordum, hemen hepsinde şöyle bir başlık vardı: Öğretmen Olmasalardı Ne Olurlardı , diye... Ben de bir şeyler yazayım dedim.

A.... Bey : Gardiyan
H....Bey : Köpek Bakıcısı
N.... K... : Turp sıkıcısı, imalatçısı
S.... Bey : Köfteci
S... T..... : Lunaparkda penaltı atışlarındaki kaleci

Benden bu kadar Günlük... Daha sonra görüşmek üzere...


Not : Atım şaranpole yuvarlandı Günlük . Bana bir taksi bulabilir misin ?

15 Mayıs 2008 Perşembe

İNSAN MANZARALARI

13 Aralık 2000
Çarşamba


Naber Günlük,

İnşallah iyisindir. Beni sorarsan şu anki durumum bayaa iyi. Neden diye sorarsan, Matematikten çarpanlara ayırma konusunu tam olmasa da yapıyorum. Türkçe yazılım fena geçmedi. Ve en önemlisi Almanca yazılısı okunmadı...

Daha dün sana yazacak bir şey bulamazken , bugün konu zenginiyim. Çünkü bence insanların bu sıralar gülmeye ihtiyacı var. Ve çok komik olmasalar da bencw güzeller.

Bir zamanlar, bir Aygaz reklamında, öğretmen öğrencisini tüpçü olarak görünce onunla gurur duyuyor. Allah aşkına söyleyin bana, hangi öğretmen öğrencisini bir tüpçü olarak görmek ister ?

Ayrıca bir Calgon reklamında bize bilgi veren adamlar , niye hep öküz gibi ? Suratlarında hiç gülme ifadesi yok.

Türklerin zaaflarından biri de yemeklere verdikleri isimler...
Sen o kadar asma yaprağının içine kıymaları yerleştir, ismine
" SARMA " de. Elin Fransızı , ekmeğin üstüne iki tane çilek koysun, ismine " FRANC DA LAGUNA DE LOGUNE " gibi bir isim koysun...

Her neyse bu tip konulara tekrar döneceğim. Şimdi sana Azaebeycan 'daki McDoralds 'ın menüsünü yazmak istiyorum:

MENYU

* Hamburger * Çizburger * Dabl Hamlarger
* Dabl Çizlarger * Big Mak * Frenç Frays
* Şeyk * İçkiler * Mak Sanday

Biraz da Bunları Tanıyalım :

- Hamburger/ Çizburger : Guzardılış koke, mal etinden hazırlanmış koflet (köfte ) , ketçup, doğranmış soğan . Bizim Cizburgerin tatbikinde hamçinin yumşağ ceder pendiri de var.
- Desert : Desert üçün siz piroglar ciyalak , şokolad veya karamelli Mak Sondey dondurması yaxud ( yahut) vanil , şokolad veya çiyelekli şeyk kokteyli alde edebilirsiniz.

Hoşgeldiniz , yazısının altında " Sizi her gün seher 8'den 24'e kadar restoranımıza gozleyiruk. "
Güle güle , yazısının altında " Eğer McDonald's restoranına bir defa gelseniz , bura hemişe gelmek arzusunda olacaız."

Ha bi de Reha Muhtar , Türkiye'de bir ilki başardı. Ekranın dört köşesine de yazı koydu. ( Sağ üst: Mudanya canlı, sağ alt : Ceviz Kabuğu , sol üst : Show TV , sol alt : Ateş Hattı )

Türkiye'den İnsan Manzaraları:

* Bir avukat ismi : Güven Kurtul
* Bir volvo arabasının plakasında Bülent yazdığı yetmiyormuş gibi , adam sağ farının üstüne ICQ numarasını yazmış.
( 10066565 )
* Yolda bir tabelada: "Hayırlı Yolculuklar Dileriz. Osmanlı Doğal Alabalık Üretim, Dinlenme Tesisleri- 100 m. beride..."
* Bir halı mağazasında : " Lütfen, halıya dokunmadan elleyiniz"
* Bir iş yerinde : " Satılan mal geri alınır. Ama sorun çıkarırız."
* Gazetede çıkan bir reklam : " Alumilenyum
- Aliminyum yüzeyde üst deney yorum. "
* Satılık Oto : Sahibinden tertemiz 99 model Passat.
- Özellikleri : 50.000 km. , sol ön kapı orjinal boyalı, debriyaj bask balata değişmiş. Beş sefer turba değişmiş, üç sefer ön göğüs komple sökülmüş, yedi sefer vites konsülü değişmiş, iki sefer sağ ön kapı sökülmüş, arka kapı kilidi bozuktur.
Fiyatı : 15 milyar.

Adam hala bu arabaya passat diyor.

Şimdi sana Hayvanlar Aleminden, Köpekbalığı hakkında bilgi bilgi vermek istiyorum :

" Denizlerde yaşayan en vahşi , en psikopat yaratık köpekbalığıdır. Karşısına çıkan her şeye saldırır. Hareket eden her şeyle dalaşır. Gücünün yettiğini ısırır, yetmediğine de küfür edip kaçar. Her sene 3.000 kişi köpekbalıklarının saldırısına uğramaktadır. Ancak balıkların her sene aynı sayıyı nasıl tutturdukları , hala bilinmemektedir...

Son olarak Yılmaz Erdoğan 'ın " Haybeden Gerçeküstü Konuşmalar " kitabından kısa bir bölüm yazarak , artık gitmek istiyorum. İşte dinle ! ( Konuşmalar Adam-Kadın şeklindedir. İlk konuşmaya Adam başlıyor. )

- A : Uykum kaçtı,
- K : Neden ?
- A : Soramadım, kaçtı.
- K : Yediğin bir şey dokunmuştur.
- A : Ben bir şey yemedim.
- K : Midende bütün bir tavuk varken böyle konuşma lütfen.
- A : Bir rüya gördüm kızım.
- K : Dur tahmin edeyim : Bir kümesteydin ve kocaman bir tavuk seni yiyordu.İntikam mahiyetinde...
- A : Sana bin defa , ben bir kabusla uyandığım zaman benimle abuk sabuk konuşma, demedim mi ?
- K : Demedin.
- A : O zaman şimdi diyorum. Ben bir kere dedim, sen içinden 999 kere tekrarla.
- K : Sinirlenme sevgilim. Ben seni rahatlatmak için konuşuyorum. Yoksa bir tavuğun lafı mı olur ? Sana feda olsun. Tamam , çok iri bir tavuktu ama olsun...
- A : Keser misin şu tavuğu ?
- K : Sevgilim yine kızacaksın ama biz zaten kesilmiş bir tavuktan bahsediyoruz.
- A : Allah'ım bir gece vakti uykumdan kan-ter içinde uyanıyorum, bir de ne göreyim : Karım komedyen olmuş. Hangisi kabus bilemiyorum.
- K : Tamam, sakin ol. Bir şey içer misin ?
- A : Hayır.
- K : Tavuk suyu filan ?
- A : Ne ?..
- K : Şaka şaka...
- A : Karıcığım, sustuğun zaman haberim olsun.
- K : Tamam susunca ben seni ararım... Bu arada "susarken konuşmayı " biraz çalışmam gerekecek tabii. Seni arayacağım
ya , susarken...
- A : Allah Allah ! Kadın delirdi... Yahu susssaana sen !
- K : Tamam be tamam sustum. Neyse, nasıl bir kabustu, anlat istersen ?

SON

Aslında son değil ama çok uzun... Her neyse hoşçakal.

Kuntay K.......
8-A

HAFİFLETİCİ SEBEP SATILIR

12 Aralık 2000
Salı


Merhaba ,

Beni tanıdın mı ? Ben Japonyalı Seçil... Neyse şimdi Japonya muhabbetine girsem işin içinden çıkamam. Eee görüşmeyeli nasılsın ?

Ben iyiyim. Yarın Türkçe yazılısı var, çalışmam lazım. Önce sana yazmak istedim. Neyse...

Duydum da, halkımızın durumu göz önüne alınarak, yeni bir süpermarket açılmış. Dağıtılan broşürlerde şunlar yazıyor :

* Aceleniz var. Ama elinizdeki işi bitirmek zorundasınız... Düşünmeyin ! ÜSTÜNKÖRÜ geldi. Bitmeden alın.

*Şehir magandalarına karşı boynunuz bükük olmasın... Ohaa !
Höst ! Çüşş ! satılır.

* DELİKSİZ UYKU SETİ
-İki adet mışıl, üç metre 222 ! - Susturuculu horrr !

* Her tonda, her soundda çeşitli ritimlerde dubaduu, lalalalaayla satılır. Alın, şarkıcı arkasında vokalist olun.

* ÇOOK Önemli meseleniz olsun istiyorsanız MEMAT geldi...
Alın, HAYAT MEMAT meseleniz olsun.

* İç Hastalıkları uzmanı için her türlü İÇ bulunur :
Baliç, Rapaiç, Lazeliç, Mirkoviç...

* Laobali seti satılır.
- Bacak bacak üzeri
- Cak cak sakız çiğneme
- Abi yaa !
gibi çeşitlerimiz vardır. Üç taksitle...

* Çocuğunuz yemek yemiyor mu ?
Kredi kartına üç taksit :
- İğneci Teyze ve Amcaya Veririm , Ham Yapar geldi.

* Gülümseyerek , kırıta kırıta gelmek için GELİŞİ GÜZEL bulunur. Çok ucuz...

* Her konuya uyacak adaptörlü LOG var. Log alın, uzman olun.
Sosyolog, Etimolog, Arkeolog, Jinekolog olmak elinizde...

* Her SUÇ ve SUÇLU için üç yıl garantili HAFİFLETİCİ SEBEP var...
- Aşırı tahrik
- Nefsi müdafaa.

* PÜR'ünüz var ama DURUMUNUZ yok, öyle mi ? Üzülmeyin.
-NEŞE ve TELAŞ vardır. Pür sizden, durum bizden :
- Pürneşe
- Pürtelaş...

* Bugün doğan çocuklara isim bulunur :
- Reha Bilitasyon
- Can Siperane
- Cem İyet...

* Gençler ! Uyum sorunu mu çekiyorsunuz ? Eski dilde
konuşan , eski kelimeler kullanan bir çevrede yaşıyorsanız İNTİBANK geldi.

* Kırmızınızı ikiye katlayın KIP'la
Morunuzu arttırın. MOS var.
Yeşili güçlendirin. YEM geldi.
BEM'le beyazınız daha beyaz.

* Zenci var, Beyaz var, Çinli sürüsüne bereket. IRKÇI reyonu açıldı.

* Kurallara karşı , anarşist tavırlı müşterilerimiz, sizin için İHLAL bulunur. Alın, gönlünüzce yasaları ihlal edin.


Bu seferlik benden bu kadar. Seninle ancak bir ay sonra görüşebileceğiz. Kendine iyi bak. Nasıl bakacaksan !

Bash Bash

Seçil
8-A

13 Mayıs 2008 Salı

GÖRÜŞME GÜNÜ

11 Aralık 2000
saat: 22.20


Merhaba Günlük,

Yine üşüyorum, ama Ozan 'ın soğuk espirilerinden değil. Balkanlardan gelen soğuk hava yüzünden üşüyorum. Yarın için ne yazılı var ne de ödev ( Tabii benim bilmediğim İngilizce ödevi hariç !) .
Bugün Vatandaşlık yazılısından çıktık. Bu, iyi geçen ikinci yazılım oldu. İlk iyi geçen de birinci Vatandaşlık sınavıydı.

Sınıfta 100-200 soru çözenlerin sayısını sayarken ; dokuz saat yazılıya çalışanların , nasıl çıldırmadığını düşünürken vakit geçiyor...

Her sabah uykudan yarı uyanmış olan biz , Anadolu Lisesi, H.... Bey'in " İ...... Herifler! " diye bağırmasıyla gözlerimizi tam açıyoruz. Ve kime ya da kimlere dedi acaba diye bakıyorken , Günaydın, İyi Dersler olayı bitiyor ve sınıflara çıkıyoruz. Sınıfta da , oturacağımız sıraya tükürüp de köşelere sığınan , ne olduğu belirsiz , kişilere laf ( küfür) atmamızla ders başlıyor.

Dan, dun, 5-4-3-2-1 dakika var derken ders bitiyor. Tabii diğer derslerde böyle... İngilizce hariç ! İngilizce dersinde dakikayı sorana 5 ders saati ağır hapis cezası veriliyor. Bu şahıslar da boşuna sevinmesin, aftan faydalanamıyorlar...

Af derken, affa girmek istemiyorum, çünkü cuma günü de "AF" konulu münazaramız var... Her şey o gün belli olacak !

İngilizce dersinde kalmıştık. S...... Hanım sayrsinde ana dilimizi unutacağız ve hatta ibadetimizi İngilizce yapacağız... Allah göstermesin !

Nedendir bilmem , İngilizce öğretmenimiz hep benle uğraşıyor. Derste hep in English olarak benim uyuduğumu belirtiyor. Tabii ben anlamasam da , öğretmen anlatmasa da " Don't sleep don't speak " benim ve öğretmenim arasında anı olarak kalacak.

Ramazanda olduğumuz için öğle tenefüssünde vakit nasıl geçiyor deme... İngilizce için verilmiş, benim duyamadığım , bir iki sayfa ödevle geçmekte. Öğretmenimiz ödevi İngilizce söyleyince , ben anlayamıyorum ve okulda öğle teneffüslerinde yapıyorum. Bence bu en iyisi... Ödevi anlayarak yapıyorum. Nasıl mı ? Bir sağdan, bir soldan sora sora , kavraya kavraya yapıyorum... İngilizce seni sıktı biliyorum. Fakat kusura bakma, İngilizce hakkında , Türkçe konuşabildiğim tek kişi sensin.

Şu bayram gelse de , o meşhur ON GÜNLÜK TATİLİ doyasıya yaşasak ! İlk işim on bire kadar uyumak... Daha sonra gerisi gelir.

Saat on bire geliyor. Aaaa zil çaldı ! Ne zili acaba , demeyin. Benim uykum geldi. Uzatmalarda sana bir şiir yazmak istiyorum. İnşallah penaltılara kalmayız, o sabahı buluruz...

GÖRÜŞME GÜNÜ

Çocuğumla demir bir parmaklık konuldu aramıza
İki buçuk yaşındaki çocuğumla

Ulaşmak istedi bana çocuğum
Kafese çarpan bir kuş duygusuyla

Çocuğumla tel örgüler konuldu aramıza
Kalın tel örgüler iki sıra

" Saklanma Baba " dedi çocuğum
Sitemle, çırpınan bir bakışla ...

Çocuğumla bir uçurum konuldu aramıza
Sevinci nefretten kesin çizgilerle ayıran uçurum.

Ve ben - aptal gibi - hala
" Bu denli kötü olunamaz " diye düşünüyorum.

Ataol Behramoğlu


Engin S......
8-A

8A TV KANALI


10 Aralık 2000
Pazar


Selam Günlük,

8A TV Kanalını izlediğin için sağ ol.

Sana yazabileceğim en iyi vakit buydu, çünkü on dakika sonra Galatasaray-Gaziantep maçı var. Artık maç bitince skorunu yazarım.

Heee ! Bu arada ben Fatih'ten sonra, Engin'den önce gelen
Hakan...

Bu hafta mükemmel neticeler ortaya çıktı. Galatasaray-Gaziantep maçı öncesine kadar... Cuma günü Trabzonspor 2-0 yenilirken, dün Fenerbahçe 2-2 ; bugünse Beşiktaş Jetpa ile 1-1 berabere kaldı. Böylece Cimbom'a haftalar sonra liderlik şansı kaldı. Hem de maç eksiğiyle... Zonguldak ise deplasmanda Altındağ'ı 4-0 gibi net bir skorla geçti.
Ayrıca bu akşam İtalya'da bir Türk Gecesi var. İmparator dördüncü Kel Fatih, Kral ikinci Sir Şaban'a karşı. İtalyanları , Pederleri kurtarsın artık. Onları kurtaran iki Türk var. Colins değil, tabii ki ; Fatih Terim ve Hakan Şükür. Zaten başka kim kurtaracak , ikisi de eski Galatasaraylı...

Şimdi gündemdekilere gelelim. Yarın sınıfta iki tartışma yaşanacak. Ayrıca çok heyecanlı, fakat cansız ; sana banttan Engin aktarsın. Bunlardan biri Avrupa Birliği (AB) , diğeri ise yanılmıyorsam, Türkçe İbadet...

Espiri köşemiz bomboş... Başka bir habere geçelim. Yarın hava çok açık değil. Öncelikle öğretmenler odasından gelen yazılıların etkisi altında kalacağız. Sonra ise aynı sıralardan gelen bir fırtına kopacak. Daha sonra , zaten cuma hariç, her gün yaşadığımız normal bir basıncın etkisi altında kalacağız. Fakat en sonunda sıcaklıklar artacak , herkes futbol, basketbol veya voleybol oynayacak.

Şimdi de Türk Filmi bölümü :

M : - Aç kapıyı, benim, Nalan'la görüşeceğim.
K : - Hoşgeldiniz babacım.
M : - Noşbulduk evladım.
N : - Hayır, Malkoçoğlu beni terk etme !
M : - Nayır, gitmem şart, sen bir imparator kızısın, bense zavallı bir halkın kurtarıcısı...
N : - Ne fark eder? Babamın ve senin kılıcın aynı parlaklıkta.
M : - Validem hep Bizans kanı deterjanı kullanır.
N : - Ahh bırakın beni, yard....
M : - Nayır, nolamaz ! Bırakın o kızı, o benimdir, o benimdir ancak, Nalan !

Pat, küt, çat...

N : - Saol, Makoçoğlu...
M : - Bir şey değil, Nalan !
N : - Senin sayende görüyorum...

SON. 8A Filmin Sonu.

REKLAMLAR

E- Seni yarın okula götiriim mi ?
K- Sen daha o kadar büyük değilsin ki !
E- Peki dersini Türkçe mi istersin, İngilizce mi ?
K- İngilizce olsun, pratik yaparız...

Ertesi gün :

Ö- Pull your socksup very bad three wrongs...
K- Üfff ! Ben bu yaşıma geldim , böyle hoca görmedim. Keşke Türkçe seçseydim !

Evet efendim, Türkiye'de en çok izlenen haberleri izlediniz. Her nerede yaşanıyor ve yaşatıyorsanız... İyi akşamlar.

NOT : 1- Galatasaray 2- Gaziantep 0
Galatasaray Lider. Goller : Jardel, Arif
NOT : 2- Fiorentina 2- İnter 0

Şefik Hakan P......
8ATV

EY CEMAAT-İ YAZAR KİTLESİ

6 Aralık 2000
Çarşamba


Merhaba,

Ben Fatih... Yine senin o belirsiz renkteki sayfalarına , belirsiz renkteki şeyleri yazacağım. Böyle konuşuyorum, çünkü sınıfta bir şeyleri ispatlama yarışı var. Eğer bir adam yoğurtun siyah olduğunu kabul ettirebiliyorsa pek ala bu sayfalar turuncu olabilir ve ben de seni klorlamak yerine lacivertleyebilirim...

Bakıyorum da artık sana sadist misin gibi sorular ve değişik kanunlar yazılıyor. İlk önce sana yöneltilen sorulara ,
"Sana ne ? " cevabını , senin adına verirken yazılan hiçbir kanunu , sınıfın abisi olarak onaylamıyorum.

Seçil, şöyle bekleyedursun şunu söylemek istiyorum : " Eğer aşk , kızların manken gibi ; erkeklerin de James Bond gibi olması ise ben aşık olmak istemiyorum.

Bu arada Cansu'ya, küçüklüğünden hiçbir farkı bulunmadığını söylemek istiyorum. Ve diyorum ki Ey Cemaat-i Yazar kitlesi, yazılarınızı sık ve düz yazınız ki günlüğün verimine erişebilesiniz. Şüphesiz ki o, bizi bıkıp usanmadan dinleyen ve bize karşı gelmeyen yeğane varlıktır.

"Bu hayat Galatasaraylı olmaya değmez ! " diye, ne olduğu belirsiz bir şeyler yazılmış sana ... Cümle diyemeyeceğim, çünkü her şeyin bir onuru var. Ben de şöyle bir şey diyorum : Bu hayat tabii ki Beşiktaşlı olmaya değer , ama hacminizin standartların üzerinde olması lazım. Bu sözleri sınıftaki bütün Beşiktaşlılara gönderirken, aralarında paylaştırmalarını istiyorum. Yoksa bunu yazana yazık olacak.

Bazı konulardan geri kaldığımı hissediyorum. Ne ünlülerin sesinden anons yapabilen bir cep telefonum ne de duvarlara yazabilecek bir takma adım...

Haa unutmadan söyleyeyim. Üç aralık pazar günü 15 yaşına girmiş bulunuyorum. Ve bunu hatırlamayan dostlarıma teessüflerimi arz ederken ( Bundan böyle resmi olacağız !) şu sözü söylemek istiyorum: " Unutulanlar, unutanları asla unutmazlarmış."

Fen Lisesi tercihlerimizi de yapmış bulunmaktayız. İlk tercihimin Ankara Fen Lisesi olması , beni rahatsız ediyor. Kazanamayacağımı bildiğim halde içimi bir korku basıyor. Eğer sorarsan ki ' Madem yazdın, niye korkuyorsun ? ' Ben onu on iki tercih hakkına saygısızlık olmasın diye yazdım. Ama pişmanım. Çünkü her ne kadar da , doğum günümü hatırlamasalar da Ve aralarında bir sığıntı olarak yaşasam da onlardan ayrılmak, beni gerçekten üzer... ( Mesaj çekecek telefonumuz olmasa da , dilimiz var çok şükür. )

Ve bu arada ben günlüğünü yazarken Galatasaray da destanında düzeltmeler yapmakta...

Sana bir şiirle veda etmek istiyorum. İyi bir ay geçirmen dileğiyle...

" Bu akşam da sensizliği ağulara sarıp içtim.
Kaybettikten sonra anlıyor insan.
Meğer hiç kimseyi senin kadar sevmemişim
Bir dönsen
Yıldızları sermez miyim ayaklarına,?
Geldiğin yollara toz olmaz mıyım ?
Uykuların unuttuğu gözlerim yine tavanlarda
Ne vardı , diyorum ahh! Bir döseydin sen de
Şarşörüne hasret sürdün sazımın
Şimdi yine hüzün işgalinde yüreğim.
Ve ben hala mor salkımlı o sokakta
Bıraktığın yerdeyim..."

Fatih Kısaparmak

Fatih H......
8-A

MEYABA GÜNLÜK

Uzun bir süreden sonra gene beraberiz.
Bende değişen bir şey yok. Hayat gene çok sıkıcı aynı anda ilginç...
Ben Seçil'e katılmıyorum. Çünkü sürekli bir şeylerin gerçekleşmesini beklerseniz, mutsuz olursunuz... Sürekli beklemekten sıkıcı bir şey bilmiyorum. Beklentileriniz olmayacak ki gerçekleşen şeyler birer süpriz olsun hayatımızda. Hayattan zevk alalım. Hayatı saati saatine değerlendirmek gerekir. Sürekli gelecekte gerçekleşmesi mümkün olan şeyleri düşünerek değil !

Şimdi asıl konuma geleyim. Sizle küçük ama önemli bir sırrımı paylaşmaktan çekinmiyorum.
Ben küçükken problemli bir çocukmuşum. Aileme az çektirmemişim. Diğer çocukların yaptıklarının tersini yaparmışım. Müzikle beraber transa geçermişim. Kısacası birazcık davranış bozukluğum varmış. Bunun üzerine annem , beni psikoloğa götürmüş.

Psikoloğ anneme tedavi için, davranışlarımı izlemesini ve not etmesini söylemiş. Ben de annemin tuttuğu bu not defterinden küçüklüğüme dair bazı anılar okuyayım :

" Cansu Hanım, şu anda yine kabaca oturmuş, balonu ağzında çiğniyor. Çok şımarık, inatçı, sevgi delisi... Tuttuğunu tutturuyor. Çok konuşuyor. Çok soru soruyor. Çok geveze. Geçenlerde bana :
' Senin gözlerin yeşil de benimkiler neden kahverengi ? ' diye sordu. Ben de , babana çektiniz, dedim. O da inandı. Babasına çok düşkün... Cansu beş yaşında. "

" Şu anda Cansu, televizyonda defile seyrediyor. Defile de gelinliklerle ilgili... Mankenler gelinlikleri sergiliyor. Cansu :
' Anne , gelinliklere bak ! Bunlar koca mı bulmaya geliyorlar ? ' dedi. ' Ben ne zaman evleneceğim ? Ne zaman büyüyeceğim ? Ne zaman okuyacağım ? ' diyor. Büyüğünce ne olacaksın, dedim.
' Doktor ' dedi. Ne doktoru ? , dedim. ' Kadın Doktoru ' dedi.
Her defasında farklı bir cevap veriyor. Hala babasını bekliyor. Babasına aşırı düşkün..."

" Cansu Hanım süsüne aşırı düşkün. Süslü kokona sanki. Ver tarağı, akşama kadar tarasın saçını durmadan... Aynaya baksın. Ya da bebeğiyle oynasın. Müzik dinlesin... "

Annemin sayfa sayfa not tuttuğunu gören ablam da , ona özenmiş; bizim hakkımızda yorumlar yapmış. Onlardan da bir parça okuyayım :

"
Başlık : " Allah anneme kolaylık versin ... "
Konu : " Cansu. "
Yazan : "Burcu. "

Bizim Cansu, ABONEYİM, kasetini dinliyor. Cansu'ya biz ne yaptıysak , bu kaset hastalığından vazgeçirtemedik. Cansu yemeğini mutfağa dökerken annem yakalamış. Kızmış. Bunun üzerine Cansu, gene cadının teki oldu. Bazen çok uslu bir çocuk oluyor ; Tansu'yla kedi köpek gibi kavga etmiyor , çok konuşmuyor, fazla soru sormuyor, müziğin sesini açmıyor... Bazen ise cadının teki oluyor. İnat yapıyor, oyuncaklarını dağıtıyor , Tansu'yla kavga ediyor... "


İşte bu kadar Günlük. Bir dahaki sefere daha ilginç konularda görüşmek üzere...

BYK !

Cansu D.......
369- 8/A
ancolypsde

12 Mayıs 2008 Pazartesi

SİZ NELERİ BEKLİYORSUNUZ ?

Sevgili Günlük,

Yeniden buluştuk işte... Ben de uzun süredir bu anı bekliyordum.
Beklemekten söz açılmışken ömrümüzün büyük bir bölümünü beklemekle geçiriyoruz. Bazen boşuboşuna bekliyoruz. Üşenmeden, ertelemeden, vazgeçmeden ertelemeden, vazgeçmeden harekete geçmek her zaman yeterli olmuyor.

İşte beklentilerimiz :

- Özgür olmayı bekleriz.
- Aşkı bekleriz.
- İltifatlar bekleriz.
- Telefon bekleriz . ( Sonra faturayı kabartmaktan bahsederiz. )
- Rahatsız edilmemeyi bekleriz.
- Saygı bekleriz. ( Ama bazen hiç saygı göremeyiz. )
- Randevusuna geç kalanı bekleriz.
- Enflasyonun düşeceği günü iple çekerek ve hiç gelmeyeceğini bilerek bekleriz.
- Güleryüz bekleriz.
- Tatile gideceğimiz günü bekleriz. ( Artık hak ettiğimizi düşünüyorum. )
- İçtenlik ve samimiyet bekleriz.
- Para üstü bekleriz.
- İnsanların (bazı ) istediğimiz gibi olacağı günü bekleriz. ( Bu arada herkesin olduğu gibi kabullenmesi gerektiğini biliriz. )
- Hoşgörü bekleriz.
- Ödünç verdiğimiz bazı kıymetli şeylerin geri gelmesini bekleriz.
- Otobüs bekleriz. ( Bu arada dolmuşların kalkmasını da unutmamak gerekir. Ayrıca , ben genelde geç kalsam da , sabahları servislerimizi bekleriz. )
- İndirimli satışları bekleriz.
- Kuyruklarda bekleriz.
-Anne ve babamızın maaşını aldığı aybaşını bekleriz.
- Reklamların bitmesini bekleriz.
- Bizi sıkan dertlerden kurtulmayı bekleriz.
- Sorularımıza yanıt bekleriz.
- Saçımızın uzamasını bekleriz.
- Baharın gelmesini bekleriz.
- Harçlığımıza zam bekleriz.
- Kırmızı ışıkta bekleriz diyemiyorum, beklemeyiz.
- Sömürülmemeyi bekleriz.
- Tuttuğumuz takımın kazanmasını bekleriz.
- Yarını bekleriz.
- Sinemada sevmediğimiz bir filmin bitmesini bekleriz.
-Okuldan çıkış saatini bekleriz.
- Hayatımızın kadınını / erkeğini bekleriz.
- İşimizde başarılı olmayı bekleriz.
- Bizi bekleyen birilerinin olmasını bekleriz.
- Bir gün gelip beklememeyi bekleriz.

Ama önemli olan bu beklentilerin bazılarını kısmen de olsa gerçekleştirebilmektir. Bazen de beklemek o kadar sıkıcı değildir.
Ve umarım beni dinlemekten sıkılmamışsınızdır.

Bir daha görüşmek üzere...

Seçil Ç.....lı
213- 8/A

11 Mayıs 2008 Pazar

İNSANIN ÖZ EŞİNİ BULABİLMESİ

3 Aralık 2000


Merhaba, Yeniden Merhaba,

Şu an saat, 22.40 ve masamın başına geçmiş ne yazsam diye kara kara düşünüyorum. Derken dayanamayıp Tuğrul'un yazdıklarını okuyorum.
Galatasaray ile ilgili yazdıklarını okuduğumda aklıma birden bire Gençlerbirliği maçı geliyor ve Tuğrul arkadaşıma "Geçmiş
Olsun !" dileklerimi sunuyorum. Ve yazdığı dokuz maddelik Anayasa'ya karşı altı madde de ben yazıyorum :

Madde 1- Karşımızdaki James Bond olmadığı sürece bizden hiçbir şey beklemesin.
Madde 2- İki farklı şekilde yorumlanabilecek bir laf edersek ve sizin anladığınız şekli sizi kızdırıyorsa , kastettiğimiz kesinlikle anladığınız şeklidir.
Madde 3- Cini görmemizi istemiyorsanız , lambayı yok edin.
Madde 4- Altı ya da sekiz ay önce fark etmez. Ağzını her açtığında saçmalamazsa , iki taraf için de bir sorun kalmaz.
Madde 5- Eğer başka erkeklere bakıyorsak, lütfen siz de biraz aynaya bakın.
Madde 6- Fermuarlarını açık unutan erkeklerin , kendilerine gülünmesine itiraz etme hakları yoktur.

Gerçekten de kadın ve erkek birbirinden çok farklı iki yaratık. Peki bu iki yaratığı birbirine bağlayan ne ? Yanıtı çok da zor değil. Sahip oldukları hormonlar ve aşık olma ihtiyacı.

Kadınlar için erkekler olmadan, erkekler için de kadınlar olmadan hayat çok tatsız olsa gerek.

Bir bayan için çok iyi bir işinin olması, işinde başarılı olması, rahat ve özgür yaşaması , son moda giyinmesi ve güzel gözükmesi çok önemlidir. Ancak onu seven birinin olması hepsinden daha önemlidir.

Bir erkek için de iyi bir işinin olması, işinde başarılı olması, yakışıklı görünmesi, hızlı bir arabaya sahip olması ve tuttuğu takımın başarılı olması çok önemlidir. Ama yine onu seven bir bayan olmadığı sürece bütün bunlar yeterli değildir.

İşte tam bu noktada ihtiyaç duyulan şey bir eştir. Doğru eşi bulabilmek ise çok zordur. İnsanın öz eşini bulabilmesi ve o kişiyle evlenmesi büyük bir şanstır. Herkesin başına gelmez.

Ama mutlaka dışarlarda bir yerde bizleri mutlu etmeyi bekleyen insanlar vardır. Tek yapmamız gereken aramak ve bulduğumuzda kaçırmamaktır...

Neslihan A......
8-A



10 Mayıs 2008 Cumartesi

ÖĞRENCİLERİMDEN GELEN YORUMLAR

" Yaş ne olursa olsun, baş çocuktur ; okşanmak ister..."


Öğretmenliğe veda etmeyi düşündüğüm şu günlerde , günlüklerin sahibi öğrencilerimden gelen iletiler beni çocuklar gibi sevindiriyor...

İlk gelen yorumları sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü bazısı "facebook" hesabıma gelmiş, biri de diğer blogumda yazdığım, bu blogu tanıttığım, yazının altına yazılmış.

Yorumları buraya alarak, günlüğü okuyacak diğer öğrencilerimin de arkadaşlarıyla buluşmalarına katkı sağlamak amacındayım...



Mustafa Çavdar :

Sevgili Öğretmenim,
Yaptığım en güzel yolculuklardan biriydi, sayenizde gerçekleştirdiğim bu yolculuk... İyi ki o günler bir şeyler karalamışız o deftere ve iyi ki başımızda siz varmışsınız...
Çok teşekkürler.
( Bilkent Üniversitesi- Endüstri Müh. bu yıl mezun olacağım...)


Gamze Barın :

Merhabalar Hocam,
Ben Gamze Barın... Şu söz konusu günlüğün sahibi , o 34 kişiden biriyim...
Şu an üniversite son sınıftayım ve birkaç aya kadar mezun olacağım.
Sizden önce ve sizden sonra birçok öğretmenimiz oldu. Birçok ödev, kompozisyonlar, derlemeler yazıp birçok paylaşımda bulunduk o öğretmenlerimizle. Ancak içlerinden hiçbirisi yazdıklarımıza sizin gibi değer verip yazılarımızı sizin kadar önemsememiş olacak ki biri bile yıllar sonra bulup yaptığımız güzel şeyleri paylaşmadılar.
Size bu çalışmanızdan ötürü hem teşekkürlerimi hem de takdirimi iletmek istedim...
Umarım bizden sonra aynı sıralarda öğrenim görecek arkadaşların da yollarına sizin kadar harika bir öğretmen çıkar...
Sevgiler...
(Üniversite : Karaelmas Ünv. Mak. Müh. 4.Sınıf )


Ozan Karahan :

Merhabalar Hocam,
Nasılsınız ? Beni nasıl duygulandırdığınızı izah etmem mümkün değil... Şu an bunu , en samimi arkadaşımla internette paylaşıyorum. O da benimle hemfikir. Çok şanslıymışsınız, benim hiç böyle bir hocam olmadı, diyor.
Sizin bize yaptırdığınız münazaraları , yaklaşım tarzınızı, 14-15 yaşımıza rağmen bizi gerçekten ciddiye alışınızı ve ufkumuzu nasıl genişlettiğinizi anlattım kendisine.
Hocam, tekrar çok teşekkür ederim. Bunu arkadaşlarımla paylaşacağım. Fakat o yıllardaki arkadaşlarımın pek azıyla görüşebiliyorum.
Hocam, sağlıkla kalın. Umarım görüşmemiz kısmet olur. Tekrar tekrar teşekkür ederim...
( İstanbul Teknik ünv.)

Özlem Karaman :

Hocam, çok sevindim. Ben o zamanlar "Günlük " yazdığımızı bile unutmuşken sizin blogunuza koymanızla hayrete düşmüş bulunuyorum. Günlüğe henüz bakamadım. Bakıp yorum yazacağım.
Bakalım o zamanki aklımızla neler yazmışız ?
Teşekkür ederim şimdiden. Size de başarılar hocam...
(Hacettepe Üniversitesi )


Seçil Çakır:

Çok güzel düşünmüşsünüz , tekrar emeklerinize sağlık.
(Kocaeli Üniversitesi- Tıp Fak. 4. sınıf)


Hasene Keskin :

Hocam,
Bize çok değerli bir süpriz hazırlamışsınız. O zamanlar yazması zor geliyordu belki ama defter bugün bizler için o kadar değerli ki...
Aslında bizler çok şanslıyız, hala görüşüyoruz. O zamanlar sorduğum sorunun cevabını şimdi alabiliyorum.
Size çok teşekkür ederim emeğiniz için. Ve bu değerli süpriz için...
(Gaziantep Üniversitesi )

Deniz Kabakçı :

Merhaba Değerli Öğretmenim,
Finaller sonrasında artık büyük bir keyifle yıllar önce yazdığımız günlükleri okumaktayım... O günlerden tek hatırladığım , bu günlükleri acaba yıllar sonra tekrar okuyabilecek miyim, sorusu şu anda. Kesinlikle hiç beklemediğim bir anda bu güzel hediyeniz beni ne kadar mutlu etti anlatamam. Size teşekkürü bir borç biliyorum.
O günlerde de sınavlardan bahsetmişim hala da sınavlarla boğuşmaktayım. Sanırım fazla ciddiye alıyorum. O zamanlar yürüyormuşum şimdi koşuyorum.
Sanırım hayatım boyunca o günleri hep tebessüm ederek hatırlayacağım. Güzel günlerdi, güneşli güzel günler...
(Boğaziçi Ünv. Elektrik-Elektronik Böl. 4. sınıf.)

Gökşen Kılıç :
Merhabalar Öğretmenim,
Bunca zaman sonra sizi görmek beni çok mutlu etti. Biraz da şaşırttı açıkcası. Umarım iyisinizdir.
Az önce " A " sınıfının günlük yazılarını okudum. O zamanlar yazmaya erindiğimiz bir iki satırın şimdi beni bu kadar mutlu edeceğini düşünmezdim. Yazılanları okurken gözlerim doldu, biraz da kıskandım galiba... Bizim de vardı bir defterimiz şimdi kimbilir nerelerde ?
Yazılanlara değer verip o kadar zaman saklamış olmanız ve şimdi bize bu şekilde sunmanız çok güzel. Benim yazım yok tabii ki sayfada. Ben " C " sınıfındaydım çünkü... Ama yine de arkadaşların yazdıklarını okumak yetti o günlere geri gitmeye...
Her şey için çok sağ olun hocam...
( Ank. Hacettepe Ünv. )

Facebook'tan bulabildiğim öğrencilerimin şu andaki okulları:

ODTÜ:
Sena E.....,

Fatih B. H.....

BOĞAZİÇİ :
Deniz K......,
Murat U.....,
Murat Can Ü......

BİLKENT :
Seçkin K.....,
Mustafa Ç....

İST. TEKNİK:
Ozan K....

BİLGİ ÜNV. :
Olgu Ö........

EGE TIP :
Cansu D..... ,
Çağla Ş.....

HACETTEPE :
Özlem K.....

ANKARA ÜNV. :
Çağdaş Engin E.....

GAZİANTEP ÜNV. :
Hasene K....

KOCAELİ ÜNV. TIP FAK. :
Seçil Ç......

KARAELMAS ÜNV. MAK.

Gamze B......



Diğer öğrencileriminkini henüz bulamadım.

Umarım gelip kendileri yorumlarıyla birlikte eklerler. Sabırsızlıkla bekliyorum...


Sevgili Öğrencilerim,
Yıllar sonra sizlerle bu günlük aracılığıyla da olsa buluşmak benim için çok güzel bir duygu. Yorumlarınız benim için değerli bir armağan...
Hele hepinizin üniversitelerinizden mezun olacağınız şu günlerde.

Bu an sizler için çok önemli. Bir anlamda yol ayrımına geldiniz. Çoğunuz iş yaşamına başlayacak. Artık büyükler arasına katılacaksınız. İşiniz her zamankinden zor şu sıralar...
Eşinizi, işinizi seçeceksiniz . Dilerim seçimleriniz sizlere mutluluğun tüm kapılarını açar...

Sizler her güzelliği hak edecek şekilde çalıştınız. Ve bu çalışma sadece ders anlamında olmadı. Sosyal ve kültürel çalışmalar da yaptınız. Güzel arkadaşlıklar kurdunuz. Duygularınızı, düşüncelerinizi paylaştınız, tartıştınız. Dergi çıkardınız. Yaptığınız münazaralar oldukça önemli konuları içeriyordu. Bugün bile, yeni yeni tartışılabilen konuları sekizinci sınıfta büyüklere taş çıkartacak olgunlukta yapabildiniz. Tüm başarıları çabanızla hak ettiniz. Şimdi emeklerinizin karşılığını alma zamanı.

Hepinizin yolu açık olsun. Sevgiler...


9 Mayıs 2008 Cuma

SİZİN PİLOT KALEMİNİZİN ÇIKIŞ İZNİ VAR MI ?

28 Kasım 2000
Salı

Sana şu soruları sormaktan kendimi alamıyorum...

"Dönüp dolaşıp aynı kişiye gelmek hoşuna mı gidiyor ? Bundan nasıl bir zevk alıyorsun ? Zevk alıyorsan, niçin ? Bundan nasıl zevk alınabilir ki... Sen sadist misin ? "
Bunları bir ara yanıtlarsan sevinirim...

Yazılı olmayan ve mutluluk sınırlarımızı zorladığımız sabahlardaki ilk konuşmalar :

- Ne haber la ! Dün akşam nasıldık ama ? Galatasaray süper kupayı aldı, olum...
- Olsun , Fener de Galatasaray'ı yeniyo, demek ki Fener daha iyi...

Beşiktaşlılar her iki takımı yenmelerine karşın hiç de kibirli davranmazlar. Ve :

- Beşiktaş da iyi takım, hatırlatmakta yarar var ...
- Hagi, kırmızı kart görmeliydi !
- N'apıyım ?
- Hehe... palavraya bak !

Yazılı olan ve stresli olduğumuz sabahlardaki " Günaydın " kelimesiyle yer değiştiren bazı yapıtlar :

- N'aber la !
- Yazılı kaçıncı saat ?
- Hiç çalışmadım...
- V132 kök dışına nasıl çıkıyo ?
- Sizin pilot kaleminizin çıkş izni var mı ?
- Yaaa suss Ozan !

