26 Eylül 2008 Cuma

DAMLA-AŞK

6 Ocak 2001

Selam Günlük,

Ben Damla... Yeniden karşılaşmak ne hoş değil mi? Bir önceki seferde olduğu gibi yine duygularımı seninle paylaşacağım. Bu seferki konum AŞK !

Aşkın tanımı herkese göre değişir. Aşk diyince benim aklımda da birkaç tane tanım oluşuyor. Bunlardan birisi biyolojik bir tanım:

" Karşı cinsiyetten olan bir insanın görüntüsü görme duyu organı olan göze gelir. Sonra gözdeki saydam tabakadan ve göz bebeğinden geçerek merceğe gelir. Mercek ile görüntü ağ tabakaya ters düşürülür. Beyne iletilen görüntü düzleştiği zaman nasıl olursa adrenalin salgısı ve kalp atışı artar. İnsanın yanakları pembeleşmeye başlar. İşte buna aşk denir."

Ayrıca doğanın kanunlarından olan aşk da vardır. Aslında üzerinde değişiklik yapılmaz. Yapılsa da üzerinde değişiklik yapılmaz. Aşkın konumunu yeniden yazmak şarkılara da konu olmuştur. Anlayacağınız tartışılan bir konudur. Aşk konusunda yardımcı olan kuruluşlar da vardır. Gazetelerdeki "Güzin Abla" gibi köşeler ve "Film Gibi" programı en çok kullanılanlardır.

Az önce saydığım tanımlar biraz abartılı tanımlardır. Aşkı tam olarak tanımlayabilmek için gerçek aşkı yaşamak lazımdır. Arkadaşları bilmem ama dürüst olmak gerekirse ben gerçekten aşık olmadım. Daha doğrusu bana pek gerçek aşkmış gibi gelmedi. Sanırım platonik gibi bir şeydi.

Söylemem gereken bir şey daha var. Her insan farklı kişilerden hoşlanabilir. Gönlümüz bir kelebek ya da sinek misali her şeye konabilir. Başkalarının hoşlandığı kişiler hakkındaki düşüncelerimizi , olumsuz bile olsa , uygun bir dille anlatmak en doğrusudur. Dalga geçmeye hiç gerek yoktur. Hoşlandığınız biri varsa bunu ona açıkça söylemek en doğrusudur. Kulağına başka yollardan gitmesi de çok yanlış olur. Daha doğrusu yanlış anlaşılır. Size hiç ummadığınız biri gelir ve sizden hoşlandığını söylerse o kişi hakkındaki düşüncelerinizin olumsuzluğa gitmesine izin vermeyin. O kişiyi kişi olarak sevmeseniz bile insan olduğu için sevin.

Ayrıca çok beğendiğim bir söz :

" Ömür boyu bir gül peşinde koşanlar, ezdikleri kır çiçeklerinin farkında bile değillerdir."

Evet Günlük, yazacaklarım bu kadar. Sana birkaç tane de arkadaşlarımdan aldığım ufak tefek şiirleri yazmak istedim. Dinlersen sevinirim...

SON BULUŞMA

Merak ediyorum söyleyeceklerini
Nasıl olursa olsun anlat Sevgilim.
Kavuşmak yok ki cihanda, ayrılık olsun.
Sil gözlerini.

Ben seni sevdiğimden pişman değilim,
Gözyaşı var yere, gözyaşı var yüze damlar.
Sevmeden sevilmek, sevilmeden sevmek var.
Gayrısı yalandır, gerisi yalan
Ve bütün efsane işte o kadar.

Bu öyle bir afet ki korksan bile adı yok.
Yalnız; dudaklarında hapis hisler kalmasın.
İnanmazsan ölüm yok, inanırsan tadı yok.
Ellerin titremesin, göğsün inip kalkmasın.

Gözlerinde biriken birkaç damla yaş
Üzüntüden akmasın
Bir sel biriktir ki içinde
Yalnızca mutlu olduğun zaman aksın.


SORU

Bir soru sordular bana
"Gözlerde başlar, gözlerde biter" diye.
Düşündüm günlerce, haftalarca, aylarca
" Uykudur" dedim. Bana güldü yavaşça
" Belli hiç aşık olmamışsın" dedi.


OH... BE !..

Hey ! Hey ! Uyuyamıyor musun geceleri ?
Vah ! Vah ! Kaçırdın mı keçileri ?
Bak sen ! Bana aşık mı oldun ?
Allah Allah, güldürme beni.
Senin gibilerine deli derler deli !
Gerçekten seviyor musun beni ?
Hay Allah ! Nasıl da unuttum.
Sana diyecektim ki şeyyy !..
Bakmasana yüzüme böyle
Küstüm işte söylemiyorum.
Aman canım anlasana
Ben de seni seviyorum...
Oh... Be!..


SENİ DÜŞÜNÜYORUM

Sabah yemek yiyemiyorum
Çünkü seni düşünüyorum
Öğlen yemek yiyemiyorum
Çünkü seni düşünüyorum
Akşam yemek yiyemiyorum
Çünkü seni düşünüyorum
Gece uyuyamıyorum
Çünkü çok açımm !!!

Not: Söylediklerimi kimse üzerine almasın...

Şimdilik hoşçakalın...

