1 Kasım 2000
Çarşamba
Merhaba Günlük,
Yazmak için nihayet sıra bana geldi... Önceden ne yazsam diye kafamda planlama yapıyordum. Bazen bazı kişilere mesajlar yollasam diye düşünüyor, bazen de şiir yazarım diye düşünüyordum. Ancak bunların hiçbiri olmayacak. Çünkü yarın Türkçe yazılımız var ve ben çalışmak zorundayım. Ama sen yanlış anlama, ne kadar istemiyor gibi görünsem de ben de sana yazmayı, seninle birşeyler paylaşmayı istiyorum. Ama zaman çok az, inan bana...
Dikkat ettim, çoğunluk olarak birçok kişi "aşka veya Ozan'ın soğuk esprilerine " değinmiş. Fakat ben bunlardan ziyade başka bir konu üzerinde durmak istiyorum.
Dostluk ve arkadaşlık...
Burası benim yedinci okulum. Tabii olarak birçok arkadaşım oldu. Ancak ilişkimi hala sürdürdüklerim yani dostlarım, parmakla sayılacak kadar az. Peki ya sizin ? En azından bu sınıfta kötü bir gününüzde adınıza üzülecek kaç kişi var ? Tabii şimdi dost kılığına bürünenler de var. Yeni birini bulunca sizi yolda bırakırlar ya da argo bir tabirle , sizi satarlar... Ziya Paşa'nın bu durumla bağdaşan güzel bir sözü var:
" Dost sanma, şanlı vaktinde dost olanı
Dost bil, gamlı vaktinde elinden tutanı... "
Ayrıca Atatürk de çok güzel bir söz söylemiş :
" Samimi dostlar , sevdikleri tarafından bir işkenceye mahkumdurlar. O işkence sevdiklerinin dertlerini dinlemektir."
Ayrıca Herrick Johnson adlı bir kişi de bir söz söylemiş arkadaşlık hakkında :
" Bir filozofa sormuşlar :
-Kaç çeşit dost vardır ?
-Üç...
demiş.
-Birincisi ekmek gibidir. Onu her gün ararsınız. İkincisi ilaç gibidir, gerektiğinde ararsınız. Üçüncüsü hastalık gibidir, o sizi arar bulur... "
Eğer bu üç çeşit dost bir kişide toplanmışsa ve siz bu kişinin gerçek dost olduğuna inanıyorsanız peşinden koşun. Sizi istemiyorsa üsteleyin, baktınız yüzünü çeviriyorsa bırakın gitsin, ama siz yine de unutmayın ki karşıdaki kişi sevgisini göstermekten korkuyor olabilir...
Hasene K.....
8/A - 568
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder