11 Aralık 2008 Perşembe

KİMİLERİ CAN DERDİNDE KİMİLERİ MAL DERDİNDE


Merhaba Günlük,


Ders: Vatandaşlık
Öğretmen: Sınıfta değil
Konu: Yok
Sınıfın Durumu: Hiç sorma!


Caner elinde maket bıçağıyla koşturuyor. Damla yanımda kitap okuyor. Olgu, geziniyor. Seçil Çkm... uyumakta. Hasan'la Mehmet çok iyi anlaşıyor olacak ki birbirlerine sıkı sıkı sarılmışlar. Aralarına Burç da katıldı. Mehmet kalktı şimdi, grup bozuldu. Sema, Sena, Özlem ve Hasene İngilizce kitabını hırsla bitirmeye çalışıyorlar. Tıpkı Damla gibi... Kim daha önde diye yarış düzenlerdim, ama kusura bakmasınlar, vaktim yok! Bu arada maket bıçağı sanırım kırılmış. Gelişmeler ve diğer ayrıntılar az sonraaaaa....

Ne olacak bizim bu halimiz ? Test, ders, kitaplar, sınavlar, sorular... Hepsi Fen Lisesi sınavı ve ufak bir karne için! Bir sene boyunca bunlarla uğraşıp sinava girmek zorundayız. Sağ olsun Türkiye'nin üstün eğitim olanakları! GELİŞEN Türkiye'nin henüz hiç gelişmemiş bu eğitiminin mağdurları olmak kaderimizmiş demek... Neyse katlanmaktan başka çaremiz yok!

NOT: Kurban Bayramı yaklaştıkça sınıfta bir heyecandır, bir telaştır gidiyor. Kimileri can derdinde, kimileri mal derdinde! Neyse !

Bari bir şiirle veda edeyim sana... Bu tür yazılar yazmakta görüldüğü gibi başarısızım...



YAŞAMAK
Biliyorum, kolay değil yaşamak,
Gönül verip türkü söylemek yar üstüne
Yıldız ışığında dolaşıp geceleri,
Gündüzleri gün ışığında ısınmak,
Şöyle bir fırsat bulup yarım gün,
Yangelebilmek Çamlıca tepesine...
- Bin türlü mavi akar Boğaz'dan-
Her şeyi unutabilmek maviler içinde.

Biliyorum, kolay değil yaşamak,
Ama işte
Bir ölünün hala yatağı sıcak,
Birinin saati işliyor kolunda
Yaşamak kolay değil ya kardeşler,
Ölmek de değil,

Kolay değil bu dünyadan ayrılmak...

Nazım Hikmet


******



İHTİYARLIK

Benim, bardağın, sürahinin
Önümüzdesin, rengin uçmuş.
Bu, eski sevdiğim bir duruş
Elin, içinde benimkinin.

İçelim! Madem ömrümüz hoş
Geçmiş, atmamışız ayrılık
Madem ne bardağımız kırık
Madem ne de sürahimiz boş.

Bir gün ikimizden birimiz
İçmek veya doldurmak için
Burada olmayabiliriz.


******



SON TÜRKÜ

Kaybolmak üzere suya düşen bilezik,
Bak, bütün kırışıklar silindi sudan
Son saatime mi uyandım uykudan
Neden boş geçen yıllardın, içim ezik?

Durdu, beni ölüme götüren kervan
Eski bir şarkı söyleniyor rüzgarda
Duydum ki sevmeyi bilen dudaklarda
Benim ilahilerim hala okunan.

Sevdiğim, ellerime dokunaraktan
Beni çağıran bir eda var sesinde
Bu muydu insanlara son nefesinde
Görüneceğinden söz edilen şeytan?

Sular çekilmeye başladı köklerde
Isınmaz mı acaba ellerimde kan?
Ah! Ne olur bütün güneşler batmadan
Bir türkü daha söyleyeyim bu yerde!..

Orhan Veli



Orhan Veli'den bu kadar şiir okuduktan sonra daha fazla söze gerek yok herhalde.

Bir daha görüşmek üzere...

HOŞÇAKALIN...

9 Aralık 2008 Salı

REKLAMLAR


Selam Günlük,

Görüşmeyeli nasılsın be günlük? Beni sorarsan her eşref-i mahlıkat gibi eşref eşref geçinip gidiyorum. Bugünün tarihini mi soruyorsun? Ne farkeder ki! Sensiz zaman geçmiyor... İnşallah bu uzunca reklam arası senin için iyi geçmiştir.

Ha sana bir de kendimi tanıtacaktım değil mi? Adım Mehmet... Hatırladın mı? Hani şu numarası 659 olan. Neyse boşver!