Günlük diye hitap edilen, aslında ne olduğunu kestiremediğim muhterem yaprak parçası ... Sana aşağıda bulunan Anayasa'yı yazıyorum. Yiyosa okuma !

Madde 1 : Altı ya da sekiz ay önce ağzımızdan çıkan herhangi bir söz aleyhimize kullanılamaz...Sarfedilen her kelime bir hafta sonra geçersiz kabul edilecektir...

Madde 2 : Eğer mankenler gibi giyinmeyecekseniz , bizim de Jones Bond gibi davranmamızı beklemeyin...

Madde 3 : İki farklı şekilde yorumlanabilecek bir laf edersek ve sizin anladığınız şekli , sizi kızdırıyorsa , kastettiğimiz kesinlikle diğer anlamıdır...

Madde 4 : Dergilerdeki her testi birlikte çözmek, ne sizin ne de bizim ilgi alanımıza girer.

Madde 5 : Başka kadınlara bakmamıza kızmayın. Diğerlerine bakmazsak, sizin güzelliğinizi nasıl takdir edebiliriz !?

Madde 6 : Cinin görünmesini istemiyorsanız, lambayı ovalamayın...

Madde 7 : Maç izlerken söyleyeceğiniz şeyleri reklam aralarına sokmayın !

Madde 8 : Kısa tişörtler giyip göbek deliklerini açıkta bırakan kızların, kendilerine bakılmasından rahatsız olma hakları yoktur...

Madde 9 : Otomobille giderken en ufak sarsıntıda , " Sonumuz geldi ! " diye bağırmayın ...



İşte böyle yaprak Parçası ... Okul, yazılı, Fifa 2001, sosisli derken hayat geçip gidiyor. Sana hayattan zevk almanın, dolu dolu yaşamanın sırlarını vereyim :

1- Sev.
2- Herkesi olduğu gibi kabul et.
3- Kendini aramaktan vazgeç ; o, seni bulacaktır.
4- Geçmişini sev.
5- Pişman olacak bir kusur işleme.
6- Şayet işlersen, pişman ol, pişman olmak iyidir.
7- Affetmeyi büyüklük bil. Sadece bilmekle kalma, uygula.
8- Birini seversen, bunu ona mutlaka söyle.
9- Biri seni seviyorsa, bunu kimseye söyleme.
10- Ağla. ( Ben sevmem ama yap işte... )
11- " Vur, fakat dinle ! " atasözündeki anafikri çıkar. Çıkardığın anafikri beyninde iyice yoğur. Artık hayatında kullanılmaya hazırdır.
12- İnsanları kırmaktan kork.
13- Yukardaki maddelerin hepsine uy.
14- Bu hayat Galatasaraylı olmaya değmez. Sakın böyle bir hata yapma !


Hazırcevap insanları sever misin ? Seni bilmem ama ben severim. Bence hazırcevap insanlar çok zeki oluyor. Kendilerine söylenen bir sözü , anında yorumlayıp aksini iddia edici sözler sarfederler ve karşılarındaki insana soğuk terler döktürürler. Örnek olarak aşağıdakileri okuyayım :

* Dünya nimetlerine önem vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü Filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta , zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan , kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir... Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa :
- Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem ! der.
Diyojen :
- Ama ben çekilirim !..

* Dostlarından biri Fransız kralı 15. Lui 'ye :
- Majesteleri, akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü ? Hiç kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve seve öder.
Kral, alaylı alaylı güler :
- Gerçekten ilginç bir fikir... Bu buluşunuza karşılık sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum !..

* Bir toplantıda , bir genç Mehmet Akif Ersoy'u küçük düşürmek için :
- Affedersiniz , siz veteriner misiniz ? demiş.
Mehmet Akif Ersoy, hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş :
- Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu ?


* Sultan Alparslan, 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla :
- 300 Bin kişilik düşman ordusu, bize doğru yaklaşıyor. demiş.
Alparslan, hiç önemsemeyerek şöyle der :
- Biz de onlara yaklaşıyoruz...


* Bir filozofa sormuşlar :
- Şansa inanır mısınız ?
Filozof :
- Evet... Yoksa sevmediğim insanların başarısını neyle açıklardım ?


İNTİHAR

Kimse duymadan ölmeliyim
Ağzımın kenarında
Bir parça kan bulunmalı
Beni tanımayanlar
"Mutlak birini seviyordu." demeliler.
Tanıyanlarsa " zavallı" demeli
" Çok sefalet çekti. "
Fakat hakiki sebep
Bunların hiçbiri olmamalı. ( Orhan Veli)


Dönüp dolaşıp bana geleceğini biliyorum. Muhterem Yaprak Parçası , Görüşmek Üzere...

Tuğrul M......
8/A

8 Mayıs 2008 Perşembe

RÜZGARGÜLÜ'NÜN HOROZU

27 Kasım 2000
Pazartesi


Merhaba Günlük ,

Herhalde anlamışsındır, ben listenin en başındaki öğrenci Sena...
Unutmuş olabilirsin diye söylüyorum, numaram 51'di.

33 Kişilik bir aradan sonra tekrar buluştuk işte ! Hayatımda değişen pek de bir şey olmadı. Hala ne yazsam diye düşünüyorum... Seni bugün elime alınca genellikle her öğrencinin yaptığı gibi ben de benden önce yazanların yazılarına baktım...

Yazılılar, ödevler, Fen Lisesi herkesi o kadar etkilemiş ki en az beş sayfa, en fazla dokuz sayfa yazma fırsatı bulabilmiş bazı arkadaşlar...
Sen ne diyorsun öğrencilerin ev-okul-dershane üçgeni arasında geçen hayatlarına ? Daha küçük yaşlarında kendilerini büyük bir yarışın içinde bulan bu çocuklar , devamlı önlerindeki engeli aşmak için çabalıyorlar...

Sence de , sadece hayatı kazanmak zorluğu için mi aslında hayatı kaybediyorlar ? Yoksa haylazlık yapmayıp akıllı, uslu olsunlar diye mi anne-babalar çocukları zorluyorlar bu kadar ? Kafası dolu, duygu ve düşünce birikiminden yoksun insanlardan oluşan bir gelecekten, ne beklenir ki...

Ben de bunları merak ediyorum işte, Sevgili Günlük... "Fazla merak iyi değildir ! " diyen kişilerce , susturulmak istenen beyinler, bu sorulara cevap arıyor yıllardır. Hiçbir Fizik formülüyle, Matematik denklemiyle çözülemeyecek sorular üretmek de geleceğin Einstein ' ları için belki bir adım olabilir.
Ne dersin ?

Bu kadar gevezeliğin ardından bir şiir yazarak benden sonraki arkadaşıma sıramı devrediyorum...

RÜZGARGÜLÜ'NÜN HOROZU

gece
gizemlere aralık bir kapı
çobanlara ters düşenleri bile
sürüye katılmaya iter karanlığı
ters yüz etmiş bir parlak yıldız usumu
karanlığa verdim sırtımı
birazdan öter rüzgargülü'nün horozu.


BİR SÖZ :

" Uzun bir zaman boyunca bana hayatım... Yani gerçek anlamda hayatım yakında başlayacakmış gibi görünürdü. Ama önümde hep bir engel , çözmem gereken bir sorun, yarım kalmış bir iş, ödenmesi gereken bir borç çıkıyordu. Hayat bunlar tamamlandıktan sonra başlayacaktı. Neden sonra gerçeği kavradım ki , bu engeller benim yaşamımın kendisiydi..."
Alfret D'Sauza

BİR DAHA :

" Nerede okumuş olursanız olun , kim demiş olursa olsun - ben söylemiş olsam bile- sizin kendi aklınızın ve mantığınızın kabul etmediği hiçbir şeye inanmayın... "
Buda

6 Mayıs 2008 Salı

CEZA SAHASI VAR DA ÖDÜL SAHASI NEDEN YOK

26 Kasım 2000
Pazar


Merhaba Günlük,

Ben Çağla... Numara sırasındaki en son kişi benim. Yani tekrar başa dönüyoruz...

Sana yazmaya başlamadan önce benden öncekilerin yazdıklarına bir göz gezdirdim de çoğu kişi farklı bir giriş yapamadığından yakınmış. Yani böyle bir şeyi neden bu kadar sorun ettiğinizi anlayamıyorum. Türkçeyi keşfeden şahsiyet bu konuyla ilgili sözleri "Merhaba, Selam " şeklinde belirtmiş. Buna rağmen farklı girişler yapabilme çabanız beni şaşırttı doğrusu.

Merak ettiğim bir konuyla başlamışken devam edeyim bari. Tabii merak ettiğim şey sadece bu değil. Şimdi bunları size de yazayım da siz de merak edin...

" Felek vurdu taş ile... " diye bir türkü var... Felek niye taşla vuruyor ? Felek bu kadar barbar mı ? Ne bileyim, Felek bugün taşla vuruyorsa , kürekle de vurabilir yarın bir gün...

Bir diğer merakım da :

Sahtekarlığın en ileri olduğu ülke İspanya herhalde... Adamların futbol takımlarının ismine baksanıza. Real Madrid, Real Sociata... Bizde sadece Hakiki Koç gibi turizm alanında sahtekarlık deşifreyken , İspanya 'da koskoca futbol takımının sahtesini yapıyorlar demek ki...

Başka bir merakım da , futbolda ceza sahası var. Neden ödül sahası yok... Ceza sahasına ödül sahası da denebilir mi ? Denebilirse neden denmiyor ?

Bir merak daha :

İkiz çocuk sahipleri, sadist midir ki çocuklarını iyice karıştırsın millet , kimse ayırt etmesin , diye aynı model giydirirler ?

Bir de karikatür ve çizgi filmlerde çokça gördüğümüz , fare deliklerini kim açar ? Fareler açamayacağına göre ?..

Neden hep uzaylıların daire şeklinde bir uzay gemisiyle gelmesi beklenir ? Dünya'da yapılan füzeler silindir şeklinde olduğu
halde ?..

Göçmen Kuşlar, aptal mıdır da her yıl kışın sıcak ülkelere uçmak için yola çıkar ? Kendilerine kışları da sıcak geçen bir ülke bulsalar olmaz mı ?


Benden bu seferlik, bu kadar Günlük...
Seni de meraka sokmamışımdır umarım...
Bir daha görüşmek dileğiyle...

Çağla
8-A

HAYATI DOLU DOLU YAŞAMAK

23 Kasım 2000
Perşembe


Merhaba Sevgili Günlük,

Şu günlüğü, yani seni baştan itibaren okudum da şunu gördüm:
En çok kullanılan " klasik " kelimesi... O yüzden ben burada kullanmamaya özen göstereceğim.

Ben kim miyim ? Doğru ya, sana adımı söylemeyi unuttum.
Ben, Olgu, uzunca Domaniçli... Bu lafın hikayesini herkes, başta da bu adı koyanlar çok iyi biliyor. Ama ben alınmıyorum, sonunda şaka değil mi ?

Yarın sınav olmadığı için sana gönlümce yazabilirim, derken bir engel çıktı... Ne mi bu ? Şu ana kadarki televizyon programlarının " Süper Baba " dan sonra en iyisi, en çok izleneni, hafta boyunca ve tabii sınıfta da en çok konuşulanı
" İkinci Bahar " ...
Bu dizinin her her bölümünden sonra , niyeyse, bende bir şeyler değişiyor... Tüm severek yaptığım şeylerde olduğu gibi.
Hayata bakış açım, davranışlarım... ve bunun gibi bir çok şey.

Aslında benim buradan paylaşmak istediğim konu : "Günlük Yazma "... Neden günlük yazarız ? Ne için yazmaya, içimizdekileri, boş sayfalara gönlümüzce aktarmaya ihtiyaç duyarız ?

Bilmem sizin var mı ? Benim bir günlüğüm var. Ben aslında Anadolu Lisesi'ne başladığım yıl, günlük tutmaya başladım, ama gerçek anlamda duygularımı, yaşadığım olayları ölçüp biçip her şeyi en saf, en güzel, kimi zaman da en acı biçimde aktarabildiğim yıl , bu yıl... Bu da o zamandan bu zamana değişenleri gösteriyor. Büyüyüp büyümediğimi... Ve ben sanırım büyüdüm.

Ayrıca beni tanıyan herkes İpek Ongun 'un " Hayatı dolu dolu yaşamak ve onun değerini bilip kendini mutlu etmek için elinden geleni yapmak konulu " kitaplarına, hele de " Bir Genç Kızın Gizli Defteri " serisine olan hayranlığımı bilir. Kimisi de bununla dalga geçer ya, neyse...

İşte bugün , o serinin en yeni kitabını , yani " Bir Genç Kızın Gizli Defteri - 4/ Adım Adım Hayata " adlı kitabı aldım. 0-400 sayfayı bir solukta okudum. Gerçi bayağı bir zaman aldı, ama sonunda okuduğuna değiyor...

Kitabı kapattığımda ise şu son bir haftanın içinde yaşadıklarımdan dolayı taa en derinlerinde olduğum umutsuzluk çukurundan kurtulmuştum ve gerçekten mutlu bir haldeydim. Bunu da beni - nasıl beceriyorsa - çok iyi anlayabilen , sanki hepimizin beynini okuyup da bu kitapları yazan Sevgili İpek Ongun 'a borçluyum...

Üfff ! Ben de çok edebiyat yaptım. Eminim sıkıldın. Ama ben bunları sana anlattığım için mutluyum. Çünkü uzun zamandır bu anı bekliyordum.

Sana bir yazıyla veda edeceğim. Gene İpek Ongun 'dan. Serinin ilk kitabının önsözü... Umarım beğenirsin ?

NEDEN YAZARIZ ?

Daha doğrusu neden anı defteri tutarız ?

Bu soruyu, ilk gençlik yıllarında anı defteri tutan genç ve artık pek de genç olmayan kişilere sormadan önce , bir de kendime sorayım dedim.
Bakıyorum ilk defterimi Hazırlık Sınıfında tutmaya başlamışım. Yatılıydım ve yatılı olmaktan nefret ediyordum. Çekingen ve içe dönük bir çocuktum. O güzeller güzeli okulum Arnavutköy Amerikan Kız Koleji hiç mi hiç gözümde yoktu. Çünkü annemi, odamı, evimi deliler gibi özlüyordum. Her şey yeniydi , her şey değişikti ve bir tek arkadaşım yoktu. Bundan daha beter bir durum olabilir miydi ?

İşte bu koşullar altında anı defteri tutmaya başlamışım. Anı defteri benim arkadaşım olmuştu. Büyük büyük hüzün, sıkıntı, kuşku sıradağlarının arasına serpiştirilmiş küçük mutluluklarımı da yazmıştım ama hele de lise son sınıftayken...

O yıllar bu ağzı sıkı dostuma ihanet ettiğim yıllardı. Günler o denli arkadaşlarımla doluydu ki , anı defterim bir kenarda öylece duruyordu.

Derken yeni sorunlar, yeni yaşam biçimleri , evlilik ve çocuklar dönemi başladı. Ve ben , eski dostuma yeniden döndüm. Danışmak, paylaşmak, düşünmek için... Yazarken sanki yüksek sesle düşünüyordum.

Şimdilerdeyse yine anı defteri tutuyorum. Ama bu kez dertleşmenin yanısıra yaşamımdaki güzel olayların, "yaşanan" anların ne kadar değerli olduğunun farkına vardığım için... Bu güzel ve mutlu anları, içinde bin bir rengin yanıp söndüğü minik kristalleri toparlamışcasına ipe dizerek bir gerdanlık oluşturuyorum sanki.

İlk kitabımın basılışı, kızlarımın mezuniyet törenleri, bir " Anneler Günü " , deniz kenarında sakin bir hafta sonu, güzel bir piyes, okuduğum etkileyici bir kitap... Bunların her birini yitirmemek kaygısıyla ipime diziyor ve saklıyorum.

Şöyle geriye bakınca anı defterimin benim için zor yıllarda anlayışlı, ağzı sıkı bir dost, daha sonraki yıllarda düşünmeme yardımcı olan bir arkadaş ve şimdilerde özellikle güzel anıları saklamak için kullandığım sevgili bir kasa olmanın yanısıra pek çok şeyi paylaştığım rahat ve güvenilir bir yoldaş olduğunu görüyorum.

Diğerlerinin nedenlerine gelince, bir genç kızımız , annesiyle babasının kendisine haksız davrandığında bunları anı defterine , kendisi anne olduğunda aynı şeyleri yapmaması için kaydettiğini anlattı.
Bir başkası annesinin ilgisizliği sonucunda anı defterine başladığını söylüyordu. Anlattığı hiç bir şeyi dinlemiyordu annesi. " Beni dinlemiyordu, duymuyordu bile... " diyordu. İlgisizlik kadar bir genci yaralayan az şey vardır. O da sığınağını defterinde bulmuştu.

Bir delikanlıysa özellikle o yaşlarda insanların yoğun duygular yaşadığını, aşklarını, evinde olup bitenleri kimseye anlatamadığını , bir yandan bu yoğun duyguları biriyle paylaşmak ihtiyacı , öbür yandansa gülünç olma korkusunun , onu anı defteri tutmaya yönelttiğini belirtiyordu.

Sonuçta hepimiz her dönemde , ama özellikle de ilk gençlik çağında , sorunlarımızı, mutlu ve mutsuz anılarımızı , bizleri yargılamadan dinleyen, paylaşan birilerine gereksinim duyarız.
Ve bu biri... evet, bildiniz... anı defteri oluyor. "

Bu tür konular genelde "abuk " bulunduğundan sizleri sıktıysam gerçekten özür dilerim. Yok eğer hoşunuza gittiysa , ne mutlu bana !

Ve son bir söz : TÜM SEVİNÇLERİNİZ DALGALAR KADAR COŞKULU, TÜM ÜZÜNTÜLERİNİZ KÖPÜKLER GİBİ GEÇİCİ OLSUN!

Sevgiler ve mutluluklar...

Olgu
8-A

ÜNLÜLERİN SON SÖZLERİ

22 Kasım 2000
Çarşamba


Merhaba Günlük ,

Benim adım Murat Can... Numaram da 941. Sıra bana da geldi.
Fakat yarın olacağımız Almanca yazılısına çalışmam gerektiğinden sana fazla bir şey yazamayacağım.

Yazacaklarım " Ünlülerin Son Sözleri " adındaki sözler topluluğu ve üç fıkra...

ÜNLÜLERİN SON SÖZLERİ

- Komutanım ! Bu bombanın pimini çektikten sonra kaça kadar sayacaktık ?
- Yok yok ! Bu mantarlar zehirli değildir ...
- Bak şimdi nasıl sollayacağım ineği !
- Gel bak, burası derin değil...
- Tamam ! Ben tamir ederim bu elektriği...
- Abi , şu boynumu bir kütürtetir misin ?
- Mayın tarlasına geldik mi ?
- Burası gökdelenin kaçıncı katı ?

Şimdi de fıkralar :

PAPAĞAN

Satılmak üzere pazara bırakılan komutanın papağanı, sadece
" Sağa dön, sola dön, dikkat ! " kelimelerini biliyordu. Oradan geçen Asker Temel, Recep'e papağanı göstererek :
- Ne kadar da güzel bir kuş !
dedi.
Papağan bunları görünce :
- Dikkat ! Sağa dön...
dedi.
Temel, hemen selama durdu ve :
- Affedersunuz komitanum , sizi kuş zannettik de...

İKİNCİ FIKRA

Arabasıyla seyahat eden bir İskoçyalı , akşam üzeri yol kenarında, kapısında " Garaj parasızdır. " yazılı bir otelin önünde durdu. Koşup gelen garsona :
- Lütfen bana garajı gösterir misiniz ?
dedi. Garajı gösterdiler... Müşteri arabasını içeri soktu.
Garson :
- Valizlerinizi odanıza çıkarayım mı ?
İskoçyalı :
- Gerek yok !
dedi.
- Otomobilde yatacağım !..


SON FIKRA

Ufaklık :
- Anne , her gün ekmeğimizi Tanrı veriyor değil mi ?
Annesi :
- Elbette kızım...
Ufaklık :
- Yılbaşında hediyelerimizi de Noel Baba getiriyor , değil mi ?
Annesi :
- Tabii kızım...
Ufaklık :
- Bebekleri de leylek getiriyor , değil mi anneciğim ?
Annesi :
- Evet yavrum...
Ufaklık :
- Peki anne, bu evde babam ne işe yarar Allahaşkına ?..


Görüşmek üzere...

Murat Can Ü.......
941 - 8/A

GALATASARAY MI KİM ?

Merhaba Günlük,

Şükür kavuşturana... Diyemeyeceğim çünkü gelebileceğin en kötü zamanda geldin...

Çalışmam gereken bir Fizik yazılısı ve çözmem gereken bir sürü Matematik testi var. Aslında ben biraz şanslıyım. Bugün okula gitmedim. Yok yok, kaçmadım. Sadece okulumuzun futbol takımı ile Ahmet Zeki Demirci okul takımıyla maçı vardı ve ben de takımda olduğum için gitmedim. Seninle baş başa kalmak için de diyebiliriz... Bu arada maçı 15-0 kazandığımızı da söylemeliyim...

Sana birkaç fıkra ile veda etmeden önce , koyu bir Fenerbahçeli olduğumu ve pazar günü Fenerbahçe'nin Trabzonspor'u 5-2 yendiğini ve gelecek pazar da Galatasaray ile bir maçı olduğunu söyleyeyim.

Galatasaray mı kim ? Öyle kendi halinde bir takım işte... Ha unutmadan ilerleyen saatlerde önemli notlarım olacak...

TAKIM

Dursun öldüğü gece Temel 'in rüyasına girer ve bir iyi, bir de kötü haberi olduğunu söyler.
Temel :
- Önce iyi haberi söyle...
Dursun :
- Bizim takım Cennetspor'u 5-0 yendi...
Temel :
- Kötü haber nedir ?
Dursun :
- Haftaya takımda sen de oynuyorsun !

***

Küçük Temel'e öğretmeni sormuş :

-17. Yüzyıl bilginleri için ne söyleyebilirsin ?

Temel :

-Hepsi ölmüştür öğretmenim...


Not - 1 : Şu an Galatasaray- Milan maçını izliyorum. Skor 2-0 Galatasaray'ın lehine...
Nor-2 : Maç 2-2 bitti.

Yediğimiz iki golün acısını acısını milletçe paylaşıyoruz...

KARANLIĞIN GÖZÜNE BAKARAK YÜRÜMEK

20 Kasım 2000
Pazartesi


Merhaba Günlük,

Ben, Deniz... En sonunda yazma sırası bana geldi. Fakat öyle bir zamanda geldi ki...

Dershane sınavı ve dört tane yazılı... Neden kötü olduğunu çok iyi açıklıyordur.

Sana beğendiğim bir şiirle veda edeceğim. Bir daha uzun yazma fırsatım olması dileğiyle... Hoşçakal...

YÜRÜMEK

Yürümek yürümek ; yürümeyenleri
arkasında boş sokaklar gibi bırakarak ,
havaları boydan boya yarıp ikiye
karanlığın gözüne bakarak yürümek...
yürümek ; dost omuzlarını
omuzlarının yanında duyup , kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup
yürümek... yürümek ;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını bilerek
yürümek... yürümek ; yürekten
gülerekten yürümek...

Nazım Hikmet

Deniz K......
8-A





5 Mayıs 2008 Pazartesi

SEVGİNİZ YOKSA

15 Kasım 2000
Çarşamba


Selam , ben Ece... Hiç bir şekilde kısaltılması yoktur...

Sana bu kadar işimin arasında nasıl, ne yazayım derken Gökçe arkadaşım yardımıma yetişti . Saolsun çok güzel mailler aymış atmış. Bunlardan bir tanesi sana, gerisi bana ve ark. kalsın. Cep telefonunun hayatımızı bu kadar etkilediği bir zamanda... Bir Gün firmasının başlattığı Cep Voice Ünlülerine birkaç kişi daha katıldı...

- Alaattin Çakıcı : Aloo, yanlış numara çevirdin aslanım... Bize yanlış olmaz . Fıtık etmeyin lan beni !.. Hadi naşş...

- Kamer Genç : Kapsadığınız numara arama alanı dışındadır... Yok olmadı... Aradığınız alan kapsama numarası dışındadır... Yok bu da değil... Kapsama numarası ... Eeeh... Ben bahçe sulamaya gidiyorum ya... Aradığınız yönde bütün çiçekler sulanmaktadır... İşte o kadar...

- Mustafa Denizli : Aradığınız numara yanlış diyorsam yanlıştır ! Bana ne medyanın ne dediğinden kardeşim... Kafamı bozmayın! Sadece Fenerbahçe'yi arayanları bağlarım... İşte o kadar !
Bu takımın patronu benim...

- Mustafa Topaloğlu : Aradığınız numara sistemimizde yer almamaktadır. Hatta Güneş sistemimizde bile yer almamaktadır... Hasta mısınız kardeşim ?

- Banu Alkan : Şu anda tüm hatlarımız doludur. Benim hatlarım ise dolgundur... Bu aralar hazır dinleyen birini bulmuşken... Nere mi... Nere mi... Kapasana heeey...

- Aykut Işıklar : Aradığınız numara şu anda kapalıdır. Telefon sahibi Çıtır Manken Nalan 'ı götürmektedir. Yani alenen sizi .....
Kapsama alanı dışındasınız... Haberiniz olsun....

- Emel Yıldırım : Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor... Aradığınız kişi , güzel bir kızsa , bir de Erdal'ın telefonunu arayın...

- Hakan Şükür : Eksik adam çevirdiniz... Bu numaralar ciplerimin plakalarına bile yetmez!.. Elin oğlu genetik şifre çözüyor... Siz daha bir çeviremiyorsunuz... Vatan hainleri...

- Demirel : Eksik adam çevirdiniz... Telaşa mahal yoktur... Devlet büyüktür... Tuşlar basmakla aşınmaz... Demokrasilerde çare tükenmez... İki, tuşu bozmuyorsa , bire iki kere basmakta fayda vardır...

- İbrahim Tatlıses : Aradığınız kıroya şu anda ulaşılamıyor... Ben de arıyem ... Ariyem bir türlü ulaşmiyem... Ciphü... The number you vedialed comut be reached at the moment... Ne dedim len ben ?...

- Bülent Ersoy : Dünyaaa güzeliii dinleyicim ! Hasbihal etmek arzu ettiniz ? Müstesna insana şu anda ulaşılamıyor efendiim. Seyyar telefonun kapalı ya da kapsama alanı dışında olması kuvvetle muhtemeldir. Cenab-ı Hak'ın izniyle bir müddet sonra tekrar deneyiniz ...

- Reha Muhtar : Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor efendim. Bu kişiye niye ulaşılamıyor ? Ulaşılamıyorsa niye arıyorsunuz ? Kapsama alanı kapsamaya başladığı anda siz orada mıydınız ? Çocukken telefonu düşürdünüz mü ? Oldu mu ? Bu yüzden dayak yediniz mi ? İyi akşamlar Türkiye ... Her nereden arıyor ya da aranıyorsan...

İşte bu kadar... Başka mailler de enişteden :

Bu dünyada seni on kişi seviyorsa , biri benim...
Eğer beş kişi seviyorsa , yine biri benim...
Eğer bir kişi seviyorsa , bu kesin benim...
Kimse sevmiyorsa , BİL Kİ BEN ÖLMÜŞÜM...


SEVGİNİZ YOKSA

Sevgi, değer vermesini bilmektir.
Sevgi, yaşama hakkını kabul etmektir.
Sevgi, varolmaktan kıvanç duymaktır.
Sevgi, birlikte olmaktan sevinç duymaktır.
Sevgi, eşitliğin duyumsanmasıdır.
Sevgi, bütün yapay ayrımların hayattan çıkarılmasıdır.
Sevgi, bilinçtir.
SEVGİ İNSAN OLMAKTIR...

-Sevgiyi hayatımızdan kovduk... Yerine PARAYI koyduk... Para için yaşıyoruz. Para için eğitim görüyoruz. Para için meslek ediniyoruz. Para için çalışıyoruz. Para için birbirimizi çiğniyoruz. Para için birbirimizi aldatıyoruz. Para için savaşıyoruz...

- Sevgiyi hayatımızdan kovduk... Yerine ÜSTÜN OLMAYI koyduk... Üstün olmak için yaşıyoruz. Üstün olmak için kendimizden başkasının aşağı olmasına çalışıyoruz...

Sevginiz olmadıktan sonra :

Daha çok paranız olsa...
Daha üstün olsanız...
Daha çok toprağınız...
Eviniz...
Arabanız...
Malınız...
Olsa ne olur ?

Sevginiz yoksa hiçbir şeyiniz yoktur. Belki de yeniden öğrenmemiz gereken budur ...

İşte bu kadar işimin arasında bu kadar şeyi yaptığımı anlamadım ama hade neyse .
Veda etmeden önce Enişteme ve Gökçe'ye kurtarıcılarım oldukları için sıpeşıl tanks...

Hade Görüşmek Üzere...

Pai Pai...

Ece G...
8-A


TÜRKİYE'NİN EN İYİ HABER BÜLTENİ

14 Kasım 2000
Salı

SELAM GÜNLÜK ,

Ben , Ali arkadaşımızdan sonra ve Ece arkadaşımızdan önce gelen 923 Gamze B..... isimli 8-A ahırının bir üyesiyim.
Ahh bir bilsen şu cümleyi kurarken çektiğim onca cendereyi !

Her neyse... Biliyor musun şu " 923 Gamze B....... " girişi bana ne hatırlattı !

Güzel ülkemizde çekilen ve zamanında Hülya Koçyiğit , Türkan Şoray gibi artistlerin oynadığı Türk filmlerini... Bu filmler canlandı birden gözümün önünde.

Elimizde bir adet Türkan Şoray vardır ki kendisi filmin baş kahramanı olmakla birlikte, annesinin ölümüyle amcası Çetin Bey'in yanına yerleşir. Çetin Bey ise fabrikatör Necmi Bey'in oğlu olmakla birlikte genellikle Ediz Hun'un canlandırdığı zengin, mirasyedi ( Altını çizerek söylüyorum.) bekar ve yakışıklı yeni fabrika sahibidir. Türkan Şoray amcasının yanına okumaya gider ve çok başarılı olur!.. Hatta öyle başarılı olur ki kırmızı kurdeleli diplomasını film başladıktan tam 15 dak. sonra almayı başarır!.. Hem de " Okul Birincisi " sıfatıyla ! Ne saadet... Tanrım, ne saadet ! Sonra tabii hayata atılır. Yalnız kader ağlarını örer. Ve o da hayatın güçlükleriyle yüzleşir.

Derken bir gün , koca İstanbul'da nasıl rastlaşırlar onu hala anlayabilmiş değilim , bizim kırmızı diplomalı Türkancık, lisedeki öğretmenlerinden biriyle karşılaşır. Ve işte benim girişe benzeyen bir tanışma, daha doğrusu karşılaşma sahnesi oluşuverir !..

Türkancık :
- İyi günler ! Sizi birine benzetiyorum, deminden beri... Acaba hiç filanca lisede öğretmenlik yaptınız mı ?

Nine veya dede statüsüne gelmiş öğretmen, görmeyen gözlerini Türkancık'a iyice yapıştırarak :
- Evet evladım ! Yalnız seni bir an için çıkaramadım !

Türkancık :
- Efem, ben Türkan ! Şu filan yılda okul birincisi olan...

Nine veya dede statüsüne gelmiş , gözleri iyi görmeyen öğretmen :
- Aaa... Tabii, tabii... Sen 671 Türkansın !

Evet Günlük ! İşte bu sahneye bitiyorum. Valla annemle muhabbet ederken şöyle eskilerden, her şeyin eskiden çok farklı olduğunu söyler. Sürekli :
" Bizim zamanımızda...... , Bizim kuşakın geçirdiği günler... "
gibisinden cümleler kullanır.

Ama inan, onu şimdi gören, daha doğrusu görmeye çalışan nine veya dede statüsüne gelmiş, gözleri iyi görmeyen öğretmenleri dahi tanıyamıyor. Onun için çok merak ediyorum, biz acep hangi çağdan kalma Ediz Hun - Türkan Şoray filmlerini hala izliyoruz ?! 1946 öncesi galiba !

Yalnız, insan izleyince özenmiyor da değil hani ! Biz haftalarca , süeter veya kazaklarımıza montelediğimiz isimlere rağmen , yine " şişşşt kızım ! Sen değil yahu ! İki sıra önünün cam tarafından ikinci duranı ! Evet, evet sen !.. " diye çağrılmamız biraz ilginç. Ama hak vermemek de zalimlik olur. Ne de olsa Anadolu Lisesinin bilmem kaç sınıfında derse giren öğretmenimiz çok yorgun oluyor ! Acaba onun yorgunluğunu nasıl unutturabiliriz ! Üniversite öğrencisi gibi oturup da ders dinler gibi görünüp felaket mature olarak olur mu ? Yoksa pili bittiğinde ki , Allah göstermesin , susan ve ders dinlemekten başka bir işe yaramamaya ( Tabii bir de sınavlarda iyi not almak var. ) çalışan öğrencikler olarak mı ? Ahh nasıl, ah nasıl ! Bir bilsek !

Neyse şunu keseyim... Hocanın soğuk bakışları karşısında vücut ısıma sahip olabilmem açısından sana başka bir şeyler saçmalayayım.

Ah Günlük ah ! O kadar isterdim ki, gözlerin olsun ! Yani şu dünyada Reha Muhtar'ı görmeden ve mantık dolu " Türkiye'nin en iyi haber bülteni " isimli komediyi sunarken girdiği şekilleri izlemeden ölmeyi Tanrı düşmanımın başına vermesin ! ( Kusura bakma Günlük, TV'nin ve özellikle de SHOW TV'nin karşısında saat 19.30 'da yazmaya başlamak böyle yapıyor insanı. )
Şimdi de MIKNATIS ADAM diye haberlere çıkardığı adama kızıyor. Daha doğrusu kendine kızıyor, adam nasıl olmuş da metalleri çekerek Reha Muhtar'dan daha da mucizevi olmayı başarmış diye ! Tanrım sen aklına malik ol, şu hayırsever Reha'nın ! Çünkü biliyorsun, o da olmasa biz ne yazarız GÜNLÜK'e ?
Sıkışan açıyor Reha'yı , izliyor Türkiye 'nin en iyi haber bültenini, sonra aklına gelenleri de ekliyor. Reha'nın potlarının peşine ve en azından bir şeyler yazmış oluyor benim gibi.

Ooooo ! Bakıyorum da daha yapmam gereken bir çok şey var ! Eeee... Çantamı daha yeni açtım. Bakalım yapacak ne gibi ödevler çıkacak içinden ! Eee, masaya oturunca da ders çalışmadan kalkmak edepsizlik olur di mi ? Anla artık halimi !

Hade, sağlıcakla kal emi ! Umarım bir daha elime geçtiğinde benim gibi üşütmüş bir şekilde bulmam seni ! O sebepten ikinci ve son kez SAĞLICAKLA KAL GÜNLÜK !

NOT : Ohhh bee ! BİTTİ !..

Gamze B......
8-A 923

KALDIRIMLAR


13 Kasım 2000
Pazartesi

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında ;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar,
İn cin uykuda , yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor.
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler
Üstüme camlarını , hep simsiyah dikiyor
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.

Kakdırımlar, çilekeş yalnızların annesi,
Kaldırımlar, içimde yaşanmış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek , yumuşak bir kucakta ;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum !
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta ;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları !
Islak bir yorgan gibi , sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün , serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya ;
Alsa buz gibi taşlar alnımdaki bu ateşi.
Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi...

Necip Fazıl Kısakürek


Görüşmek üzere...
Ali İ. S....
922 8/A

VATANDAŞ NERESİNİ SİGORTALATSIN

11 Kasım 2000
Arefesi


Merhaba Günlük,

Ben Çağdaş... Bir yıl aradan sonra yine beraber olmak ve sana yazmak, bana büyük zevk veriyor. Bu yıl da sana kafamı kurcalayan birkaç konu hakkında yazmak istedim...

Birincisi, İnsanlarımızın Garip Davranışları :

Bazen ne yaptığımız anlaşılmasın diye sergilediğimiz davranışlar; yaptıklarımızın daha çabuk anlaşılmasına neden oluyor. İçkiyi gazete kağıdına sarmak gibi... Bu durum , kişiyi hemen ele vermektedir. İçki içtiğinin anlaşılmasını istemeyen armut kafalı kişi , içki şişesine gazete kağıdı sarar ve içkiyi bu şekilde içer. Vatandaşın içki içtiği gün gibi ortadadır ! Çünkü hiç kimse , meyva suyunu veya günlük , gaz yapmayan , uzun ömürlü sütü, gazete kağıdına sarıp içmez...

İkinci Konu :

" On Milyon Türk Lirası " . Bu paranın özellikleri saymakla bitecek gibi değil. Ama en belirgin özelliklerini soracak olursan büyük bir keyifle sıralarım:

- Tam yedi tane sıfır var. Paradan sıfır atılırsa ne olacak, diye üzülmemize gerek kalmadı... Kaç tane sıfır atılırsa atılsın , yeni paranın üzerinde yine de bol miktarda sıfır kalacak...
- Çok güvenli, kesinlikle taklit edilemez...
Enflasyonmatik güvenlik sistemi kullanılmış. Taklit etmeye kalkanın vay haline ! Taklitçi daha paranın kalıp işlerini bitirmeden değeri yarı yarıya düşeceği için böyle bir şeye kesinlikle cesaret edemeyecek.
- Kavuniçi ve kırmızı renkler hakim olduğundan, zenginlerimiz düğünlerde dolar yerine bunu tercih edecekler. Havaya saçıldığında romantik bir gün batımı havası verirken, beyaz gelinliğin üzerine düşenler de gelincik tarlasını andırarak geline ayrı bir şıklık kazandıracaklardır.

- Ön yüzünde her zaman olduğu gibi Atatürk Portresi var. Işığa bakıldığında ise Atatürk Portresi'nin çok kızgın ve gözlerinin dolu dolu olduğu görülüyor...

Sence çocuklarımıza , okul harçlığı olarak bir trilyor mu yoksa iki trilyon mu veririz ?

Üçüncü Konu:

Jennifer Lopez 'in kalçalarını 162,6 trilyona sigortalatmasından sonra VATANDAŞIN da vücudunu sigortalatması... Hem de her bir parçası 80 milyon net...
Vatandaş , vücudunu sigortalatmaya mükemmel midesinden başladı. Aynı zamanda bacaklarını, gözlerini, ağzını ve ellerini de sigortalatmaya layık gördü.
Vatandaşın midesi ne bulsa hazmeder, yemek seçmez. Açlık hissi yok denecek kadar azdır. Küçük ebadı ve büzüşük yapısı ayrı bir şirinlik verir.
Bacaklar ise otobüse, taksiye, dolmuşa yapılan zamlardan hiç etkilenmez. Yürür... yürür... yürür... Görünüşte çırpı gibi durur ama ceylan gibi zariftir...
Gözlerin en büyük ve tek özelliği ise ekmekten başka bir şeyi görmemesi... Bakar ama görmez. Görse bile bilemez. Bilse bile diyemez...
İçinde dil olması , ağzı, vazgeçilmez ve eşsiz yapan en büyük özelliğidir. Vitrindeki fiyatlara baka baka sürekli açık kalan ağız, adeta görenleri büyülüyor...
Ellerin ise avuç içlerinin yukaru bakması, uzmanlar tarafından hala tartışılmaktadır. Kimine göre , yetkililerden yardım istemektedir, kimine göre de yetkililerden ümidi kesip Allah'a yakarmaktadır. Ama her ne olursa olsun sigortalanmaya layık görülmüştür...

Uzmanların yoksulluk sınırını 560 milyon , açlık sınırını da 178 milyon olarak açıklamasından sonra vatandaşın orasını burasını sigortalatması zor olsa gerek !..

Tekrar görüşünceye dek HOŞÇAKAL !

Çağdaş E. E
910

BANA GÜLMESİNİ ÖĞRETMEDİLER

8 Kasım 2000
Çarşamba
17.30 suları...


Sevgili Günlüğümüz,

Merhaba... Bu akşam ne yapsam acaba diye düşünürken birden sen aklıma geldin. Hadi ben de günlüğün bingo beyazlığındaki yapraklarını gıdıklayayım, dedim.

Sen kimsin, daha tanışmadan bu ne samimiyet ? diyeceksin tabii
ki ... Ben kimim yahu ?

Merak etme... Ben o Beyaz Atlı Prensler'den, James Bond'lardan , Aşk Tanımlayıcı'larından biri falan değilim. Benim seni ve dolayısıyla sınıfı güldürecek Kuzey Kutup Noktası soğukluğunda esprilerim de yok... " Ben biliyorum klasik giriş yaptım." diyenlerden de değilim.

Peki ben kimim ? Çok mu merak ediyorsun ?

Arkadaşlar, bana Seçkin derler... Ya da bazıları Seço... Aslında bu ilkokuldan kalma bir lakap. Sen de bana Seço diyebilirsin bundan sonra...

Çantamı açtığımda seni görmeden önce bu akşam ne yapsam , diye düşünüyordum. Gerçekten de düşünüyordum. Bu akşam ne yapsam ? Sanki yapacak çok şeyin var ! diyerek güleceksin şimdi bana sen... Aslında haklısın. ZAAL 8-A sınıfının bir öğrencisiyim ben. Parantez içinde İNEK yazmam gerekirdi ama zaten sen anlamışsındır. Ne yapabilir ki ben ve benim gibiler, bu akşam ve diğer akşamlar ?..

Tabii ki test çözeceğim, test çözeceğim ve sonra da yanlışlarımın neden kaynaklandığını düşünüp boşu boşuna üzüleceğim. Sence nasıl bir akşam olur bu ?