Damla Ö. Ö.
8-A 511

19 Eylül 2008 Cuma

SEMA- KURABİYE HIRSIZI


Selam Günlük,

Ben Sema... Bu sana ikinci yazışım. Görüşmeyeli nasılsın ? Beni sorarsan çok iyi olduğumu söyleyemem. Neden mi ? Çünkü bayram ve yılbaşı tatilinin birleştiği on günlük tatilin ardından tahmin ettiğimiz gibi yazılılar peş peşe sıralandı.

Öğretmenlerimiz tek tek yazılı tarihlerini söylediğinde pek düşünmemiştim. Ama haftaya hangi yazılılar var, bir bakayım, dediğimde az kalsın dudağım uçukluyordu !

Pazartesi, Din Kültürü yazılısı ; salı günü yok (neyse ki ); çarşamba günü Vatandaşlık, Almanca ve sanırım bir de Türkçe ; perşembe günü Fizik ve Tarih; cuma günü de Kimya yazılıları var. İşin kötü yanı bunlardan başka üç ya da daha fazla yazılımız var. İşimiz biraz zor anlayacağın. Her neyse bunlarla seni daha fazla sıkmak istemiyorum. Ben de düşündükçe fena oluyorum zaten.

Bu konudan uzaklaşmak için sana güzel bir hikaye yazayım :

KURABİYE HIRSIZI

Bir bayan havaalanında tatile çıkmak üzere uçağı bekliyordu. Bu sırada vakit geçirebilmek için kitap ve bir paket kurabiye satın aldı. Daha sonra bir yere oturup beklemeye başladı.

Bu arada bir yandan kitabını okurken bir yandan da kurabiyelerini yiyordu... Bu sırada yanındaki adamın kurabiyelerini izin almadan paylaştığını gördü.

Bir kurabiye kadın alıyor, bir kurabiye de adam alıyordu. Derken kurabiye paketi boşaldı. Ve sadece bir tane kurabiye kaldı. Kadın bu cüretkar ve kaba kurabiye hırsızının, bir kurabiye kaldığında ne yapacağını çok merak etti ve beklemeye koyuldu.

Adam dikkatle bu kurabiyeyi ortadan ikiye böldü ve bir yarısını ağzına götürdü. Kadın çok sinirlenmişti. Kalan yarım kurabiyeyi ağzına atarak kalktı ve hızla uçağına doğru yürümeye başladı.

Uçağına bindi, yerine yerleşti. O, cüretkar ve kaba adamdan kurtulduğu için çok rahatlamıştı... Ve güzel bir yolculuk geçirmek için arkasına yaslandı. Tam bu sıra aklına çantasındaki kitabı geldi. Kitabı almak için çantayı açtı ve gördüğü şey karşısında şok oldu !

Satın aldığı kurabiye hiç paketi açılmamış bir şekilde çantasında duruyordu...

Havaalanındaki adam, onunla hiç itiraz etmeden kurabiyelerini paylaşmıştı. Ve asıl cüretkar, kaba, kurabiye hırsızı kendisiydi.

Geri dönüp özür dilemek istediyse de artık çok geçti. Uçak çoktan havalanmıştı...


Yine Görüşmek Üzere...

Hoşçakal.

Sema K....
8-A 493

MUSTAFA


Selam Günlük,

Ben Mustafa, uzun süren bir ayrılıktan sonra tekrar seninle birlikteyiz. Unutmadan yeni yılını ve geçmiş bayramını kutlayayım.

Söylediğim bu günler nedeniyle yapılan uzun tatilden sonra okul temposuna ayak uydurmaya çalışıyoruz. Bunun yanında haftaya başla başlayacak yazılılar aklıma geldilçe moralim iyice bozuluyor.

Böyle bir durumda sana komik şeyler yazmak kolay değil. Her neyse bunu bir kenara bırakalım.

Sana ne yazacağımı araştırırken dikkatimi çeken bir paragrafı yazmak istiyorum. Bence günümüzün insanlarının düşmüş olduğu durumu çok iyi açıklayan bir paragraf :

KAYIPLAR

"insanoğlu bir gün virgülü kaybetti. Söyledikleri birbirine karıştı. Noktayı kaybetti. Düşünceleri uzayıp gitti, ayıramadı onları. Ünlem işaretini kaybetti bir gün de . Sevincini, öfkesini, bütün duygularını yitirdi. Soru işaretini bir başka gün... Soru sormayı unuttu, her şeyi olduğu gibi kabul eder oldu. İki noktayı kaybetti bir başka gün. Hiçbir açıklama yapamadı. Hayatının sonuna geldiğinde elinde sadece tırnak işareti kalmıştı. İçinde de başkalarının düşünceleri vardı yalnızca. Hayatınız boyunca hiçbir şeyinizi kaybetmemeniz dileğiyle..."

Şimdi bir fıkrayla bu birlikteliği bitirmek zorundayım. Tekrar görüşmek üzere...

SANA DEMİYORUM

Temel ile Dursun birbirine küserler. Aradan hayli zaman geçtikten sonra Dursun keçisini satmak için şehre inmeye karar verir ve yola çıkar. Yolda Temel'le karşılaşırlar. Küsler ya , Temel Dursun'dan tarafa dönerek şöyle seslenir :

- O yanındaki eşekle nereye cidiysun ?

Dursun, kafasını çevirerek biraz da kızgın bir şekilde :

- O, eşek değildur, keçidur da !..

diyince Temel şöyle der :

- Sana demiyrum, keçiye diyrum da !..


Mustafa Ç.
8-A 446