Reklam arası diyince aklıma geldi. Daha az önce reklamlara şöyle bir göz atıyordum. Ne yönetimde, ne de ekonomide, ne de ithalat ihracatta reklam sanayisinde sahip olduğumuz zirveye ulaşabildik. Bu reklam tanıtımlarının % 42'si yabancı kaynaklı mamuller; geri kalanı ise kendi üretimlerimizi yansıtıyor.

Yabancılar : Neskafe, Profilo, Bridgestone...
Türklerinki: Sabah, Akşam, Milliyet, Hürriyet bir de milli gururumuz Baca Silgibilerinin reklamları.

Genel anlamda reklamın tarihçesi şu:
Radyo ve televizyon varolduğundan beri genel anlamda reklamlar vardır. (Afişler tabi ki hariçtir.)

Bizim konu neydi, bu arada! Haa şu reklam kuşakları... 5-6 Sene önce ve şu andaki reklamlar karşılaştırıldığında , şu anki reklamlar kısa metrajlı bir film sanki. Bu karşılaştırmamı daha iyi anlayabilmen için sana fazla detaylı olmayan iki reklam planı yapacağım:

***


I- (5-6 sene önceki ) Reklam:

1) Tanıtılacak Ürün: Otomatik çamaşır makinesi deterjanı ( Tursil Matik)
2) Amaç : Parası az tutsun, millet namımızı ezberlesin.
3) Süre : 5 saniye civarında...
4) Senaryosu : Tursil matik, Tursil matik, Tursil matik...

***



II-  Reklam (Evrimleşmiş Hali):

1)Tanıtılacak Ürün: Spor gazetesi ( Fanatik)

2)Amaç : Ne olursa olsun; parası ne tutarsa tutsun, gazete futbol fanatiklerine tanıtılmalıdır.
3) Senaryo : Şahıs aracıyla ilerlemektedir. Araç bir trafik lambasına gelir.Yeşil ışık yanmaktadır. Adam arabayı nedense ansızın durdurur. Bu aracın arkasında ise üstü açık volkwagen araba ve bu arabanın içinde iki yaşlı bayan vardır. Arabayı kullanan bayan arabanın yeşil ışık yanarken durmasına bir anlam veremez ve kornaya basar.
Öndeki arabada bulunan şahıs buna bir kızar, bir kızar... Arabadan hırsla çıkar ve garip bir müzik eşliğinde arkadaki araca aheste aheste yürümeye başlar. Yaşlı bayan korkudan , ne farkedecekse önce arabanın kapısını kilitler, sonra camlarını kapar.  Ancak aklına arabanın tavanını kapatmak gelmez. O anda trafik ışığı yaşlı bayanın imdadına yetişir. Sarı ışık yanar. Adam durur, tüm siniriyle sadistçe bir gülümseme atar. Adam sanki trafik ışığını hayatında ilk kez görmüş gibi sarı diye bağırır. Sonra kırmızı ışık yanar. ( Ben bu reklamı ilk izlediğimde adamın renk körü olduğunu sanmış ve yeşil diye bağıracağını sanmıştım.) Ancak adam kırmızı diye bağırır. 
Bundan çıkarılacak sonuç adamın tipik bir Galatasaray fanatiği olmasıdır.
4) Süre : Var gel bunu da sen düşün! ( Günlük)


Valla bu reklamların ne kadar tanıtıcı olduğu bilinmez ama senle bir geyik muhabbetine dalabilmek için güzel kaynaklardı...




33 Kişi sonra görüşmek dileğiyle...
Hoşçakal...

8 Aralık 2008 Pazartesi

TEMEL



Selam Günlük,

Şu an Din dersindeyim. "Türkçe İbadet" tartışmasından sıkılıp sana yazmaya karar verdim...

Beni sorarsan hiç iyi değilim. Çünkü yarın şu üç sınav var:

Biri deneme sınavı, diğerleri Fizik ve Biyoloji.

Olsun, ama ben sana diğer arkadaşlarım gibi şiirle veda etmeyeceğim. Sana ilk bahsedeceğim konu Trabzon insanları ve onlarla özdeşleşen hamsidir.

Bir kere Trabzon insanı çok sıcaktır. Hamsi de çok lezzetlidir. Benim bir çok arkadaşım var Trabzonlu. Bunlardan biri benim için çok önemli, adı Atacan. Sınıfımızın kahkaha makinasıdır. Hamsi kadar kıvrak zekasıyla hepimizi cezbetmektedir...

Şimdi de sınıfımızda oluşturulacak kabinenin bakanlarını yazayım:

Seçkin : Başbakan
Ali : Diyanet İşlerinin kendisine bağlı olduğu, Devlet Bakanı
Ozan : Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı
Mehmet : Orman Bakanı
Çağlar : Çocuk Hakları Bakanı
Çağla : İnsan Hakları Komisyon Üyesi
Neslihan: Kadın Hakları Üyesi
Muratcan: Tarım ve Köy İşleri Bakanı
Fatih : İç İşleri Bakanı
Seçil : Dış İşleri Bakanı ( Japonya'yla arası iyi)
Atacan : Denizcilik ve Turizimden Sorumlu Devlet Bakanı

Mustafa, Sema: Bakanlar, ama ne bakanı oldukları gelmedi aklıma...



Sana diğer bahsetmek istediğim konu Karadeniz insanı ve onların kıvrak zekasıyla doğmuş olan Temel fıkralarıdır.

Karadeniz insanı gerçekten kıvrak zekalıdır. Bu kıvrak zekası bazan garip olaylar meydana getirebilir.
Mesela bir Karadenizli gece sıcaktan uyuyamayıp kaloriferin vanalarını kapatmak yerine , üç saat kaloriferlerin sönmesini beklemesi, bu ilginçliklerden bir tanesidir.

Karadeniz insanının sıcak, sempatik ve üstelik örnekteki gibi ilginç hareketlerinin olması onların halk içinde sevilmesine neden olmuştur.

Şimdi birkaç Karadeniz fıkrasıyla devam etmek istiyorum:


* Öğretmen derste: "Hazreti Yusuf, balinanın karnından sağ çıktı. Bundan büyük mucize düşünelebilir misiniz?"
Öğrenci Temel atılmış: "Tersi daha büyük mucize olurdu!


* Temel, savaşta paraşütçü... Soruyorlar:
- Kaç başarılı atlayış yaptın?
-Bütün yaptığım atlayışlar başarılıydı. Ben de bundan buradayım...


*Temelin beynine kurşun sıkmışlar, kurşun Temel'in beyninde 15 dakika dolanıp durmuş...


* Cemal iki piyango bileti almış. Temel çıkışmış: " Niye iki tane aldın? Büyük ikramiye pi tane...


* Fırtınada rota kaybolmuş. Temel: "Pusula getirin" demiş. "Pusula yok, ne getirelim?" demişler. Temel: " Kelime-i Şahadet!"



Arkadaşlar benden bu kadar. Son olarak Cuma günkü maçımıza hepinizi bekliyorum.

Hoşçakalın...



NOT: Maç bugün... Hepinizi bekliyoruz. Şampiyon takımı görmek istiyorsanız tabi...

(Galatasaray 6 Poğan 1)

5 Aralık 2008 Cuma

BİZİM KÖYÜN İNEKLERİ (OZAN'DAN)



Selam Cefakar  Dost,


Hasene arkadaşım seni unutmasaydı evinde, bu satırları sana doğum günümde yazma fırsatı bulacaktım. Ama canı sağolsun.


Bu yapraklara yazmaya başlamadan önce  Fen Lisesini hedefleyen her arkadaşım gibi çalışıyordum. Ama benim durumum biraz farklı, açıkçası ben çalışmaya çalışıyordum.


Ben kim miyim ?  Dur tanıtayım.  Neredeyse tüm arkadaşlarımın ,yazılarına başlarken, soğukluğundan yakındıkları o orjinal esprilerin sahibi  Ozan... Eğer sen de güzel espri veya fıkralar duymak istiyorsan beklemen lazım. AZ SONRA!

Neredeyse tüm arkadaşlarımın  bahsettiği bir konu da aşk... El insaf, diyeceksiniz, ama ben bir cümlelik bir tanım ve bir dörtlükten sonra konudan uzaklaşacağım.

AŞK... Hislerin en yücesi, bağlanma duygusu...

AŞK
Hünkar beğendi misalidir aşk
Aslını bulmak pek zor
Çiğ köfte misalidir aşk
Acısını ne ben söyleyeyim ne sen sor.
Aşık Ozi. 

Ve  sıra geldi bizim Temel'e:
 1)
  Temel'in karısı bir gün kocasının pantolununun düğmesini dikerken sorar:
_  Biz kadınlar olmasa kim diker sizin düğmelerinizi?
Temel cevap için düşünmez:
_  Siz olmasaydınız düğmeye gerek kalmazdı ki...
2)
Temel'in bir penguen bulduğunu öğrenen arkadaşı Cemal, Temelin yanına gider  ve  o pengueni hayvanat bahçesine götürmesini söyler.
Ertesi gün Temel ile pengueni yolda gören Cemal sorar:
_ Sen hala bunu hayvanat bahçesine götürmedin mi?
Temel cevap verdi:
_ Cötürmez olur muyum,  cötürdüm. Ha şimdi de sinemaya cideyruz...



*******


Seninle bir türküden esinlenerek yazdığım,  arkadaşlarıma okuduğum, ama gerekirse bin defa daha okuyabileceğim bir şiiri paylaşmak istiyorum:


BİZİM  KÖYÜN  İNEKLERİ

inek inek dedikleri
Yalnız ottur yedikleri
Geceleri yastıklarıdır
Test kitabı dedikleri
A,B,C,D şıklarıdır
Sebebi hayatları
Gün be gün ezberlerler
Zamirleri sıfatları
Bu şıklardır tüm dostları
Yoktur sosyal hayatları
Geceleri uykularında
Fen Lisesidir rüyaları
 Fen Liseli dedikleri
En az 90'dır netleri
Su gibi geçince üç yıl
ODTÜ, İTÜ tek dilekleri
ODTÜ, İTÜ dedikleri
Profesördür öğretmenleri
Dört büyük yıl ardından
Mezuniyettir sevinçleri
Dedik ya ottur yedikleri
Ottan kottur giydikleri
ODTÜ, İTÜ'den sonra
Mühendistir dünün inekleri
Mühendis olmasına mühendistir ama
Bir soru takılır kafama
Kalır mı ki geriye bir hatıra
Dersten ve sınavdan başka
Elbet çalışmak lazım
Başarıya giden bu yolda
Ama kopmayalım hayattan
Bozuk sistemin koynunda

Der ki Aşık Ozan dur dinle
Şu dünyaya bir bak hele
İyi güzel çalış ama
Değişmez bu düzen kimya ile fizikle.



NOT:  Okulumuzun basketbol maçlarında bizi taraftar desteğinden mahrum bırakan okul yönetimine teessüf ederim.
YÖNETİM UYUMA
TAKIMINA
SAHİP ÇIK !


Ozan K......
575- 8/A
Öğretmeninden not: Sevgili Ozan, yıllar sonra yazdıklarına baktıkça hayallerinin gerçekleştiğine tanık olduğum için kendimi çok mutlu hissediyorum.
Fen Lisesi dedin, kazandın. İTÜ dedin, başardın. Mühendis Ozan Bey olduğunu bilmek çok gurur verici. Diğer arkadaşların da hedeflerine ulaştılar, ne güzel...
Bayramınız kutlu, yolunuz hep açık olsun...
Hepinizi  sevgiyle kucaklıyorum.

4 Aralık 2008 Perşembe

İYİLİK

11.Ocak 2001
Perşembe



Merhaba Sevgili Günlük,

Uzun bir aradan sonra yine buluştuk. Gerçi her pazartesi ve cuma buluşuyoruz, ama böyle bire bir buluşmak daha anlamlı oluyor. Ben de ne ilginç ne de komik şeyler yazıyorum.

Sana bu sefer iyilikten bahsetmek istiyorum. Tolstoy'un bir sözü var:

" Eğer iyiliğin bir sebebi varsa o artık iyilik değildir. Eğer sonuçları yani ödülü varsa yine iyilik demek değildir. Bundan ötürü iyilik, sebep ve sonuç zincirinin dışındadır."

Bununla, anlaşılıyor ki iyilik sıradan bir şey değildir.

Hayatımızın içine hava, su gibi yerleşmiş sebep-sonuç iyilikte yoktur. İyilik yapan, iyiliğini unutur, ama yapılan asla unutulmaz. İşte bu yüzden en güzel sermaye iyiliktir. Karşılığında size para kazandırmaz, ama dostluklar, arkadaşlıklar kazandırır. Zaten iyilik insanları birbirine bağlayan altın zincirmiş. Şu anda insanlar birbirine pamuk ipliğiyle bağlı olduğuna göre, demek ki iyilik diye bir şey kalmamış. Yapılan iyilikler de çıkar oranında değişiyor. İşte bu yüzden sizlere, iyilik edin denize atın, diyorum.

Şimdi sizlere, benim çok hoşuma giden sözleri okumak istiyorum:


* Yaptığımız şeyler için pişmanlık zamanla geçer, ne var ki; yapmadığımız şeylere pişmanlığın çaresi yoktur.

* Ailen, fırtınalı bir denizden kaçan geminin sığındığı limandır.

* Az söyledim, dikkat ettim kalbini kırmamaya; çekindim kalp kırmaktan, yoksa sözüm çoktur sana...


* Güneşi sevdiğini söylüyorsun
Güneş çıkınca gölgeye kaçıyorsun

Rüzgarı sevdiğini söylüyorsun
Rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun

Yağmuru sevdiğini söylüyorsun
Yağmur çıkınca şemsiyeni açıyorsun

Biliyor musun korkuyorum
Çünkü beni sevdiğini söylüyorsun



Hasene K......
8-A 568