Senin veya başka insanların cevaplarına da pek ihtiyacım olmayacak aslında. Elimden gelenin en iyisini yapabilmek için Tek çarem çalışmak. Parantes içinde veya dışında " Amacım Fen Lisesini Kazanmak " demiyorum. Çünkü eminim bunu da anlamışsındır. Eeee ne de olsa sen ........'ın ilk 34 kişisinin sayfalarını gıdıkladığı bir günlüksün... Bir daha ve son kez eminim ki bu sözlerden sonra " Değerini bil." diyemeyeceğimi de anlamışsındır.

Klasik bir giriş yapmadım ama , hiç kusura bakma, bitiş biraz klasik olacak. Çünkü ne kadar düşündüysem de orijinal bir bitiş cümlesi bulamadım. Neyse bu kadar boş laf yeter. Sana güzel olduğunu düşündüğüm bir şiirle veda ediyorum. Kendine iyi bak. Umarım Çağdaş'ın söyleyeceklerini de şıp diye anlarsın. Kendine iyi bak.

Not: Tarih yazılım, uzun ve stresli bir çalışma sürecinden sonra
"Çok iyi geçti." , artık "grev" yapabilirim.

SEN AĞLAMA

Ben ağlayan şairim
Bana gülmesini öğretmediler
Eğil de bir bak mahsun yüzüme
Anlatır sana çektiklerimi
Birer bıçak yarası gibi
Alnımdaki çizgiler

Ben mutluluk nedir bilmem
Saçlarım okşanmaya alışık değil
Hep böyle dalıp gider gözlerim
Ve ne zaman düşünsem geçen günleri
Bir karanlık basar içimi
Aydınlık değil.

Seni nasıl severim bilirsin
Nasıl yanarım özlemler içinde
Bastığın yerler cennet olur
Bilirim en serin rüzgarlarla gelirsin
Yine de yanar tutuşurum ben
Cehennemler içinde.

En mutlu sandığın yerde kederliyim
Ben seninle sensizliği düşünürüm
Bir korku düşer içime apansız
Burkulur yüreğim
Seni şiirlerimle bin yıl yaşatır da
Bin defa ölürüm.

Bir gün yokluğum bir gölge gibi
Düşüverirse gözlerine
Ağlayan şairini unutma, emi ?
Unutma o günde kapanış dizelerine
Kendi yokluğuma kendim ağlarım
SEN AĞLAMA
SEN AĞLAMA...

( Ümit Yaşar)


Seçkin K.....
894

YALNIZLIK DURUMLARI

Merhaba Günlük,

Şu anda yapmam gereken o kadar şey var ki...

Tarih yazılısına çalışmalıyım. Test çözmeliyim. Ödev yapmalıyım.

Fakat yine tembelliğim üzerimde ve bu yüzden ben sadece senin yaprakların üzerinde oyalanmakla meşgulüm... Ve bu da benim inanılmaz derecede hoşuma gidiyor...

Ben çoğu arkadaşım gibi televizyon programlarına , derslere ya da aşka değinmeyeceğim. Benim konum bambaşka ...

Yalnızlık... Ve bunu sanırım en iyi Özdemir Asaf anlatıyor :

YALNIZ'IN DURUMLARI

Her şeyi süpürebilirsin
Sonbaharı süpüremezsin

Sen her şeyi süpürebilirsin
Sonbaharı süpüremezsin

Yalnızsa
Sürekli bir sonbaharı
Süpürür hep...
Düşünemezsin.

Yanar sobasında
Yalnızın üşüyen bakışları...

Lambasında karanlığa sönük bir ışık
Titrer sönük sönük...

Penceresi dışına kapanmıştır
Kapısı içine örtük...

Yalnız bin yıl yaşar
Kendini bir anda...

Yalnızın
Nesi var nesi yoksa
Tümü birden biredir.

Yalnız, bir ordudur kendi çölünde...
Sonsuz savaşlarında
Hep yener kendi ordusunu...

Yalnızın sakladığı bir şey vardır
Boyuna yarini değiştirir
Boyuna onu arar...
Biri bulsa diye.

Yalnız, hem bilgesi hem delisidir
Kendi dünyasının.

Ayrıca,
Hem efendisi, hem kölesidir.
Kendisidir.

Tadını çıkaramaz
Görece'siz dünyasında
Hiçbirisinin.

Yalnız,
Sürekli dinleyendir, söylenmemiş bir sözü...

Sözünde durması
Yalnızın yalancılığıdır kendisine.

Hep yüzüne vurur utancı
O yüzden gözlerini kaçırır gözlerinden...

Yalnızın odasında ikinci bir yalnızlıktır
Ayna...

Yalnız
Hep uyanır ikinci uykusuna.

Yalnız,
Kendi ben'inin sen'idir.

Bir sözde saklanmış yalanı
Bir gözde okuduğundan
Bakmaz kendi gözlerine bile...

Her susadığında
O kendi çölündedir.

Kendi öyküsünü
Ne anlatabilen,ne de dinleyebilendir.

Kendi türküsünü
Ne yazabilen, ne söyleyebilendir.

Bir zamanlar güldüğünü anımsar da
Yoğurur hüzünün çamurunu
Avuçlarında.

Yalnız
Aranan tek görgü tanığıdır
Yargılanmasında
Kendi davasının...

Her duruşması ertelenir
Kavgasının

Yalnız
Hem kaptanı hem de yolcusudur
Batmakta olan gemisinin.

Onun için
Ne sonuncu ayrılabilir gemisinden
Ne de ilkin.

Yalnızın adı okunduğunda
Okulda ya da yaşamda...
Kimse "burda" diyemez...
Ama yok da...

Uykumun duvarlarında başladı...
Önceleri bir toz gölgesi sanki,
Sonra bir yumak yün gibi...

Ama şimdi iyice görüyor
Örümceğin ağını gün gibi...

Yalnız
Duymuş olduğunun sağırı,
Görmüş olduğunun körüdür.
Ölür ölür öldürür
Öldürür öldürür ölür...
Duyduklarını unutur,
Duyacaklarını düşünür.

Yalnızın adına
Hiç kimse konuşamaz...
O ,
Kendi kendisinin
Sanığıdır.

Yalnız
Önceden sezer olacakları...

Paylaşacak biri vardır,
Anlatır anlatır ona
Olanları, olmayacakları...

Her sefer
Kendisiyle çıkar

YALNIZLIK PAYLAŞILMAZ,
PAYLAŞILSA YALNIZLIK OLMAZ...


Şiisstttt !.. Günlük ! Uyumadın İnşallah ! Uyan, sabah oldu...
Bitti şiir...

Artık sana da veda ediyorum. ( En sonunda ! diye düşünen çoktur herhalde ! ) Aslında daha güzel şeyler yazabilirdim ama Yazılı öncesinde benden bu kadar fayda gelir...

Dersler beni bekliyor !
Hoşça Kal... Görüşmek üzere...

GÜNAYDIN GÜNLÜK KARDEŞ

Tarih: ( 2000 yılında bir gün olduğunu zannediyorum. Ama 1900 de olabilir... )


Günaydın Günlük Kardeş,
İyi Günler Günlük Kardeş,
İyi Akşamlar Günlük Kardeş,
İyi Geceler Günlük Kardeş,
Hadi Uyu Artık Günlük Kardeş,
Haaa İyi Çalışmalar Günlük Kardeş...


Evet ! Sana ben de değişik bir başlangıç yapmak istedim. Ve bu sözlerle başladım. Umarım hoşuna gitmiştir.

Sana bugün başımdan geçen önemli veya önemsiz bir şey anlatmayacağım. Biraz şöyle televizyon kanallarında gezinirken, aklıma sen geldin. Ben de oturdum işte... Bu arada sana kim olduğumdan bahsetmeme gerek yok. Şimdi asıl konuya dönelim.

Ne diyordum ? Haaa ! Televizyon maceralarımdan bahsedecektim... Doğruya doğru... Artık Televizyon izlenmiyor. Bazen haber ve futbol maçları hariç...

Ama artık reklamlar, Memoli'nin adeta yardıma ihtiyacı olan insanları altıncı hissiyle tesbit etmesi, Naciye ve Şaziye bardaki gecelerin her saniyesinin "Şhow Haber" de çıkması, Miroğlu'nun ölümsüzlüğü ve " Ağırlığınca Altın " programına Amerika'dan özel getirilmiş maymunun topları gibi gördüklerimizden daha ilginç. Tıpkı senin o bembeyaz yapraklarının benim günlüğümle aynı beyazlıkta olması gibi... Ama ben ÖZGÜRÜM. Hazır Kart...O her şeyi düşünür !
Acaba Habil ile Kabil bir dahaki sefere nerede karşılaşacaklar:
A) Hicaz
B) Antartika
C) Mekke
D) Cehennemin Dibi

"D" Şıkkı , Cehennemin Dibi, size tam 8 milyar kazandırıyor! Elimde çekiniz var, alıyor musunuz ? Son kararınız mı ? Bakın , dikkatli olun, üzülürsünüz !

Parmaktan sonra yine beraberiz !..

Patron olmak artık güzel, çünkü artık Pamuk Bank var... Hadi artık patronların yüzü gülebilir !

Profilo alan herkes okuma-yazmayı anında öğreniyor ! Bir kere de... Deneyin, memnun kalmadığınız taktirde , bir hafta içinde geri , iade edebilirsiniz ( anlatım bozukluğu : ya geri ya iade, en iyisi geri... ) .

Siz hiç site yapmayı düşündünüz mü ? Ben düşündüm.
" Freeservers " de 20 MG'lık boş bir arsa varmış, onu aldım. Ama bedava ! Yoksa o para bende ne gezer ? Ben o kadar zengin miyim ?

diyerek bu reklam saçmalıkları örneklerine son veriyorum...

Evet Sayın Dinleyiciler,
Zaman nasıl da akıp geçiyor ? Bize ayrılan sürenin sonuna geldik. Haftaya bugün yine aynı saatte görüşebilmek dileğiyle...
Esen Kalın...

Murat U......
8-A

4 Mayıs 2008 Pazar

MUSTAFA KEMALLER TÜKENMEZ

Merhaba Günlük,

Adım Mehmet Ö........ . Sınıfım 8- A, numaram 659. Ana adım...
Öbür arkadaşlarımın dediği gibi ben de bu konuya kısaca değinmek istiyorum. Bu saydıklarım senin ne işine yarayacak bilmiyorum,
ancak vaktim çok kısıtlı olduğu için seninle geyik muhabbeti havasında bir sohbete dalamayacağım. Bu yüzden beni bağışla. Belki bir dahaki sefere...

Sana bir uyarı : Ozan arkadaşımız ( kendi tabiriyle) Bingo Beyazı yapraklarını gıdıkladıktan sonra; eğer sıkı sıkı giyinmezsen , üşütür ; hasta olursun. Benden söylemesi !

Ayrıca geçen hafta kutladığımız Cumhuriyet Bayramını , Türk ulusuna armağan eden Atatürk'ü bir şiirle anmak istiyorum:

Mustafa Kemaller Tükenmez

Tükenir elbet
Gökte yıldız, denizde kum tükenir
Bu vatan bu tpraklar cömert
Türk analar, Türk babalar cömert
Kutsal bir ateşim ki ben sönmez
İnanın Mustafa Kemaller tükenmez.
Ben de etten kemiktendim elbet
Ben de bir gün göçecektim elbet
İki Mustafa Kemal var, iyi bilin
Ben , işte , o ikincisi, sonsuzlukta
Ruh gibi bir şey görünmez
İnanın Mustafa Kemaller tükenmez.
Hep kardeşliğe, bolluğa giden yoda
Bilimin, yapıcılığın aydınlığında
Güzel düşünceler, soyut fikirlerde ben
Evrensel yepyeni buluşlarda
Geriliği kovmuşum ben dönmez
İnanın Mustafa Kemaller Tükenmez.

Başın mı dertte , beni hatırla.
Duy beni en sıkıldığın an
Baştan sona her şeyiyle bu vatan
Sakın ağlamasın Kasımlarda
Fatihler, Kanuniler ölmez
İnanın Mustafa Kemaller tükenmez.

(Halim Yağcıoğlu )

Görüşmek üzere...

Mehmet Ö....
8/A - 659

NE GECEM BELLİ NE GÜNDÜZÜM

1 Kasım 2000
Çarşamba

Saat: Ne farkeder ki... Ne gecem belli, ne gündüzüm.


YARINLARA

Dur kardeş dur !
Düşün insanlık için yaptıklarını.
Kafanı iyice yor.
Hatırla dert üstüne katılanları

Kınama beni, onu, şunu...
Ayıplamaya kendinden başla
Yok et, şu anlamsız kötü oyunu
Anlayana çiçeler sunmaya başla.

Dedirtme iyiliğe enayilik
Çekmesin gönüller sefillik
Karşılama nefretle sevgiyi
Sevginin sonu iyilik, güzellik.

Düşüncenin önüne geçmesin bentler, setler
Kaldır akıl ve gönül yasağını
İnsanoğlu kalpten sever
Unuttur, güzelliğin cisim ile sınırlandığını...


Selam Cefakar Dost !

Bir bingo beyazı yapraklarını beğeneceğini umduğum bir şiirle başlayarak gıdıklamak istedim. İsmimin önemi yok.

Az önce odama geçip kitabımın kapağını tam açmıştım ki aklıma sen geldin. Ve " Boş ver " diyerek kapadım kitabı. Altı senedir tüm ailenin kahrını çeken televizyonun karşısında yazmaktayım bunları sana... İstersen gel seninle şu leziz TV kanalları arasında bir gezintiye çıkalım.

Bu şahane kanalların birinde :

Fakir, ama gururlu aile kızı olan Hülya Koçyiğit ( Kod adıyla Nalan .) Küçük Sezercik'e aslında babasız olmadığını, babasının uzun bir yolculukta olduğunu anlatadursun...

Bir Türk kanalı olduğunu umduğum, fakat isminde Türkçeden eser bulamadığım Mega Music Channel'de İbrahim Erkal'ın , Zonguldak'ta çekilmiş , deriiiin manalar içeren klibi gösterilmekte... Allah'ım şarkının ve gösterilerin birbiriyle bu kadar uyum içinde olduğu bir klip daha görmedim !? Bu klipte bir madenciyi canlandıran Ünlü Türk Düşünürü İbrahim Erkal:
" Lanet olsun, sözüm geçmiyor. Oysa nasıl sevmiştim seni... "
gibi bir sevgiliye yazıldığı açık olan sözler eşliğinde " Göçük " altındaki arkadaşını kurtarır. Bu arada sevgilisi için oldukça endişelenen güzel kız dışarda onu beklemektedir.
Ayrıca bu klipte merak ettiğim bir nokta var. Güzelliğinin farkında olan bayanların, paçasından para ve karizma dökülmeyen erkeklere bakmadığı günümüzde, hangi dünyalar güzeli bayan, böyle gariban bir madenciyle bereber olabilir ? Tartışılması gerek... Eeeee gönül bu, ota da konabilir... Aman dikkat !

Televizyonumuzun bu sıkıcı durumu yalnızca çarşamba günlerine özgü değil. Örneğin : Pazartesi günleri başlangıçta spor programları olarak yola çıkar; spor müsabakalarını, sporcuların parıltılı yaşamlarını konu eder. Fakat son günlerde özellikle mankenlerin kalça, göbek müsabakalarını gösteren " Televoleler" var...

Dilersen yıllar geçtikçe evrim gösteren televolelerin haberlerine şöyle bir bakalım:

1- İki Sene Önce : " Beşiktaş'ın ünlü oyuncusu Şifo : Bekarlık canıma tak etti diyor. "

Buraya kadar her şey güzel. Bir de şunu dinleyelim :

2- Bir Sene Önce : " Koyu bir Beşiktaş taraftarı olan Pınar Eliçe, Beşiktaş'ın haline çok üzüldüğünü söyledi... "

Hadi buna da bir şey demedik. Spor ile az da olsa ilgisi var diye. Peki şuna ne dersiniz ?

3- Birkaç Ay Önce : " Flaş, flaş, flaş... Fenerbahçeli olarak tanıdığımız ünlü sanatçı Sibel Can 'ın kocası Sulhi Aksüt tutuklandı... "

Pes doğrusu, ama ben fazla kötümser değilim. Birkaç yıl sonra " Kim Beş Yüz Milyar İster ? " gibi genel kültüre dayalı programlar ; " İkinci Bahar " gibi bizi bize anlatan güzel diziler ve " Discovery Channel " gibi müthiş belgeseller yayınlayan programlar ve kanallar arttıkça Televoleleri, Çarkıfelekleri, Miroğlunu, Memolileri ... yüzümüzde küçük bir tebessüm ve dilimizdeki " cık cık " sesleri ile hatırlayacağız.

Soğuk esprilere gelince... Benim amacım, okulda bulunduğumuz süre içersinde devamlı gülmek ve güldürmek... Garip gelebilir. Ama okul, benim gerçekten stres atma aracım. Kitaplar, televizyon, yatak üçgeni içersinde sıkışmış hayatımın , ancak okulda sizlerle iken farkına varabiliyorum. Malumunuz, her dakika sıcak espri yapılmıyor. Ben de her dakika soğuklarından yapıyorum. İçlerinde hiç sıcak yok değil hani ... Ayrıca beni eleştiren insanların , dünyanın en duygusal insanlarının en çok gülen veya güldüren insanlar olduğu gerçeğini de göz önünde bulundurarak hakkımda yorum yapmalarını rica ederim.

Sana defterimde yazılı bulduğum bir şiirle veda etmek istiyorum. Şiir sıcaklığıyla kal, hoşçakal...

SON BAHARDIR MEVSİMİM

Yine çıktım karşılamaya
Ağlayan yalnız bulutları
Başladım arşınlamaya
Sensiz ve ıslak yolları.

Kulağımı okşar iken
Hışırtısı yaprakların
Aklımda fikrimde sen
Ve can alıcı bakışların.

Karışır yaşlarım
Yaşlarına bulutların
Tufanlar koparır sevgin
Derinlerinde aklımın.

Fısıldarım çektiklerimi
Kulaklarına bulutların
Müptelası oldum
Gariban yolların, yollar garibanın.

Sebebimdir bu bakışlar
Dostumdur bu yağmurlar
Sırdaşımdır kara bulutlar
Son bahardır benim mevsimim.

Ozan Ozan


Ozan K......
8/A - 575


DOSTLUK VE ARKADAŞLIK

1 Kasım 2000
Çarşamba

Merhaba Günlük,


Yazmak için nihayet sıra bana geldi... Önceden ne yazsam diye kafamda planlama yapıyordum. Bazen bazı kişilere mesajlar yollasam diye düşünüyor, bazen de şiir yazarım diye düşünüyordum. Ancak bunların hiçbiri olmayacak. Çünkü yarın Türkçe yazılımız var ve ben çalışmak zorundayım. Ama sen yanlış anlama, ne kadar istemiyor gibi görünsem de ben de sana yazmayı, seninle birşeyler paylaşmayı istiyorum. Ama zaman çok az, inan bana...

Dikkat ettim, çoğunluk olarak birçok kişi "aşka veya Ozan'ın soğuk esprilerine " değinmiş. Fakat ben bunlardan ziyade başka bir konu üzerinde durmak istiyorum.

Dostluk ve arkadaşlık...

Burası benim yedinci okulum. Tabii olarak birçok arkadaşım oldu. Ancak ilişkimi hala sürdürdüklerim yani dostlarım, parmakla sayılacak kadar az. Peki ya sizin ? En azından bu sınıfta kötü bir gününüzde adınıza üzülecek kaç kişi var ? Tabii şimdi dost kılığına bürünenler de var. Yeni birini bulunca sizi yolda bırakırlar ya da argo bir tabirle , sizi satarlar... Ziya Paşa'nın bu durumla bağdaşan güzel bir sözü var:

" Dost sanma, şanlı vaktinde dost olanı
Dost bil, gamlı vaktinde elinden tutanı... "

Ayrıca Atatürk de çok güzel bir söz söylemiş :

" Samimi dostlar , sevdikleri tarafından bir işkenceye mahkumdurlar. O işkence sevdiklerinin dertlerini dinlemektir."

Ayrıca Herrick Johnson adlı bir kişi de bir söz söylemiş arkadaşlık hakkında :

" Bir filozofa sormuşlar :
-Kaç çeşit dost vardır ?
-Üç...
demiş.
-Birincisi ekmek gibidir. Onu her gün ararsınız. İkincisi ilaç gibidir, gerektiğinde ararsınız. Üçüncüsü hastalık gibidir, o sizi arar bulur... "

Eğer bu üç çeşit dost bir kişide toplanmışsa ve siz bu kişinin gerçek dost olduğuna inanıyorsanız peşinden koşun. Sizi istemiyorsa üsteleyin, baktınız yüzünü çeviriyorsa bırakın gitsin, ama siz yine de unutmayın ki karşıdaki kişi sevgisini göstermekten korkuyor olabilir...

Hasene K.....
8/A - 568

BEN SANA GENE VURGUNUM

30 Ekim 2000
Pzts.

Merhaba Sevgili Günlük,

Her zamanki gibi klasik bir başlangıç diyeceğim, bu da klasik bir söz oldu çıktı. Neyse sözü fazla uzatmadan söyleyeyim. Adım Özlem... Numaram, ne işine yarayacak bilmiyorum ama, 557.

Ben bu sınıfa orta ikide geldim. İyi ki de gelmişim. Bazı arkadaşları o kadar çok seviyorum ki kelimelerle anlatamam. O yüzden anlatmaya çalışmıyorum...

Hazır bütün sınıfı pür dikkat beni dinler bulmuşken sizinle "Sevgi ve Aşk " hakkında konuşmak istiyorum. Eeee kolay değil bütün sınıfı oturtup sevgi hakkındaki düşüncelerimi anlatmak. Sen de olmasan ne yapacağız bilmiyorum !

Neyse başlıyorum. Ama başlayamıyorum. Daha doğrusu nereden başlayacağımı bilemiyorum. Ama ipin ucunu bir yerden tutmak lazım. Öncelikle hepinize şunu tavsiye ediyorum:

Eğer birini seviyorsanız , ama onu gerçekten seviyorsanız , bunu, o kişiye söyleyin... Çoğu kişi bunu klasik bir öğüt gibi algılar. Öğledir de zatan. Ama bunu size çok içtenlikle tavsiye ediyorum. Her geçen saniye gelişecek bir olay, bunu hiçbir zaman yapamamanıza neden olabilir. Ondan sonra gecelerce, saatlerce ağlar durursunuz. Anneniz sorar: " N'oldu kızım, n'oldu oğlum ?" Ve daha birçok şey... Ama siz yine ağlarsınız.

Bu insanoğlunun doğasıdır. Neden bazı şeyleri söylemekten çekiniriz ki ? Bunu Shakespeare'in şu dizelerinden çıkarabiliriz:

" İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için , sevmekten korkuyor...

Sevilmekten korkuyor. Kendini sevilmeye layık görmediği için...

Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için...

Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için...

(Ve işte en önemli dize ):

Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için... "

Hepimizde bu korku vardır. Ya o, beni sevmiyorsa ! Ya beni terkederse... Daha bir sürü saçma sapan neden...
Ama bir de olumlu yönden düşünseniz... Ya o da sizi seviyorsa ? Bir de şu düşünce vardır : " Sevse söylerdi..." Peki sen neden söylemedin ? Onu delice seviyorsun ama ona söylemedin ! Ya o da senden bekliyorsa ilk adımı ? Hiç böyle düşüneniniz oldu
mu ? Hepimizin şekil A, B ve C'de görüldüğü gibi öyle düşünenler de var.

" Seni Seviyorum " bu iki kelimeyi insanlardan duymak o kadar zor ki... Söylemek de bir o kadar zor olsa gerek... Ama en candan şansınızı deneyin. Düşünün bir insanı çok seviyorsunuz ama ona söyleyemiyorsunuz. Aradan uzun bir zaman geçiyor. Onu içinizden hala atamadınız. Yolda yürürken onun en yakın arkadaşına rastlıyorsunuz ve merhabalaşma faslından sonra kızara bozara onu soruyorsunuz. Ve size : " Şimdi daha iyi, seni unutmak için çok uğraştı. Bunu başarmak üzere... " diyor.

Bu öyküyü bir yerlerden hatırlıyorsunuzdur herhalde !

O anda ne hissedersiniz ? Kaç bin dünya kadar pişman olurdunuz ? Bence bu pişmanlığı yaşamadan hayata karşı bir hamle yapın ve o kişiye , onu sevdiğinizi söyleyin...

Bazılarımız vardır, gidip de karşısındaki insana "Seni Seviyorum" demesi gerekmez. Nasıl becerdiyse bunu ? Onun gözlerinden anlamıştır...

Arkadaşlar, gerçekten kişinin sizden hoşlandığını , gözlerinden anlamanın yolunu, bilen varsa ( Bilenin olduğunu , adımın Özlem olduğu kadar eminim, ama sadece resmi bir duyuru ! Şu anda bazılarınızı gülerken göreceğime eminim.) ... Uzun lafın kısası , duyguları gözlerden anlama yolunu hayırsever bir vatandaş öğretebilirse fena olmaz hani !!!

Bir de şu var . Kişiyi sevdiğinizi ona söylemediniz. Ama bir de bakıyorsunuz ki o başkalarına : " Bu beni seviyor. " demiş bile... Nasıl oluyor bu kendinden eminlik ? Bence çok yanlış bir davranış. Hiçbirinize tavsiye etmem.

Bazı zamanlar, kendinizin bile bizden beklemediğiniz davranışları sergilersiniz. Ama bu , o günün ve o anın şartlarının gerektirdiği bir durumdur. Kendiniz de pişman olursunuz , ama son pişmanlık fayda etmez...

Benden bu kadar, ama seni bir Günlük de olsan , şiirden mahrum etmek istemem. Bir iki şiir patlatayım bari !

ESKİSİ GİBİ

Seneler sürer günüm
Yalnız gitmekten yorgunum
Zannetme sana dargınım
Ben gene sana vurgunum.

Başkalarına gülsen de,
Senden uzak kalsam da,
Sevmediğini bilsem de,
Ben gene sana vurgunum.

Dağları aşınca başım,
Geri kaldı her yoldaşım.
Gel sevgilim, gel kardeşim
Ben sana gene vurgunum.

Gönlüm seninkine yardı.
Aynı şeyleri duyardı.
Ayaklarımız uyardı.
Ben gene sana vurgunum.

İtilmiş , tekmelenmişim.
Doğduğum günde yanmışım.
Yalnız sana güvenmişim,
Ben gene sana vurgunum.

( Sabahattin Ali )

Bir de hepimizin olmasa da çoğumuzun vardır, kendini anlatan şiirleri... Ben de öyle dertli bir anımda yazmıştım bir tane. Bunu sizlerle paylaşmak istiyorum ...

BEŞ PARA ETMEZSİN

Sendin dün yolda gördüğüm.
Yolda gördüğüm,
Gözünün içine baktığım.
Birçok şey bekleyip
Hiçbir şey duyamadığım.
Nedendir diye düşündüğüm,
Nedendir bu tavırları,
Bu inadı,
Telefon açtığımda,
Sıradan sözcükleri,
Beni tersleyişleri,
Mor rengin bana çok yakıştığını söyleyişleri...
Çoğu kez düşündüğüm,
Düşündüğüm ve kendimi tutamayıp
Uğruna ağladığım...
Kopmayı hazmedemeyeceğim,
Asla ve asla ayrılmayı göze alamadığım.
Benim ve onun ismini , ayrılık , sözcüğüyle birlikte,
Yapıca olumlu bir cümlede , kullanmak istemediğim.
Su içtiği şişeden hiç iğrenmeden,
Ağzımı dayayarak su içtiğim.
Gıcıklıklarına karşılık veremediğim.
Nedense nefret etmek istedikçe
Daha da çok sevdiğim.
Tabii ya ! Sendin,
Sendin benim aşık olduğum.
Ama bil ki bende bu aşk olmasa
Beş para etmezsin...


Evet... Beklediğiniz son geldi. Sizi sıktıysam, bazılarınızın kafasını küçük küçük taşlarla da olsa acıttıysam özür dilerim. Tekrar görüşünceye dek hoşçakalın !

Özlem K......
8/A- 557