4 Nisan 2009 Cumartesi

ERMENİ TASARISI



Merhaba Günlük,

Her şeyin başı sağlık diyerek aklımdan geçenleri sana yazmak istiyorum. Aslında yazacak pek fazla bir şey bulamıyorum ama yine de yazacağım.

Sana en son televizyonlarımızda izlediğimiz trajedileri yazmıştım. Bu konularda yeni bireyler yazmak isterdim, ama ne yazık ki her şeyde olduğu gibi televizyon konusunda da yenilik ya da güzel programlar yaratma gibi bir amacımız yok. Nasıl olsa insanlar magazin programlarını çok seviyorlar. Daha fazlasına gerek duyulmuyor.

Benim anlamadığım bir şey var. Neden sanatçıların özel hayatı bu kadar merak ediliyor? Artık haberlerde bile Seda Sayan'ın boşandığını, Mahsun'un artık yorulduğunu , Özcan Deniz'in aslan gibi dimdik ayakta olduğunu gösterirler ki olacak iş değil.

Aslında tüm bunların yanında daha önemli olaylar da var. Fransa'nın Ermeni tasarısını kabul etmesi, Gaffar Okkan ve beş polisin şehit olması... Şeyhler ve tarikatlar! YÖK kaldırılmalı mı, kaldırılmamalı mı?

Ama biz bunları bir yana bırakıyoruz. Manşetlere "Banu Alkan gibi bir büyük, hem de kocaman sanatçımızın ' Güzelliğim ve zekam çalışıyor!' sözünü koymayı tercih ediyoruz." Olsun o da güzel! Banu Alkan'ı kastetmediğimi belirteyim.

Biraz on beş tatilimden bahsedeyim ve artık bitireyim. Ben hem ders çalıştım, hem gezdim, hem de top oynadım. Ama bunları bir arada götüremeyen arkadaşlar, fazla soru çözenlere değişik bir surat ifadesiyle bakıyorlar. Aslında sözlerime her şeyin başı sağlık dememin sebebi sömestri tatiline hasta girmem ve ikinci dönemin başına hasta girmemdi. Sağlık olsun yeter! Sağlık ve mutluluk başarıyı getiriyor. Tabi aşklar da peşinden geliyor.

Aşk demişken, arkadaşlar sevgiden ve aşktan bahsettiler. Bu kavramları kendi dinleriyle açıklamaya çalıştılar. Bence aşkın tanımını kimse yapamaz. Ama ... aşk... ona yazdığınız aşk şiirlerini vermek ve ömür boyu o şiirleri defter ortasında saklamaktır desem, aşkın biraz olsun tanımını yapabilirim.


Sizlere öğrenciyi en iyi anlatan birkaç parçayla veda edeceğim:

Önce bir diyalog:

- İyi günler hanımefendi.
- Buyrun...
- Sizde dayanışma var mı?
- Dayanışma mı? Yoo.
- Yo, demek öyle! Peki MTK var mı?
- MTK mi?
- Yani , "Maça Toplu Kaçış Sistemi "
- Maalesef!
- Örneğin sınıfta birisi hasta oldu. Ziyaret hakkınız var mı?
- Nasıl olur Beyefendi?
- Yok mu? Allah bilir sizin KS merkeziniz de yoktur?
- Pardon?
- KS canım. "Kopya Satış Merkezi".
- Siz neler söylüyorsunuz?
- Nasıl olur hanımefendi? Burası 8-A değil mi?
- Hayır! Bir yan sınıfa lütfen...
- Pardon, çok pardon!


Tabi ki bu bizim bildiğimiz asil, çalışkan ve yüce 8-A değil. ZAAL'dan mezun olan 8-A öğrencilerinin oluşturduğu bir diyalog...

Son bir şey ve bitiyor...

S..... Bey'in adresini vermeyi unuttular galiba. Ben vereyim:

Uyuz eşekler gibi bağırmayın mahallesi, kendinizi Karşıyaka Kız Meslek Lisesinde mi sandınız sokak, hazırol apartmanı, no 43.

Sizi sıktığım için özür dilerim. İyi derslar...


8-A