30 Nisan 2008 Çarşamba

MERHABA GÜNLÜK

Ben Cansu. Sınıfın en gevezelerinden biriyimdir.
Sana bir şeyler yazmadan önce diğer arkadaşlarımın yazdıklarını okudum.Günlük diye seslendiğimizin aslında 34 kişiden oluşan bir sınıf olması çok garip. Bu nedenle sana bu ilk tanışmamız falan filan gibi laflar etmeyeceğim.

Bu aralar bir kitap okuyorum. Her ne kadar bu isteyerek ve severek okuduğum ilk kitap olsa da... Leo Buscaglia'nın bir kitabı. " Dokuz Numaralı Otobüsle Cennete ". Anladığım kadarıyla yazar bize hayat hakkında ne kadar çok yanılgıya düştüğümüzü vurgulamak istiyor.
Hayat, sınırsız beklentilerden ibaret olmamalıdır. Hayat , bir şeyleri planlarken ya da beklerken geçirdiğimiz zamandır. Sena'nın da günlüğe yazdığı gibi " Yaşam , biz başka planlar yapmakla meşgulken , olagelen şeylerdir. Belki de Tanrı bizleri dünyaya , zamanımızı nasıl geçirdiğimizi ( değerlendirdiğimizi ) ölçmek amacıyla göndermiştir.

Hayatı; neşeyle geçirmek lazım,mutlulukla... Kuşkuyla, bekleyişle değil. Leo Buscaglia da kitabında sonu hayal kırıklığıyla biten bekleyişine bir örnek vermiş :
" Boşa çıkan umutların insanı nasıl kırabildiğini çok eskiden bilirim. Bu dersi hiçbir zaman da unutmadım. İlk öğrenişim , yeni yetme yaşlarımda bir Noel günü oldu. Birdenbire evin salonundaki Noel Ağacının altında , aklıma gelebilecek en kocaman hediye paketini gördüm. Boyu benim boyumun iki katıydı. Üstelik üzerinde benim ismim yazıyordu. Noel'den önce , iki hafta boyunca o hediye ötekilerin arasında öyle boy göstermişti. İçindekinin ne olabileceği konusundaki sırrı asla açığa vurmamıştı.

Bana sonsuz gibi gelmişti o iki hafta... Başka hiçbir şey düşünemez olmuştum. Paketin boyundan ve esrarengizliğinden ötürü zihnim hayallerle doluyor, çevremi sihirli bir hava bürüyordu.

Sonunda günü geldi. Ailem kutlama töreni için toplandı. Günün olayı benim paketi açmam olacaktı. İki haftadan beri o anı ne umutlarla bekliyordum. Açarken bile içimde bir hayal kırıklığının başladığını şimdi hatırlıyorum. Büyük esrar sona eriyordu. Artık o konuda hayal kuramayacaktım.

Kutuda Loure amcanın uzun çabalar sonucu kendi elleriyle yaptığı çalışma masası vardı. Elbette ki çok güzeldi... Üstelik çok da gerekliydi. Ama o ana kadar benim umutlarım , bu dünyada var olan hiçbir şeyin doyuramayacağı kadar büyümüştü. Ne bekliyordum ? Tanrı bilir... "

Peki yazarın bahsettiklerinden sonra soruyorum :
Bu mudur hayat ? Sabırsızlık mı ? Hayal kırıklığı mı ?
Bunun cevabını size bırakıyorum. Ama düşünürken şunu da unutmayın !

Ömrümüz sonsuz değil. Bir gün bitecek. Bize vadedilen süreyi en güzel şekilde geçirmek hakkımız. Neden bu hakkı en iyi şekilde değerlendirmeyelim.

Sevgilerle...
Cansu D.......
369- 8/A

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Hocam cok tesekkürler..Yıllar sonra bu yazıları okumak beni çok şaşırttı,çok mutlu etti.Saygılarımı sunuyorum.