15 Haziran 2009 Pazartesi

SON SAYFA


19 Şubat 2001


Selam,

En son konuğun benim, ne güzel! Ay valla özlemişim seni... Zaten bu günlerde her şeyi özler oldum. Derslere ağırlık vermemin mükafatı özlem duygusu herhalde...

Sana gene güzel bir şeyler ararken buldum. Yine sağ olsun arkadaşlar. Güzel, bir o kadar da komik mailler yollamışlar. Eskiden ben de onları kendi arkadaşlarıma yolluyordum, ama baktım ki, ilerleyen zamanlarda, bu olay mail adreslerini kullanmıyorlar ve mailler siliniyor.


Bu senenin çok güzel olması gerekirken sınıf her zamankinden daha monoton. Son yıl, bu yıl... Unuttuk herhalde! Fen Lisesi sınavı bizi bu hale getirdi. Sınavı kabul eden meclis üyeleri utansın! Zaten haftaya Ereğli Festivali'yle aynı haftaya gelmesinin acısını Seçil'le paylaşıyoruz. Sınavdan sonra atlayacan arabaya vın!.. Neyse sayfam az , bari diğer güzelliklere geçeyim...

Bir ateist ormanda gezerken bir anda kendisini bir ayının pençelerinin arasında bulmuş. Ayı, tam yemeye hazırlanırken ateist, "Tanrım, bana yardım et!" demiş. Gökyüzü kararmış ve derinden bir ses gelmiş: "Bunca yıl bana inanmadın, ölüm anında karar mı değiştiriyorsun?" diye... Ateist ise : "Hayır, beni dindar yapmayın; ayıyı yapın!" demiş. Sonra her şey eski haline dönmüş. Gökyüzü normal rengini almış. Ayı da ateiste bakarak: " Tanrım, izninle orucumu bozuyorum!" demiş.

Daha neler var neler, ama yetmez bana ayrılan şu sayfalara. O yüzden bu iğrenç fıkrayla idare etsin arkadaşlar, ne de olsa onlar bana iki sayfayı layık gördüler!..

Ah arkadaşlar! Az zamanımız kaldı... Tadını çıkaralım. Hele derslerde... Burdan beni duyan hocalarımız derslerinde büyük ayrılığa hazırlanmamız için izin vermelidirler.

Ya okula da yazık!.. Eğer FL'ni kazanırsam, okul takımı en büyük oyuncusunu kaybedecek! Benim gibisi zor bulunur!?

Size doğum günümün yaklaşması nedeniyle 'doğum anımı' anlatmak istiyorum.

9 Mart 1986 akşamı ay, dolunaydı. Yıldızlar dünyaya çok yakındı. Hatta
G. Anadolu'ya bir mucize eseri elektrik gelmişti. Amerika'da halk ilk kez o gün hamburger ve hotdog yemedi. Mecliste ilk defa kavga olmamıştı. Bütün halk, 9 Mart'ta doğacak Power Rongers'a bile taş çıkaracak Ece'yi, yani beni bekliyordu . Ve beklenen ses geldi. " Viyakkkkk! "

Bunu bana yazan kankiME, yani Damalıma teşekkürler yani !...

Ya işte böyle... Hediyeler kabulümdür. Geri çevirmem hani! Gerçi tatil günü de olsa bir dık dıkla bana getirin! Ya da APS'ye verin. Kaybolursa da yenisini alın!

Ey, yeter bu kadr! Yazacak bir şeyim kalmadı sana. Zaten günlük yazmak da bana göre değil!

Son yazının böyle olmasını istemezdim. Diğer hayatında bol şans, bol kahkaha ve anlamlı günler dilerim...

Benden Paso

Pai Pai

Ece G...
8-A




SON SAYFA

BİTTİ

9 Haziran 2009 Salı

KIZLARI HAVUZA ATTIM

14 Şubat 2001
Çarşamba

Selam Günlük,

Tarihten de anlayacağın gibi bugün tüm dünyada SEVGİLİLER GÜNÜ...

Ekranlarda birbirine sıkı sıkı sarılmış sevgililerin resimleri... Bir genç sevdiği kızı doyasıya öpüyor, bir dede karısına koca bir kucak dolusu çiçek hediye ediyor. İki minik ise birbirleriyle dans ediyor. Radyolarda ise günlerden beri süren hummalı Sevgililer Günü özel programları, birbirinden güzel aşk şarkı, şiir ve öyküleri; birbirine şarkı armağan eden insanlar...

Yalnız benim fikrim sevginin sadece bir güne sığdıralamayacağı ve sığdırılmaması gerektiği yönünde. Sevgi doğumdan ölüme, herkesin yaşaması gereken duyguların en güzelidir bence.

Bu bir sevgiliye de duyulur, bir çiçeğe de, bir köpeğe de... Özellikle bu gün, genellikle, sevgilisi olmayanlara geçmek bilmeyen bir asır gibi gelir. Ama bence sevginin yoğun olduğu bu günde herkesin her şeye sevgi duyması önemli. Özellikle de ailesine ve yaşadığı hayata.

Bakıyorum da ben iyice filozoflaşmaya başladım. İyisi mi bu melankolik duygudan "Leman"ın espirileriyle kurtulalım.

İnsanlar Sevgililer Gününde bolca "Seni Seviyorum." derler birbirlerine. İşte zıpır cevaplar:

BEN DE SENİ ÇOK SEVİYORUM, ÇÜNKÜ:

- Canım çekiyor seni!
- Çok methini duymuştum!
- Sevimlisin, şebek gibi!
- O kadar hediye almışsın, ayıp olur demesem!
- Çok masraflı değilsin!
- Birlikte iyi görüntü veriyoruz hayata!
- Sürümden kazanıyorum!
- Biyografimde yerin olsun istedim!
- Kötünün en iyisisin!
- Yalnız olmuyor!
- Bulunsun bir kenarda!
- Bedava menejerlik yapıyorsun bana!
- Mecburen mecburiyetten!

Böyle bir günde Kadir İNANIR'la yapılan bir röportaja yer vermezsem ayıp olur...

* KADİR İNANIR: BİR YEŞİLÇAM GELENEĞİDİR BU! *

- Kadir Bey, mesaj olayları doğru mu?
- Doğru!.. Ben çalıştığım herkese mesaj yollarım... Cep telefonu yokken de böyleydi bu... Türkan Şoray'a , Fatma Girik'e yolladığım posta güvercininin haddi hesabı yoktur... Bir Yeşilçam geleneğidir bu! Bizde adet böyledir... Güzeli ağlatırlar, aman. Çelik'i söyletirler!..

- "Dizide aşk çifti oynuyoruz, yakınlaşmamız lazım." demişsiniz...
- Demişimdir... Ruhen hazır olmak için... Bi filmde Ekrem Bora'yı derede boğuyordum, çekimden önce defalarca kafasını küvete sokup çıkardım... Çocuk oyuncağı diil bu işler... Mankenle, madrabazla yürümez!.. Yürümez!..

- Peki "Beni reddedenin Allah boynunu büker." şeklinde bir lafınız oldu mu?
- Olmuştur... Ya da olmamıştır... Çok sorma...

- Durduk yerde ne diye basın toplantısı yaptılar sizce?
- Şöhret olmaya çalışıyorlar... Duydum, o kız güzellik yarışmasına katılacakmış... Yanındaki çocuk da ilk kasedini çıkarmaya çalışıyormuş... Hep tezgah bunlar... Kadir bilmez insanlar... Oysa ben onların namusunu korudum... Sette katı prensiplerim vardır; namus korurum, gönül alırım...

- Son olarak ne diyorsunuz?
- Bu aşama "ince ayar" aşamasıdır... Yeter, bitti!..


Ve sizlere birkaç soru sormam gerektiği aklıma geldi. Umarım pratik zekalarınız ölçüsünde kolayca yanıtlarsınız!..

1- Hayat niye kısadır ve de değer bir kızadır?
2-Sırıkla atlamanın sırığa faydası nedir?
3-Her koyun "hangi" kendi bacağından asılır?
4-"Üç aşağı, beş yukarı" tam olarak neresidir?
5-"İki inatçı keçi" hikayesinde köprünün, derenin, çobanın ve yöre halkının hiç suçu yok mudur?
6-İstanbul'da dağ taş tamamen bina olunca mı, fetih tamamlanmış olacak?


Ve son olarak da günün anlam ve önemini belirten bir Mahsun şarkısıyla sana veda ediyorum. Beni özle anacığım... BYE!..

ÖNCE İNSANIM

Ezilmişten yana oldum
Sen solcusun dediler
Ülkemi sevdim diye
Sen sağcısın dediler
Namaz kıldım, oruç tuttum
Sen yobazsın dediler
Yoruldum, yoruldum,
Yoruldum artık!

Marul yedim diye
Vejeteryan dediler
Alem buysa kral benim dedim
Monarşik dediler
Diskoya gittim, dans ettim
Tiki dediler
Yoruldum, yoruldum
Yoruldum artık!

Bir kediyi okşadım
Satanist dediler
"Dolgun saçlı kız,
Beni ara" yazdım
TRENDY dediler
Bir keresinde İzmir'de bana
Yanlışlıkla "Alişan" dediler
Yoruldum, yoruldum
Yoruldum artık!

Yıkılmadım ayaktayım, dedim
"Buyur otur" dediler
Sen maçosun, dediler
O kadarcık imaj
Kadı kızında da olur, dedim
Klibimde kızları havuza attım
Fetişistsin dediler
Yoruldum, yoruldum
Yoruldum artık!

Seda Hanımla sevgili oldum
Sen çapkınsın dediler
Neticede ayrıldık
Vefasızsın dediler
Bir klisede vaaz verdim
Sen papazsın dediler
Yoruldum, yoruldum
Yoruldum artık!

"Dağlar oy oy oy" dedim
Alternatif sporcu dediler
"Yollar oy oy oy" dedim
Trakingci dediler
Attım kendimi zirveden, karıştım halkıma
Bonci comping yapıyor, dediler
Yoruldum, yoruldum
Yoruldum artık!



*Not: İki saattir yazıyorum, valla ben de yoruldum artık...
*Not: Sağol Leman, sağol Çağla... Ahhh siz olmasaydınız!..

GÖRÜŞMEK ÜZERE...


Gamze B.....
8/A 923





4 Nisan 2009 Cumartesi

ERMENİ TASARISI



Merhaba Günlük,

Her şeyin başı sağlık diyerek aklımdan geçenleri sana yazmak istiyorum. Aslında yazacak pek fazla bir şey bulamıyorum ama yine de yazacağım.

Sana en son televizyonlarımızda izlediğimiz trajedileri yazmıştım. Bu konularda yeni bireyler yazmak isterdim, ama ne yazık ki her şeyde olduğu gibi televizyon konusunda da yenilik ya da güzel programlar yaratma gibi bir amacımız yok. Nasıl olsa insanlar magazin programlarını çok seviyorlar. Daha fazlasına gerek duyulmuyor.

Benim anlamadığım bir şey var. Neden sanatçıların özel hayatı bu kadar merak ediliyor? Artık haberlerde bile Seda Sayan'ın boşandığını, Mahsun'un artık yorulduğunu , Özcan Deniz'in aslan gibi dimdik ayakta olduğunu gösterirler ki olacak iş değil.

Aslında tüm bunların yanında daha önemli olaylar da var. Fransa'nın Ermeni tasarısını kabul etmesi, Gaffar Okkan ve beş polisin şehit olması... Şeyhler ve tarikatlar! YÖK kaldırılmalı mı, kaldırılmamalı mı?

Ama biz bunları bir yana bırakıyoruz. Manşetlere "Banu Alkan gibi bir büyük, hem de kocaman sanatçımızın ' Güzelliğim ve zekam çalışıyor!' sözünü koymayı tercih ediyoruz." Olsun o da güzel! Banu Alkan'ı kastetmediğimi belirteyim.

Biraz on beş tatilimden bahsedeyim ve artık bitireyim. Ben hem ders çalıştım, hem gezdim, hem de top oynadım. Ama bunları bir arada götüremeyen arkadaşlar, fazla soru çözenlere değişik bir surat ifadesiyle bakıyorlar. Aslında sözlerime her şeyin başı sağlık dememin sebebi sömestri tatiline hasta girmem ve ikinci dönemin başına hasta girmemdi. Sağlık olsun yeter! Sağlık ve mutluluk başarıyı getiriyor. Tabi aşklar da peşinden geliyor.

Aşk demişken, arkadaşlar sevgiden ve aşktan bahsettiler. Bu kavramları kendi dinleriyle açıklamaya çalıştılar. Bence aşkın tanımını kimse yapamaz. Ama ... aşk... ona yazdığınız aşk şiirlerini vermek ve ömür boyu o şiirleri defter ortasında saklamaktır desem, aşkın biraz olsun tanımını yapabilirim.


Sizlere öğrenciyi en iyi anlatan birkaç parçayla veda edeceğim:

Önce bir diyalog:

- İyi günler hanımefendi.
- Buyrun...
- Sizde dayanışma var mı?
- Dayanışma mı? Yoo.
- Yo, demek öyle! Peki MTK var mı?
- MTK mi?
- Yani , "Maça Toplu Kaçış Sistemi "
- Maalesef!
- Örneğin sınıfta birisi hasta oldu. Ziyaret hakkınız var mı?
- Nasıl olur Beyefendi?
- Yok mu? Allah bilir sizin KS merkeziniz de yoktur?
- Pardon?
- KS canım. "Kopya Satış Merkezi".
- Siz neler söylüyorsunuz?
- Nasıl olur hanımefendi? Burası 8-A değil mi?
- Hayır! Bir yan sınıfa lütfen...
- Pardon, çok pardon!


Tabi ki bu bizim bildiğimiz asil, çalışkan ve yüce 8-A değil. ZAAL'dan mezun olan 8-A öğrencilerinin oluşturduğu bir diyalog...

Son bir şey ve bitiyor...

S..... Bey'in adresini vermeyi unuttular galiba. Ben vereyim:

Uyuz eşekler gibi bağırmayın mahallesi, kendinizi Karşıyaka Kız Meslek Lisesinde mi sandınız sokak, hazırol apartmanı, no 43.

Sizi sıktığım için özür dilerim. İyi derslar...


8-A

3 Mart 2009 Salı

TÜRKİYE'NİN ÜÇ KARİZMATİK İSMİ

8 Şubat 2001
Perşembe

Merhaba Günlük,

Biliyorsun ki tatil bitmek üzere... Galiba son kez yazıyorum. Zaten sen de sıkılmışsındır benden. En iyisi hemen yazacaklarıma geçmek.

İşte Türkiye'nin üç karizmatik ismi:


*Murat Demirel:

Bir banka vardı ya, kayıtlarda
Ben soydum.
Bir çek vardı ya, hesaplarda
Ben çektim.
Kasa dolu değilmiş, öyle değilmiş
Ben gördüm.
Hırsız deme değilim, arsız deme değilim
Sadece masumum.


*Nuri Ergin:

Bir kodes vardı ya, uzaklarda
Ben girdim.
Birkaç mahkum vardı ya, savunmasız koğuşlarda
Ben kestim.
Alem delikanlı değilmiş , öyle değilmiş
Ben gördüm.
Çete deme değilim, mafya deme değilim
Ben özgürüm, sadece özgürüm


*Vatandaş:


Bir sabit ücret vardı ya, faturalarda
Ben verdim.
Bir cinayet vardı ya, faili meçhul , her yerde
Ben öldüm.
Hazır kart sınırsız değilmiş , öyle değilmiş
Ben gördüm.
Memur deme değilim, emekli deme değilim
Ben vatandaşım, sadece vatandaşım.


Tekrar görüşene dek, HOŞÇAKAL!

Çağdaş E.... E..

28 Şubat 2009 Cumartesi

HEM KIYAKÇI HEM HOVARDA


5 Şubat 2001
Pazartesi


Selam Günlük,

Bugün bir değişiklik yaparak sana şiir yazmak istedim. Umarım beğenirsiniz.


KELOĞLAN DER Kİ...

Eşeği saldım çayıra
Mevlam memuru kayıra
Sonumuz gitmez hayıra
Bizi aç bırakan utansın

Kader bize hiç gülmedi
Zam arkası kesilmedi
Hakça düzen kurulmadı
Hortumular utansın

Banka battı neyimize
Kazık girdi hepimize
Artık tak etti canımıza
Batıranlar utansın

Açlar toklar bir arada
Yem olmuşuz , kurda kuşa
Hem kıyakçı , hem hovarda
Çıkarcılar utansın

İnek sattın vekil oldun
Sinek iken arı oldun
Erkek iken dişi oldun
Neşterciler utansın

Hazine bir dipsiz kuyu
Siyasetin çirkin huyu
Vatandaş sen ayakta uyu...


HOŞÇAKAL...
Çağdaş E.... E...

25 Şubat 2009 Çarşamba

WANTED


2 Şubat 2001
Cuma


Merhaba Günlük,

Bugün dershanede deneme sınavımız vardı. Ve bu kez sınav pek iyi geçmedi. Sonuç olarak evde babamın garip soruları ve tavsiyeleri karşısında bunalmak zorunda kaldım. Artık buna bir son vermek gerekiyor. Galiba çözüm, kendimize göre anne ve babalar bulmakta...

WANTED

Karnede kırık notu olunca kızmayan, sınav sonraları sakin olan, evi bir anda ringe çevirmeyen , akşamları televizyon seyrettiren, bilgisayar oyunlarını zevkle izleyen , yüzü hep gülen, daima "çalış" demeyen otuz dört adet anne baba aranmaktadır. Bu niteliklere sahip olanların 8-A sınıfı başkanı , yüce insan Seçkin K....'e başvurmaları rica olunur.

Şimdilik HOŞÇAKAL !..

Çağdaş E.... E.. .

23 Şubat 2009 Pazartesi

ISPANAK MAHKEMESİ


30 Ocak 2001
Salı


Merhaba Günlük,

Geçen akşam patates karargahında vukubulan cinayette acı patlıcanın oğlu deli domates tarlada on sekiz yerinden bıçakla yaralanmış.

Emniyet görevlisi kabak ve emniyet müdürü hıyar tahkikata girişmişler. Tahkikat neticesinde deli domatesin suçlu olduğu ortaya konularak yakalanıp ıspanak mahkemesine teslim edilmiştir. Bir hayli sinirlenen müddeymün turp efendi hiddetinden kıpkırmızı kesilmiştir.

Sebzeler kanununun 17. maddesinin 118. fıkrasının C bendi gereğince deli domatesin salata yapılmasına karar vermiştir. Bunu duyan deli domates alkanlar içerisinde yerlere serilmiştir. Yarası sirke ve zeytinyağıyla pansuman yapılıp tuz ve biberle ilaçlanarak boğaziçi hastanesine gönderilmiştir.

Tedavi esnasında hastanenin bahçesinde gezerken kendisini mengenenin arasına kıstırarak felç olmuştur. Buradan yuvarlanıp asvaltı tünelden geçip hastanenin mide kliniğine gelmiştir. Deli domatesin bünyesi iyice zayıflamış olduğundan ameliyata dayanamayarak ölmüştür.

Lüzumlu kısmı ise burada bırakarak geri kalan kısmı ise hastanenin arka kapısından dışarı çıkartılmıştır.

Tekrar görüşünceye dek HOŞÇAKAL!..

Çağdaş E... E..

19 Şubat 2009 Perşembe

O ANDA KÖPEK OLMAYI GALİBA İSTEDİM

26 Ocak 2001
Mübarek Gün


Selam Günlük,


İkinci kez sana yazmak aslında benim için önemini yitirmişti. Ama senin bana tatil arefesinde gelmiş olman ve on sekiz gün boyunca sana istediğim gibi yazacak olmam önemini arttırdı.


Bugün karneleri aldık ve iki haftalık ufacık bir tatile girdik. Tatil diyorum, ama dinlenme konusunda pek emin değilim. Galiba çalışmaya devam edeceğim. Hem de daha yüksek bir çalışma temposuyla. Anlayacağın tam tatil olmayacak...

Şimdi bunları bir kenara bırakma zamanı geldi. Sana yazmak istediğim bir konu var: Hayvanlar ve Sahipleri...

Bildiğimiz gibi hayvan sahiplerinin sık sık karşılaştığı saçma bir soru var:
"Isırır mı?"
Hayvanların köpek, kedi veya kuş olması hiç farketmiyor. Bu soruyu soran şahıs, hayvan sahibinin hayvanla devamlı mülakat halinde olduğunu zannediyor, herhalde. Hayvan sahibi nereden bilsin hayvanın ısırıp ısırmayacağını, o hayvanın o anki psikolojisine bağlı...

Hayvan sahipleri de az değil, onların da çok ilginç tavırları var. Geçenlerde, sahibi ile dolaşmakta olan bir köpeğin saldırısına uğradım. Köpek de köpek hani! Dalgın dalgın dolaşıyor olsam bir lokmada kolumu midesine indirecekti. Neyse ki parçalanmaktan son anda kurtuldum ve köpeğin sahibi bana :
"Kokma, aşısı var!"
dedi. O anda bir köpek olmayı galiba istedim. Çünkü içgüdüsel olarak o adamı parçalama ihtiyacı duydum. Adamın dediğine bakar mısınız? "Korkma aşısı var!" Ohhh!.. O zaman aşısı var diye yesin beni köpek...

Şimdilik bu kadar, yeniden görüşmek üzere...

HOŞÇAKAL!


Çağdaş E.... E..
8-A


10 Şubat 2009 Salı

EN ÇOK TARTIŞILAN SORULAR

23 Ocak 2001


Sevgili Günlük,

Yoğun ve sıkıcı bir dönemin sonunda seninle yeniden buluşmak gerçekten güzel.

Eee sence nasıldı bu dönem? Karnende kaç dördün var? Tamam canım sinirlenme hemen, her öğrencinin başına gelebilir bunlar. Ahhh ! şu öğretmenler yok mu? Hiç anlamıyorlar öğrencinin halinden !

Bu arada adım Seçkin... 894 numaralı öğrenci. Karnemden bahsetmiyorum. Zaten nasıl olduğunu tahmin edersin.

Şöyle bir günlüğün sayfalarını karıştırdım da en çok güldüğüm şey Caner'in Bakanlar Kurulu oldu. Ben de sınıfımızın kahramanlarını ünlülerle özdeşleştireyim dedim ve yoğun çalışmalarım sonucunda ortaya şunlar çıktı:

Ozan : IMF Türkiye Sorumlusu Tarlo Catarelli
Atacan: İsmail Türüt
Ali : Hasan Mezarcı
Hasan: Mustafa Denizli
Mustafa: Hidayet Türkoğlu
Cansu : Panter Emel
Tugrul: Tarık Akan
Neslihan A: Duygu Asena
Kuntay: Baykal Kent
Murat Can: Kemal Sunal
Caner : M.Ali Erbil
Burç : Bill Clinton
Oğuz : Memoli
Ece : Aysu
Engin : Aynalı Tahir
Hakan: Pire Ferhat
Fatih: Erkek Güzeli Sefil Bilo


Neyse şimdi bu dönemin en çok tartışılan soruları geliyor :

1. Kürtçe TV olmalı mı olmamalı mı ?
2. İbadet Arapça mı Türkçe mi yapılmalı ?
3. Af çıksın mı çıkmasın mı ?
4. AB'ye girmeli mi girmemeli mi ?
5. Emin misiniz, son kararınız mı ?
6. Oğlum siz Türkçe anlamıyor musunuz?

Benden bu seferlik bu kadar. Kendine iyi bak. Sağlıcakla kal...


NOT:
Dönem boyunca onları çok kızdırdığımız halde, bize tepki göstermeyen, hep boşveren arkadaşlarımız Ali, Atacan ve M. Can'a ;
Okulumuzu en iyi şekilde temsil eden şampiyon futbol takımı üyelerimiz Caner, Çağdaş ve Hasan'a ;
Tüm maçlarımıza gelen en vefalı seyirci Ece'ye;
İngilizce derslerinde tüm fikirlerime katılan, takım arkadaşım Ozan'a TEŞEKKÜRLER...

Seçkin K......
8-A