5 Mayıs 2008 Pazartesi

BANA GÜLMESİNİ ÖĞRETMEDİLER

8 Kasım 2000
Çarşamba
17.30 suları...


Sevgili Günlüğümüz,

Merhaba... Bu akşam ne yapsam acaba diye düşünürken birden sen aklıma geldin. Hadi ben de günlüğün bingo beyazlığındaki yapraklarını gıdıklayayım, dedim.

Sen kimsin, daha tanışmadan bu ne samimiyet ? diyeceksin tabii
ki ... Ben kimim yahu ?

Merak etme... Ben o Beyaz Atlı Prensler'den, James Bond'lardan , Aşk Tanımlayıcı'larından biri falan değilim. Benim seni ve dolayısıyla sınıfı güldürecek Kuzey Kutup Noktası soğukluğunda esprilerim de yok... " Ben biliyorum klasik giriş yaptım." diyenlerden de değilim.

Peki ben kimim ? Çok mu merak ediyorsun ?

Arkadaşlar, bana Seçkin derler... Ya da bazıları Seço... Aslında bu ilkokuldan kalma bir lakap. Sen de bana Seço diyebilirsin bundan sonra...

Çantamı açtığımda seni görmeden önce bu akşam ne yapsam , diye düşünüyordum. Gerçekten de düşünüyordum. Bu akşam ne yapsam ? Sanki yapacak çok şeyin var ! diyerek güleceksin şimdi bana sen... Aslında haklısın. ZAAL 8-A sınıfının bir öğrencisiyim ben. Parantez içinde İNEK yazmam gerekirdi ama zaten sen anlamışsındır. Ne yapabilir ki ben ve benim gibiler, bu akşam ve diğer akşamlar ?..

Tabii ki test çözeceğim, test çözeceğim ve sonra da yanlışlarımın neden kaynaklandığını düşünüp boşu boşuna üzüleceğim. Sence nasıl bir akşam olur bu ?

Senin veya başka insanların cevaplarına da pek ihtiyacım olmayacak aslında. Elimden gelenin en iyisini yapabilmek için Tek çarem çalışmak. Parantes içinde veya dışında " Amacım Fen Lisesini Kazanmak " demiyorum. Çünkü eminim bunu da anlamışsındır. Eeee ne de olsa sen ........'ın ilk 34 kişisinin sayfalarını gıdıkladığı bir günlüksün... Bir daha ve son kez eminim ki bu sözlerden sonra " Değerini bil." diyemeyeceğimi de anlamışsındır.

Klasik bir giriş yapmadım ama , hiç kusura bakma, bitiş biraz klasik olacak. Çünkü ne kadar düşündüysem de orijinal bir bitiş cümlesi bulamadım. Neyse bu kadar boş laf yeter. Sana güzel olduğunu düşündüğüm bir şiirle veda ediyorum. Kendine iyi bak. Umarım Çağdaş'ın söyleyeceklerini de şıp diye anlarsın. Kendine iyi bak.

Not: Tarih yazılım, uzun ve stresli bir çalışma sürecinden sonra
"Çok iyi geçti." , artık "grev" yapabilirim.

SEN AĞLAMA

Ben ağlayan şairim
Bana gülmesini öğretmediler
Eğil de bir bak mahsun yüzüme
Anlatır sana çektiklerimi
Birer bıçak yarası gibi
Alnımdaki çizgiler

Ben mutluluk nedir bilmem
Saçlarım okşanmaya alışık değil
Hep böyle dalıp gider gözlerim
Ve ne zaman düşünsem geçen günleri
Bir karanlık basar içimi
Aydınlık değil.

Seni nasıl severim bilirsin
Nasıl yanarım özlemler içinde
Bastığın yerler cennet olur
Bilirim en serin rüzgarlarla gelirsin
Yine de yanar tutuşurum ben
Cehennemler içinde.

En mutlu sandığın yerde kederliyim
Ben seninle sensizliği düşünürüm
Bir korku düşer içime apansız
Burkulur yüreğim
Seni şiirlerimle bin yıl yaşatır da
Bin defa ölürüm.

Bir gün yokluğum bir gölge gibi
Düşüverirse gözlerine
Ağlayan şairini unutma, emi ?
Unutma o günde kapanış dizelerine
Kendi yokluğuma kendim ağlarım
SEN AĞLAMA
SEN AĞLAMA...

( Ümit Yaşar)


Seçkin K.....
894

Hiç yorum yok: